28 Mayıs 2013 Salı

Küçük Kara Balık - Samed Behrengi

Ne kadar araştırsam da Samed Behrengi'nin Küçük Kara Balık'ı hangi yıl yazdığını bulamadım. Ancak tahminime göre 1966 - 1968 yılları arasında bir tarihte yazıldı. Zira Behrengi ilk masalını 1966 yılında yazmış ve Küçük Kara Balık 1968'de Çocuk Kitapları Şurası tarafından İran'da yılın kitabı seçilmiş. Dünyada pek çok ödül alan bu kitap 12 Eylül Askeri darbesinden sonra Türkiye'de yasaklanmış ve İran'da ise hala yasaklı kitaplar arasındaymış. Yasaklanmak istenmesinden de anlaşılacağı üzere, masal kitabı olsa da, toplumun dayattığı dogmaları sorgulamak ve her ne pahasına olursa olsun bunlara direnebilmeyi anlatır. Bu masalı biraz hüzünlenerek okudum. Bu hüznümün en büyük sebebi Behrengi'nin bu güzel masalları yazdıktan sonra şüpheli bir şekilde genç yaşında ölümü. Tebriz doğumlu ve Azeri kökenli olan Behrengi İran'da köy öğretmenliği yapmış ve Azerbaycan kırsal kesiminde Türk halk masallarını derleyerek kendi alegorik masallarını yazmıştır. Küçük Kara Balık'ta yaşadığı derenin sonunu merak eden ve dünyayı keşfetmek isteyen bir balığın macerası anlatılır: "Anneciğim ben istemiyorumbu günden sonra boş boş dolaşmak. Artık tek amacım var; içinde yaşadığımız bu derenin sonuna ulaşmak!"  Bu balığın bu isteğini duyan annesi ve derenin yaşlı balıkların ona hiç de anlayış göstermezler. Özellikle yaşlı balıklar (ki bu balıklar kendileri isteyipte gençliklerinde bu macerayı gerçekleştirememiş gibiler) kara balığın çok üstüne giderler ve kaçmasa neredeyse onu öldüreceklerdir. Kaçarak macerasına başlayan küçük kara balık, önce bir çağlayandan gölete atlar ve kurbağa yavrularıyla karşılaşır. Sonrasında göletin ırmağa bağlandığı yerden ilerleyerek başka balıklarla tanışır, balıkların korkulu rüyası pelikan ile karşılaşır. Irmakta bir kertenkelenin kendisine verdiği bıçak ile yoluna devam eden küçük kara balık denize ulaştığında karabatak ve testere balığı gibi tehlikelerle de karşılaşacaktır. Bu macera boyunca kara balığın değişik yerlerde edindiği tecrübeleri ve verdiği hayat derslerini okumak oldukça keyifli. Kitabı -hangi yaşta olursa olsun- henüz okumamış herkese tavsiye ediyorum.
 
"Ölüm korkutmuyor beni eskisi gibi artık, diye düşünmüş küçük kara balık. Biliyorum ki, herkesi bulan ölüm, mutlaka beni de bulacak. Önemli olan, yaşamımın ve ölümümün başkaları üstünde etkisi ne olacak?"

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Aşk - Toni Morrison

1993 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Toni Morrison bu romanında siyah kadınların yaşantısını ve hayata bakışlarını irdelemiş. Duyduğum kadarıyla diğer romanları da benzer konulara sahip (Katran Bebek veya Sula romanları). Nedense kitaptan çok fazla bir beklentim yoktu :). Öyle de oldu, çok beğenmedim. Nedenini bilmiyorum, belki olayların biraz yavaş akması veya pek çok sorumun cevapsız kalması yüzünden. Sonuçta beklentim yüksek olmadığı için kitap bittiğinde hayal kırıklığına uğramadım ancak kitabın sonunu sevdim. Kitap, Silk adı verilen ve siyahların yaşadığı bir sahil kasabasında hayatlarını aynı evde ancak birbirlerinden nefret ederek sürdüren iki yaşlı bayanın hikayesini anlatıyor. Sık sık anımsamalar şeklinde (flashback) ilerliyor ve böylece kitabın sonuna yaklaştığımızda bu kadınların neden birbirlerinden nefret ettiğini ve yaşamları boyunca başlarından neler geçtiğini öğreniyoruz. Kanaatimce kitabın adının tercümesi doğru yapılmadı (İngilizcesi Love ve "Aşk"tan ziyade, "Sevgi" adıyla tercümes edilmesi daha uygun olurdu). Aşktan bahsediliyor evet ama özellikle kadınların ilişkilerine yoğunlaşıldığı için bu kitap bir "Sevgi" kitabı. iki kadın üzerinden temiz bir çocukluk sevgisi ile başlayan ilişkilerin nasıl olup da katı bir nefrete ve kör bir hırsa dönüştüğünün hikayesi anlatılırken, çevrelerinde yer alan diğer kadınların da hikayelerine yer veriliyor. Kitabın jönü ve Silk'te otel sahibi olan Bay Cosey'in kendi karısı ile ilişkisi başlıyor önce, ve gelini May, torunu Christine, oteli çekip çeviren aşçı L. ve ikinci eşi Heed'in aileye dahil olması, Heed'in yaşlılığında ona hizmet eden genç ve güzel Junior'ın hayata karşı hırsı biraz yavan bir dille anlatılıyor. En çok sevdiğim yer bir dedenin torununa kadınlar hakkında yaptığı tavsiye, bu dede kadınları ve hayatı doğru gözlemlemiş kanaatimce. Kolay kolay karşılaşamayacağımız bir anlatım şekline sahip kitap. Bu nedenle okunabilir düşüncesindeyim ancak yine de beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor.
 
