28 Nisan 2014 Pazartesi

Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare

Sandman'in üçüncü kitabı olan "Düş Ülkesi"nin bir bölümünde Shakespeare'in "A Midsummer Night's Dream" oyunu (aynen oyunda söz edilen karakterlerden oluşan) fantastik dünyadan bu dünyaya gelen bir grup fantastik karakterlere oynanıyordu (izleyiciler arasında Dream, periler kraliçesi Titania, Oberon, şeytan Puck vb. vardı). Bu ilginç bölüm dolayısıyla, Shakespeare'in ilk en önemli eseri olan romantik komedyası "Bir Yaz Gecesi Rüyası"nı çok merak etmiştim. Sandman biter bitmez bu kitaba başladım. Yunan mitolojisinden ilham alan eserde (1595 yılında yazıldığı tahmin edilmektedir) pek çok fantastik olay ve kahraman yer alıyor. Oyunun ana teması aşk ve evlilik olmasına rağmen Shakespeare insani ilişkilerin komikliğine de vurgu yaparak o dönemde başarısız ancak mağrur tiyatro topluluklarını da eleştirmeyi ihmal etmiyor. Hikaye Atina dükü Theseus ve nişanlısı Amazonlar Kraliçesi Hippolyta'nın düğünü arifesinde Atina halkından aynı kıza aşık olan Demetrius ve Lysander arasındaki rekabet ile başlamaktadır. Karşılıksız bir aşkla Demetrius'u seven ve onun Hermia'ya olan sevgisini kıskanan Helena'nın ortalığı karıştırması ve perlier kralı ile periler kraliçesinin arasında -muhtemelen fazla sevgiden- kaynaklanan çatışmanın bu karışıklığı daha da alevlendirmesiyle olaylar gelişir. Pek çok klasik eserde olduğu gibi, bu hikaye de rahatlatıcı bir sonla biter. Oyunun sonunda şeytan Puck kapanışı yapar: Can sıktıysa biz gölgeler/ Şunu düşünün ve hoş görün/ Size görünürken biz demin/ Kestirdiniz farz edin.

"Bir Yaz Gecesi Rüyası, Shakespeare'in fantezisinin enginliğini gösterdiği bir oyundur. Her ne kadar aşk üzerine kurulmuş olsa da, Shakespeare bu oyunda da birey ve toplum eleştirisini ihmal etmemiştir. Onun insan huyu üzerine olan gözlemleri ve bilgisi sıra dışıdır. Bu yüzden hiçbir karakter yapaylık taşımaz. Bu oyundaki periler bile insan ilişkileri ve duyguları taşırlar. Bu oyundaki orman sahnesi bir düş sahnesi gibidir, ama yaşamın gerçekliğini de verir." Muhtemelen bu eser hakkında yapılan en güzel yorum budur. Kitabın tercümanının bu yorumuna ek olarak, bu eserin sınırsız hayalgücüne açık olduğuna da katılmamak elde değil zira her yönetmenin ve oyuncunun bu oyuna ekleyecek bir imgesel tasarımı olabilir. Bu oyun zaten hayalin kapılarını açacak anahtarı da beraberinde getirir.

Fırsatınız olduğu taktirde okumanızı tavsiye ederim! İçinde mitolojik ve fantastik pek çok unsurun yanında zengin ve şiirsel bir dil ile güzel teşbihler bulacaksınız. Benin en çok beğendiğim bölüm, eşek kafalı Bottom'un kendisine büyünün etkisinde aşık olan güzeller güzeli periler kraliçesi Titania'ya verdiği cevaptı:

"Bu bana pek de akla yakın gelmedi sevgili bayan. Ama yine de işin doğrusu, şimdilerde akıl ile aşkın birlikte oldukları pek söylenemez. Ne yazık ki dürüst dostlar bir araya gelip şunları barıştırmıyor... Fırsatını buldum mu nükte yapmaktan da geri kalmam."

