30 Nisan 2019 Salı

Otuzların Kadını - Tomris Uyar

Edebiyat çevresinin en çok aşık olunan fakat sahip olunamayan kadını Tomris Uyar'ın bu incecik kitabı, birbirinden bağımsız farklı öykülerden oluşmuş gibi görünse de, bir yerde hepsinin dönüp dolaşıp tek bir kişiyi tasvir ettiğini fark ediyorsunuz. Dolayısıyla kitap bu noktada tek bir hikayeyi farklı kesitleriyle anlatan dev bir öykü kitabı niteliği kazanıyor. Zaten ilk başta okuduğum öykülerin boşluklarını okuyucu olarak kendim doldurarak ilerliyordum fakat ilerledikçe yazar tarafından bu boşlukların zarif bir şekilde biyografik ögelerle tamamlandığını gördüm. Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse; Tomris Uyar'ın hikayesindeki  Otuzların Kadını, gençliğinde, evlenmeden hemen önce portresini yaptıran mutluluk arayışı içindeki bir genç kızken bir anda kırılgan bir anneye dönüşüyor. Bazen eğitimli ve asi bir şehirli kızken bazen de ağırbaşlı bir kadına dönüşüyor. Yazar otuzların kadınına dair ince detayları o kadar gerçekçi bir şekilde aktarıyor ki, bir süre sonra anlattığı kadınları çok yakından tanımış olmasından şüpheleniyorsunuz. Çok geçmeden okuyucu hisleriniz "Ben ona İskit Amazonları'nın kraliçesinin adını verdim" diyen babanın sözleriyle gerçeğe dönüşüyor. İskit Amazonları'nın kraliçesi Tomris, yağlı boya portreden kendisine bakan kadın ile olan benzerliklerini, olgunlaştıkça ve değiştikçe daha da güçlenen en sonunda da yaşadığı çevreye yabancılaşan otuzların kadınlarına ait öykülerle aktarmayı tercih ediyor.
 
Kitabı otuzların kadını olarak okuyunca sizin duygu ve düşüncelerinizin de anlatılanlarla ne kadar benzediğini fark ediyorsunuz, sanki Tomris Uyar kendisinden ve annesinden ilham alarak ortaya çıkardığı eserine tüm otuzların kadınlarından bir parça çalıp yerleştirmiş gibi. Kitabın dönüp dolaşıp odanın ortasında bulunan yağlı boya bir portreye takılması da ayrıca hoşuma giden detaylardan oluyor. Kitabın durağan bir şekilde ilerlediğini kabul ediyorum, bu nedenle herkesin zevkine hitap etmeyeceğinin farkındayım. Ancak ben çok beğendim, ilginizi çekeceğini umuyorum. İyi okumalar!

17 Nisan 2019 Çarşamba

Şu Dağın Ardı İran - Meltem Vural

Bu aralar İran ile alakalı çok fazla kitap okudum, aslında tesadüfen denk geldi. Bu kitabı da aylar önce Ankara'dan bende hatırı olan birinden okumak için almıştım, okumak bu haftaya kısmetmiş.

5 Nisan 2019 Cuma

Pericles - William Shakespeare

Shakespeare'in oyunlarını fırsat buldukça okuyorum, okudukça da kendisinin tarih ve mitoloji bilgisine ve kurmaca yeteneğine hayran kalıyorum. Bu çerçevede Pericles de Shakespeare'den beğendiğim oyunlardan birisi oldu diyebilirim. Aslında Pericles Shakespeare'in ünlü oyunları arasında sayılmıyor hatta özel olarak Shakespeare ilgisi yok ise pek çok kişinin bu eserin adını duymuş olma ihtimali de çok düşük (fakat şaşırtıcı şekilde sağlığında sahnelenen en popüler eserlerden birisi). Bu şüpheli durum belki de hikayedeki basitlik ya da bu eserin Shakespeare'in onaylanmış toplu eserleri koleksiyonunda yer almaması (First Folio) nedeniyle meydana gelmiş olabilir. Bununla birlikte, yazının başında da belirttiğim gibi, ben bu hikayeyi beğendim. Elbette Pericles'i hikayenin etkileyiciliği açısından bir Macbeth, Hamlet veya Julius Caesar'la karşılaştıramayız ancak Pericles'in basit hikayesinin güzel bir albenisi olduğunu söyleyebiliriz. Hikayedeki yalınlığın yanı sıra her sahnede arka planda duyulan müzik ve giriş sahnelerindeki şiirsel dil de kitabın okuma zevkini arttırmakta. Ayrıca, her ne kadar kahramanlar prens, prenses ve diğer soylu insanlardan seçilse de, kahramanların mütevazi ve kalender oluşu da oyunun havasını değiştiren unsurlardan denilebilir. Hikayeden kısaca bahsedecek olursak, olaylar Sur Prensi Pericles'in Antakya Kralı Antiochus'un güzelliği dillere destan olmuş kızı ile evlenmek istemesiyle başlıyor. Antiochus, kızıyla evlenmek isteyene bir bilmece soruyor ve bilmecenin yanıtını doğru bilen kişi kızıyla evlenmeye hak kazanırken, verile yanlış cevabın cezası ölüm oluyor. Pericles'in zekasını ve sezgilerini konuşturduğu bu tehlikeli macera Antakya'dan Tarsus'a, Tarsus'tan Midilli'ye oradan da Efes'e kadar uzanıyor.

Kitabın arkasında yazan tanıtımda, Shakespeare'in bu eser ile yeni bir metafizik ve daha esnek bir üslup sergilediğinden bahsedilmiş. Bu yeni tarz nedeniyle eserin Shakespeare'e ait olamayabileceği de zaman zaman tartışma konusu olmuş. Ancak bir sanatçı ve oyun yazarı olarak Shakespeare'in sanatına yeni bir bakış açısı getirmesi de mümkün. Abartılı sahneleri keyifle okumayı başarırsanız, ortada akıcı bir trajedi olduğu da bir gerçek. Belirttiğim gibi ben hikayeyi beğendim, okumanızı tavsiye ederim!

"Yılan değilim ama bana can veren / Annemin etinden beslenirim / Bir koca aradım, ararken / O ilgiyi babada buldum / Kendisi baba, oğul, biraz da koca / Ben annesi, karısı, ama evladı da / İki kişi nasıl bu kadar çok olur / Canını seven cevabını bulur"