"......tabutunun sağında, öteki solunda, öylece dikilirken aslında balla kurum kadar farklı olan yüzleri tıpatıp aynı görünüyordu: nefret yüzünden. Nefret, kendinden başka her şeyi yakıp yıkar, böylece çektiğin acının nedeni ne olursa olsun, yüzün tıpkı düşmanının yüzüne benzer.

21 Mayıs 2013 Salı

Forbes Cinayetleri - Mehmet Anıl

Bu kitabı bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. Kitap bir gazete haberi ile başlıyor: İzmir - Buca'da bulunan Forbes Caddesindeki Güneş apartmanında 6 Aralık 1974'te 6 kadın katledildi. Bu haber ile başlayan kitap katilin kendi savunmasıyla devam ediyor. Aslında bu cinayetlerin katili kitabın başında belli: bir doktor. Kitap boyunca da onu bu cinayetlere iten sebepleri incelemiş oluyoruz. Aslında katili biz biliyoruz ancak polis bilmiyor ve tam 30 yıl boyunca cinayetlerin faili yakalanmıyor. İşin tuhaf yanı, bu akıl hastası doktor kendisini özgürlük savaşçısı ilan ediyor ("Yaz kızım, ben bir özgürlük savaşçısıyım...) ve en ufak bir vicdan azabı bile duymuyor işlediği cinayetler için. Aslında bir tanesini oldukça soğukkanlılıkla, planlayarak ve belki de çok doğru bir şey yaptığını düşünerek yapıyor. Hayat ona saygınlık, para, insanın hayatta bir kez karşılaşabileceği ve çok mutlu olabileceği güzel bir eş adayı çıkarmışken yaptıkları dolayısıyla bu doktor Ferit'i hiç sevmedim. Adam aslında bir akıl hastası ancak zeki bir adam olduğu için sevmeme hakkı görüyorum kendimde. Zira, yaptıklarının iyi veya kötü olduğu ayırabiliyordu. Tepehisar'da doktorluk yaparken kontrol manyağı babasıyla beraber yaşarken her şey o kadar da kontrolden çıkmış değildi. Yalnızca akşamları birkaç kadeh içerek hayal alemine dalıp hayallerinde "Rüya" adını verdiği zamanla mükemmelleştirdiği bir kadınla beraber oluyordu. Babası öldükten sonra hayatına karışan olmayınca bu içkinin de dozu artmaya başladı. Aslında hayatı boyunca bu şekilde yaşabilirdi ancak ne yazıkki hayat onun karşısına yaşama sevinciyle dolu, güleryüzlü, dünya tatlısı bir kadın çıkardı. Sonrasında dengesi bozulan doktor Rüya ile bu kadın arasında gidip gelirken yaşadığı bunalımı "sarkaç" diye tabir edecekti.
 
Çok farklı bir kitap, oldukça ilginç bir karakteri barındırıyor. Gündelik hayatından ziyade hayal aleminde yaşamak isteyen bu karakterin kendisini savunmak istemeden cinayet sebeplerini içtenlikle anlattığı bu kitap (bazı bölümleri biraz fazla tekrar etse de) okunmaya değer bir kurguya sahip.
 
"Suçsuzum Hakim, çünkü ben bir katil değil özgürlük savaşçısıyım, beni sıradan nedenlerle adam öldürenlerin yasalarıyla yargılayamazsın. Bana özel yasalar bulacaksın. Katil sözcüğünü, sizin dünyanızdaki olumsuz anlamıyla reddediyorum. Durumumu ifade edecek sözcüğün ne olduğunu şimdilik bilmiyorum ama katil değil."