21 Nisan 2014 Pazartesi

Sandman / Düş Ülkesi - Neil Gaiman

Düş Ülkesi: Neil Gaiman tarafından yazılan ve çizgi roman sektörünün en çok rağbet gören çizerleri tarafından resimlenen bu akıllıca yazılmış ve derin bir hüzün içeren destan, çağdaş kurgu, tarihi öyküler ve efsanelerin kusursuzca bir araya getirildiği, modern mitoloji ve karanlık fantezinin birleşimi olan bir eser. Sandman'ın bu üçüncü kitabında neredeyse birbirinden bağımsız dört hikaye var. Birincisi 1927 yılında ünlü yazar Erasmus Fry tarafından yakalanan ve 60 yıl boyunca onun tutsağı olan ilham perisi "Calliope"nin hüzünlü hikayesi. Calliope dokuz ilham perisinin (ilham perileri Zeus ve Mnemosyne'nin dokuz gecelik sevişmelerinin ürünleridir) en küçüğü ve epik şiirlerin ilhamıdır. Calliope'dan faydalanarak birbirinden güzel kitaplar yazan Erasmus Fry, onu kendisi gibi ilham arayışında olan başka bir yazara verir. Bu tutsaklığı sona ermeyen ve sürekli insanlar tarafından aşağılanan (tecavüze uğrayan) Calliope eskiden bir şekilde bir yakınlığı olan Ebdeiler'den birinden, Oneiros'dan yardım istemek zorunda kalır (Oneiros Sandman'ın Yunan Mitolojisindeki adıdır ve kendisi de bir süre insanların elinde tutsak kaldığı için yardım etmeye kararlıdır). İkinci hikayemiz "Bin Kedinin Düşü". Lovercraft okuyan bir arkadaşım bu hikayenin daha önce "Hayalet Şehirler: Ulthar'ın Kedileri"nde anlatıldığından bahsetti. Sandman'daki pek çok hikayenin Lovercraft'tan esinlenildiğine dair söylentiler duymuştum ancak mitoloji ve tarihten beslendikleri için aralarındaki benzerlik bana olağan geliyor açıkçası. Bin Kedinin Düşü insanoğlunun hakimiyetine kedi gözüyle bir bakış: Düşlerin Kedisiyle görüşen bir ev kedisinin diğer kedileri insanların hakimiyetinden kurtarma çabası da denilebilir. Biraz meşakkatli gibi :). Üçüncü hikaye "Bir yaz Gecesi Rüyası". Tam da tahmin ettiğiniz gibi, William Shakespeare'nin ilk en önemli eseri. Bir önceki kitapta, Düş Lordu'nun yeteneksiz bir yazarla pazarlık yaparak ona yetenek verdiği bir bölüm vardı - ki o Shakespeare'di. Ancak kendisinden bu yetenek karşılığında ne istediğini bu hikayede öğreniyoruz: Kendisi için iki oyun yazması. Birinci oyun başka bir boyuttan Düş Lordu'nun davetlisi olarak gelen doğaüstü yaratıklara bir gezici tiyatro ekibiyle oynanıyor ve ilginç bir şekilde oyunun pek çok karakteri bu fantastik kahramanların ta kendileri! Son bölüm "Maske". Burada süper kahraman olmak isteyen bir kadının düşünde Ra'nın yanına giderek ondan ölümsüzlük ve doğaüstü güçler alması anlatılıyor. Ancak olaylar pek de istediği gibi gelişmediği için, ölümsüz de olsa, çok çirkin bir görüntüye sahip oluyor ve insanların içine çıkamayarak karanlık bir evde hayatını sürdürüyor. Artık daha fazla dayanamayacağını hissettiği bir noktada ölmek isteğini yürekten belirtince birden karşısında Death'i görüyor (sonunda). Death ona gerçekten istediği şeyi almanın  bir yolunu gösteriyor.

Sandman'ın bu eserinde Ebediler'den çok az bahsedilse de, bu yan hikayeleri sevdim. Yunan mitolojisi ve Shakespeare hakkında biraz bilgi edinmemi sağladı. Sanırım bir sonraki okuyacağım kitap Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" olacak. Uzun süredir bir yerden başlamak istediğim Shakespeare klasiklerine bu şekilde başlamak da ayrıca mutluluk verici :)

"Neden bu endişe onu da bilmiyorum. Will mükemmel hikayeler yaratmak için oldukça hevesli bir aday.  Hikayeleri insanlık var oldukça yaşayacak, kelimeleri zaman boyunca yankılanacak. Benden istediği buydu. Ama bedelinin ne olduğunu anlamadı. Ölümlüler bunu asla anlamıyor. Sadece ödülün, kalplerinin arzularının peşindeler... Ama istediğin bir şeyi elde etmenin bedeli, bir zamanlar istemiş olduğun bir şeye sahip olmaktır."

Sandman 2: Bebek Evi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/03/sandman-bebek-evi-neil-gaiman.html

9 Nisan 2014 Çarşamba

Adriana Mater - Amin Maalouf

Amin Maalouf sevdiğim bir yazardır. "Semerkant", "Doğu'nun Limanları" ve "Tanios Kayası" severek okuduğum kitapları asrasındadır. Bu kez hem merakımdan hem de okunması akıcı ve kolay olacağı için bir libretto olan Adriana Mater'ı tercih ettim. İlk defa bir libretto okuduğum için kitabın bu türü anlamamda da bana yardımcı olduğunu söyleyebilirim.  Libretto; opera, bale, müzikal, operet gibi müzikli sahne eserlerinin yazılı metinlerine verilen addır ancak kelime itibariyle dini bir kökene sahiptir (Hristiyan dinî ayinlerinde sesle şarkı şeklinde söylenen dua). Amin Maalouf'un bu libretto eseri ilk kez 2006 yılında Finlandiyalı kompozitör Kaija Saariaho tarafından Bastille Operasında gösterilmiş ve daha sonra Paris ve Finlandiya Ulusal Operasında opera olarak gösterilmiş (Yönetmeni Peter Sellars). Eserde savaşın halkın olağan yaşamını etkilediği bir dönemde (belki de ikinci dünya savaşıdır) mahallenin güzel kızı Adriana'ya ilgi duyan serseri Tsargo'nun asker olduktan sonra o kargaşada Adriana tecavüz etmesiyle Adriana'nın başından geçenler anlatılır. Bu olay sonrasında bir erkek çocuk dünyaya getiren (Yonas) Adriana, yalanlarla büyüttüğü oğlunun günün birinde gerçeği öğrenmesinden sonra hem kendi içinde hem de diğer karakterlerin içinde yaşadığı ikilem anlatılmaktadır: "O adam ölmeyi hak ediyordu. Ama sen oğlum, öldürmeyi hak etmiyordun. Doğduğundan beri, hatta daha öncesinden, Hep kendi kendime sordum 'Öldürebilecek mi?'".

Eseri severek okudum, kolayca okunabileceği için konu/tür olarak ilgisini çeken herkese tavsiye ederim. Ancak duyduğuma göre operası daha başarılıymış, kaldı ki öyle olmalı zira iyi oyuncularla sesin, mimiklerin ve duyguların işin içine girmesiyle ortaya gerçekten başarılı bir gösteri çıkmış olmalı. Bestekar Saariaho'nun kendi hamilelik anılarından esinlendiği ve Maalouf'un gazeteci kimliğiyle savaş muhabirliği yaptığı dönemdeki tecrübelerini yansıttığı eser operada din ve politikanın çatışmasını anlatan başarılı eserlerden kabul edilmiştir.

Adriana:
Kim bu içimde taşıdığım varlık?
Kim bu beslediğim varlık?
İçimi rahatlatmak için zaman zaman
Havva'dan bu yana bütün kadınlar
Bu soruları sormuş olabilir diyorum
Bu aynı soruları: Kim bu içimde taşıdığım yaratık?
Kim bu beslediğim varlık?
Çocuğum Habil mi olacak Kabil mi?

3 Nisan 2014 Perşembe

Filin Yolculuğu - José Saramago

Bu kitabı da okuduktan sonra anladım ki, Elif Şafak bu kitaptan fena halde esinlenmiş. Ancak şöyle düşünebiliriz; bu fil bir şekilde Portekiz'den Avusturya'ya yolculuk etti (tarihsel bir gerçek). Tarihsel bir gerçekten esinlerek iki ayrı yazar bir filin yolculuğunu anlatan hikaye yazabilir düşüncesindeyim. Yine de son dönemdeki iddiaların üstüne (İskender isimli romanının konusunun İngiliz yazar Zadie Smith'in "İnci Gibi Dişler" isimli kitabından alındığı iddiası, Şemspare isimli kitabın kapak görselinin 2007'de İspanya'da yapılan bir enstalasyon çalışmasından alındığı iddiası vb.) bu intihal söylentisi pek hoş olmadı. Nitekim, Pinhan isimli romanının bir bölümünde de Ömer Seyfettin'in "Keramet" adlı öyküsünün alıntılanarak hikayeye sızdırıldığını tespit etmiştim. Bu şekilde kısa hikayelerin araya katılarak hikayenin içine yedirildiği pek çok örnek bulunabilir tahminindeyim niyeyse. Neyse, burada bir Elif Şafak eleştirisi yazmıyorum. Konuya dönersek, éfilin Yolculuğu"ndaki hikayeyi beğendim, ama yazarın noktalama işaretleriyle arasının iyi olmaması okurken dikkatimi dağıttı. Uzun uzun cümleler, konuşma çizgisi olmayan dialoglar, virgülle ayrılmış metinler hikayeye konsantre olmamı zorlaştırdı. Ancak Portekiz kralı III. Joao tarafından Avusturya kralı olan kuzeni II. Maximilian'a hediye olarak gönderilen filin terbiyecisi zavallı Subhro'nun gözünden anlatılan hikaye her şeye rağmen okunmaya değer kanaatindeyim. Yalnızca hayatlarında ilk kez bir Hintli ve bir fil ile karşılarak köylü/kentli insanların şaşkınlıkları değil, Subhro'nun bu insanlarda gözlemledikleri de sizi etkileyecek: "İlahi bilgelik başka türlüsünü buyurmuyorsa, evrensel barışa ulaşmanın en iyi koşulu herkesin kendi yerini bilmesi ve orada kalmasıdır."

Hikayenin devamında Subhro'nun dininin sürekli Hristiyanlar tarafından sorgulanması, kendisi bir Hint efsanesi anlatırken olaya dinsel açıdan bakıp Tanrıya hakaret ettiğinin düşünülmesi veya telaffuzu zor olan adının değiştirilmeye çalışılması dönemin bakış açısının bir eleştirisi amacıyla anlatılmış. O dönemde güç kaybetmeye başlayan Kilisenin zavallı bir fil sırtından yeniden taktir toplamaya çalışması muhtemelen olayn en trajik bölümüydü: "Fil bazilikanın kapısının önünde diz çökerse, bu sence de bir mucize değil midir? .. Ben mucizelerden anlamam, benim toprağımda, doğduğum yerde yani dünya kurulduğundan beri mucize falan yok, sanırım yaratılış toptan mucizeymiş ama sonra mucizeler tükenmiş..."

Bu yolculuk sırasında insanları ve karşılaştığı (ve eğittiği) hayvanları gözlemleyen Subhro'nun nasıl biraz daha bilgeleştiğini hayata dair öğrendiklerinden anlıyoruz: "Doğanın kimi gizemleri ilk bakışta çözülmez görünür, ayrıca olduğu gibi bırakmak daha hayırlı olabilir çünkü yetersiz bilgi bize iyilikten çok kötülük getirir."

"Arşidükün korktuğunun tersine sahte mucize yolculuğun geri kalanında onları izlemeyecek, kısa sürede unutulup gidecekti..... Neticede zavallı filin kilsienin hesapçı tarihinin bu grotesk epizotunun masum suç ortağından, fil terbiyecisinin de yaşanan yozlaşmanın  önemsiz bir ürününden başka bir şey olmadığı kabul edilebilirdi. Elveda dünya, giderek berbatlaşıyorsun!"

http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/03/ustam-ve-ben-elif-safak.html