17 Mayıs 2017 Çarşamba

Değişen Dünyada Bir Sanatçı - Kazuo Ishiguro

Japon Edebiyatını özellikle meraklıları dışında kimse takip etmiyor galiba, aslında kabul etmek gerekirse takip etmesi de kolay değil. Hem tercüme edilen çok eserin olmaması hem de orijinal dilinde okuma ihtimalimizin olmaması nedeniyle yabancı olduğumuz bir kültür diyebiliriz. Ben de Japon Edebiyatının sıkı takipçisi değilim ancak ilgimi çeken kitaplara rastlarsam mutlaka okuyorum. Bu kitap ikinci dünya savaşının hemen ardından Japonya'nın yaşadığı değişimleri bir sanatçının (ressam) gözünden anlatmaktadır. Herkes gibi savaşta kendisi de maddi & manevi kayıplar veren ressam Masuji Ono'nun flashback (anımsamalar) şeklinde anlattığı savaş yılları ve değişen yeni dünyaya ayak uydurmaya çalışması kitabın ana konusunu oluşturmaktadır. Masuji Ono, vaktinde tanınan ünlü bir ressam ve kültür kurulu üyesiyken emekli olup evinde geçirdiği zamanlarda geçmişini düşünmeye ve değişen şeyleri idrak etmeye zaman bulmaktadır. İlk kızının evlenmesinden sonra ikinci kızı Noriko'nun miai'sinde (Japonya'da resmi evlilik görüşmeleri) yaşadığı sorunlar nedeniyle Ono, artık kendisiyle ve geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini kabul etmek zorunda kalacaktır. Japonya'nın üç kuşağının (dededen toruna) hayatı algılayış şekillerinin farklılaşması ve gelenekçi katı zihinlerden dünya kültüründen etkilenen yeni nesile geçişler kronolojisiyle birlikte ustalıkla anlatılmaktadır. Bu hikayede Ono'nun değişim ve dönüşümleri anlamaya çalıştığı eski ve yeni kültür çatışmasını bir sanatçının gözünden okuyacaksınız.

Bir insanın kendi geçmişiyle hesaplaşması hiç bir kadar naif olmamıştır diye düşünüyorum. Japon halkının arkadaşlık ve diğer ilişkilerinde koruduğu mesafe ve nazik iletişim şekli gerçekten dikkat çekecek boyutta. Aynı zamanda hikayenin ilerledikçe okuyucuda merak uyandırarak kilit açıklamalarını sona bırakması da ayrıca sevdiğim bir yönü oldu. Kazuo Ishiguro'dan da biraz bahsetmek gerekirse... İngiltere'de yaşayan Ishiguro, 1981 yılında ilk hikayelerinin yayınlanmasından itibaren yalnızca yazarlık yapıyor ve eserlerini İngilizce kaleme alıyor. 1983 yılında en iyi genç İngiliz yazarlar arasında da gösterilmiş ve ardından prestijli ödüller de kazanmış. Bu kitab Ishiguro'dan okuduğum ilk eserdi o nedenle genel bir fikrim olmasa da, bu kitabı çok beğendiğimi söylemek isterim. Eğer Japonya'ya ilgi duyuyorsanız tavsiye ederim, iyi okumalar!

"... Tabi bazen ışıl ışıl aydınlatılan barları ve lambaların altında toplanıp belki o dünkü gençlerden biraz daha yaygaracı ama kesinlikle aynı içten edayla gülen insanları hatırladıkça geçmişi ve semtimizin eski halini özlemiyor değilim. Fakat şehrimizin nasıl onarımdan geçirildiğini ve şu geçen yıllarda her şeyin nasıl hızla yoluna girdiğini gördükçe içimi samimi bir sevinç kaplıyor. Milletimiz geçmişte hatalar yapmış olabilir ama belli ki artık daha doğru bir yola girme fırsatını yakaladı. Bize de şimdiki gençlere iyi dileklerde bulunmak düşüyor."

5 Mayıs 2017 Cuma

Işık Bahçeleri - Amin Maalouf

Amin Maalouf sevdiğim yazarlar arasındadır, her yazarın kendi milletinin çocuğu olduğunu kanıtlarcasına doğup büyüdüğü Ortadoğu'yu kitaplarında sıkça konu eder. Konu açısından kendime yakın bulduğum için kitaplarını fırsat buldukça okumaya çalışırım. "Işık Bahçeleri" en sevdiğim eseri olmadı ama kitabı beğendim. Peygamber Mani'yi ve Maniheizm'in doğuşunu anlatan kitap, arkasında özetlendiği gibi "bir karakterin yaşamı üzerinden dünyaya" açılıyor. Bilindiği üzere Maniheizm üçüncü yüzyılda  Pers topraklarında doğan ve büyük bir hızla bu coğrafyada yayılan bir din ve günümüzde de az da olsa temsilcileri bulunduğu söylenmektedir. Mani yeni bir din ya da bazılarının deyimi ile felsefi akım başlatırken ışıkla karanlığın ya da iyilikle kötülüğün dualist bilinirciliğine dayanmaktadır, bu nedenle İran topraklarında her zaman var olmuş felsefi mirastan da bolca faydalanmaktadır. Mani kendisine her zaman destek olan ve ilişkilerinin boyutunun asla bilinmediği Denag ve etkisi altına aldığı Kral Şahpur sayesinde ışık öğretilerini yayabildiği kadar yayar. Fikirlerinden ve destekçilerinin sayılarının hızla artmasından olsa gerek sevmeyenlerinin sayısı da artmaktadır. Kral Şahpur'un ölümünden  sonra eskisi kadar desteklenmeyen Mani için tehlike çanları da yavaş yavaş çalmaya başlamıştır.

Bu kitabı okumadna önce açıkçası Maniheizm dini hakkında herhangi bir bilgim yoktu, halihazırda da "kurgu roman" gibi bir eseri okuduğum için öğretileri hakkında detaylı bilgi edindiğim söylenemez ancak temelde bir ışık/karanlık çatışmasının bulunduğunu ve çok barışçıl bir din olduğunu söyleyebilirim. Belki de bu sebepten dolayı bu coğrafyada fazla tutunamamıştır. Ancak Alevi/Bektaşilik geleneğinin Mani dininden etkiler barındırdığı da bazı kaynaklarda iddia edilmektedir. Tabi bir teolog bu durumu daha iyi açıklayabilir, ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

"...Mani yerden kurumaya yüz tutmuş ama hala yeşil kesik bir dal alıp havada döndürmeye, kırbaç gibi şaklatmaya koyuldu. 'Şu ıslığı dinle! Hava inliyor, çünkü saldırdım ona. Dinlemeyi bilsen ne dediğini duyardın: Şu dünyada daha hafif ol, ayağını vurmadan yürü, sert hareketlerden kaçın, ağaçları da çiçekleri de öldürme. Toprağı işler gibi yap, ama incitme onu, okşa sadece. Ve ötekiler avaz avaz bağırırken dudaklarını oynat, sakın bağırma.'"