7 Mayıs 2013 Salı

Kahperengi - Hande Altaylı

Kolay okunan akıcı bir kitap. Bu sebeple birkaç günde bitirebiliyorsunuz. Kitap geçmişten gelen bölümler (flashback) şeklinde ilerliyor ve kahramanımız Narin'in çocukluğundan, gençliğinden ve günümüzden yapılan alıntılarla bütünü bir araya getiriyoruz. Bununla beraber kitabın yazınsal değeri çok yüksek değil. Konusu ilginç olsa da, bu yönüyle boş vakitlerde veya tatilde okunacak bir kitap olduğu düşüncesindeyim. Narin, sevgisiz bir ailede sefalet içinde büyümüş bir genç kız. Bu mutsuz tablonun en büyük sorumlusu babası Moskof Recep. Moskof Recep yakışıklı ve dikkat çekici bir adam olmasına rağmen, parası olmadığı için paralı olduğunu düşündüğü ama çok çirkin olan Kara Hatice'yle evlenir. Hem hayatı umduğu gibi ilerlemez, hem de kendisi gibi sarışın ve güzel olmalarına rağmen Kara Hatice'den izler taşıdığına inandığı çocuklarını bir türlü sevemez. Narin hem abisinden ve babasından şiddet görerek büyür. Futbolcu olacakken vurularak sakat kalan abisi henüz hastanedeyken komşularının karısıyla kaçan babasının ardından, İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesini kazanan Narin de ailesini bir daha görmemek üzere terk eder. İstanbul'da tesadüfen karşılaştığı Hukuk Fakültesinden de arkadaşı olan Deniz ile samimiyeti ilerleyen Narin, yine onun sayesinde hayatını düzene koyar ve başarılı bir avukat olur. Ancak, yılarca kaçtığı geçmişiyle, gençlik aşkı Fırat'ın hayattaki tek yakını Deniz'in kızkardeşi Irmak ile sevgili olması sonucu yeniden yüzleşmek zorunda kalır.
 
Kitapla ilgili çok eleştiri yapıldı. İçinde bazı tutarsızlıklar olduğu tespitini ben de yaptım. Şimdi "spoiler" olmaması adına açıkça yazmayayım :). Ancak, şu "kahperengi" kelimesinin kitabı tam yansıtamadığına katılıyorum. Kahperengi, kocası komşunun karısıyla kaçtıktan sonra kadının güzel kahverengi gözleri için Kara Hatice'nin yaptığı yakıştırma. Ama bu komşu kadın, ana karakter değil. Narin'in Fırat'ın iri kahverengi gözlerini tıpkı bu kadının gözlerine benzetmesi önemli bir detay olabilirdi ancak Fırat bir kahpelik yapsaydı daha etkili olurdu sanki?
 
"Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu."

2 Mayıs 2013 Perşembe

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali


Sabahattin Ali'nin kitaplarını okumayı seviyorum. Ancak şimdiye kadar hiçbir kitabını Kürk Mantolu Madonna kadar sevemedim. Aslında Kuyucaklı Yusuf'u heyecanla okudum fakat aklımda bazı sorular kaldı ve yazar bu soruları cevaplamadı :). Yazıldığı dönem itibariyle halkın be hükümetin gözlemi çok iyi yapılmış. Anadolu insanı, düşünüş ve yaşayış tarzları başarılı bir gözlemle okuyucuya sunulmuş. Kitapta annesi-babası eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf'un o bölgenin kaymakamı tarafından evlat edinilmesi ve sonrasında gelişen olaylar anlatılmaktadır. Kaymakam beyin eşi bu durumdan hoşnut olmasa da bir süre sonra herkes bu duruma alışır. Kaymakamın tayininin Edremit'e çıkması sonucu burada yeni bir yaşama başlarlar. Yusuf okumak istemez, satın alınan küçük bir zeytinlikte işçiler ile birlikte vakit geçirir. Bu arada Kaymakam beyin küçük kızı Muazzez de büyümüştür. Dikkat çekici bir genç kız olması ve kaymakamın kızı olması dolayısıyla bazı talipleri olur. Bu durum Yusuf'un hoşuna gitmez ancak kıskançlığı bir abinin kardeşini kıskanması gibi değildir. Muazzez de Yusuf'a karşı boş değildir. Bu sebeple bir gün beraber kaçarlar ve evlendikten sonra kaymakam beyin ricası sonrasında geri dönerler. Yusuf kaymakamlıkta işe başlar ve çok kısa bir süre sonra kaymakam bey ölür. Sonrasında hayatları değişir, daha fakirleşirler, Yusuf tahsildar olarak atandığı için köy köy gezip vergi toplamaya gidip günlerce dönmez. Annesi Şahinde Hanımla yalnız kalan Muazzez de yavaş yavaş annesinin sözünü dinlemeye başlar, yaşının küçük olmasından olsa gerek, pek çok şeyi neden yaptığını düşünmez bile. Yusuf da durumu öğrendiğinde verdiği tepkinin sonuçlarını düşünmez.
 
"'Saadet hayatı olduğu gibi kabul etmektir.' Ne doğru söz! Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli ne de ondan bir şey eksiltmeli... Bazı şeyler vardır canımızı sıkar; "Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!" deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İçimizden bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin varlık hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için gönlünün rahat olması istersen gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma...Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun."