29 Ocak 2016 Cuma

Arafat'ta Bir Çocuk - Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli, 1978'de yayınlanan bir hikaye kitabının başına "gerçek yaşamdan alınmamıştır" kaydı düşmüş ancak hikayeler sanki gerçek yaşamın içinden alınmış gibi detaylı (Livaneli bu durumu bir röportajında insanların kafasını karıştırmamak için bu ifadeyi tercih ettiği şeklinde açıklamıştır). Toplamda sekiz hikayeden oluşan kitap Livaneli'nin basılmış ilk kitabı olma özelliğine de sahip. Yazarın gözlemlerinden oluştuğunu tahmin ettiğim hikayeler, yazılan dönemin de etkisiyle gurbetçilerin ve siyasi suçluların acıları, siyasi çalkantıların günlük hayata etkileri ve insanların acınası yalnızlığını somutlaştırıyor. Bu kitabı yıllar önce okusaydım ne hissederdim bilemiyorum ancak şimdi pek beğenmediğimi itiraf etmek isterim. Belki de Livaneli'nin diğer eserleri benim beklentimi yükseltmiştir ancak değindiği konular bana çok klişe geldi ve hikaye tekniği açısından da bazı hikayelerini yetersiz ve anlam bakımından kopuk buldum. Bu anlamda "Bütün Kuşların Uykusu" hikayesi kitapta beni bir sonuca ulaştırmayan hikayelerden bir tanesi, ancak kitaba adını veren "Arafat'ta Bir Çocuk" hikayesini ve "Üniforma" hikayesini beğendim. Özellikle Üniforma hikayesinde işlenen niteliksiz bir adamın hayatındaki eksikliklerin tümünü sahip olduğu bir üniforma ile kapatacağını düşünmesi güzel bir psikolojik çözümleme ile anlatılmıştı. Hikaye okumayı seven insanlar eğer vakitleri varsa bu kitaba da bir şans verebilirler.

Kitaba adını veren "Arafat'ta Bir Çocuk" hikayesi, İsveç'te mülteci olarak yaşayan bir çocuğun sorunlarını anlatan bir eser ve 1980'lerin başında İsveç'te film olarak çekilmiş. Bazı kaynaklara göre Almanya'da da gösterilmiş ancak nedense bu hikayenin filmini ben bulamadım, bilginiz olsun, belki rastlarsanız izleyip yorumlarınızı benimle de paylaşmak istersiniz.
 
"'Devletin ve milletin bütünlüğüne kasteden şehir eşkıyalarından ikisi, dün güvenlik kuvvetlerinin teslim ol ihtarına uymayıp...' Ancak o zaman anladı bir arpa boyu yol gittiğini, Türkiye'den hiç çıkmadığını, hiçbir zaman da çıkamayacağını; sınırların, yolculukların, buralara gelemsinin durumu daha ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını..."

25 Ocak 2016 Pazartesi

Dağ Uykusu - Fazıl Hüsnü Dağlarca

Bu yayınevinin hazırladığı şairlerin seçme şiirlerinden oluşan minik ve renkli şiir kitaplarını hem şiir beğenimi güçlendirmek hem de şairleri tanımak için vakit buldukça okuyorum. Fazıl Hüsnü Dağlarca Cumhuriyet Döneminin en üretken şarilerinden birisi olarak uzun zamandır okumayı istediğim bir yazardı, Dağ Uykusu bu anlamda iyi bir başlangıç oldu. Herhangi bir edebi akımdan etkilenmeden kendi rotasını belirleyen Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın beni etkileyen en önemli özelliği kendisini anlatma içn başka bir edebi türe yönelmeyişidir (yalnızca çocuklar ve yetişkinler için yayınlanmış şiir kitapları mevcuttur). Hayatını şiirlere adamış olan şair, "Türk Şairinin En Büyük Şairi" olarak da tanımlanmıştır. Edebi çevrelerce bu şekilde tanımlanmasında muhtemelen Türk diline verdiği önem ve Türkçeyi şiirlerinde etkili bir şekilde kullanması neden olmuştur. Şiirlerinde Türkçeye önem vermesinin yanında, şair genellikle yaşadığı bu topraklardan konular seçmiştir. Dağ Uykusu kitabında derlenen şiirler farklı zamanlara ait olsa da, kara bakır, öküz, buğday, saman ve kağnılar vb. konuları işleyen şiirleri bunu örnekler niteliktedir. Öyle ki, Türkolog Giselle Kraft tarafından Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın eserleri için, "Dağlarca'da Hayvan Sembolü" adında bir doktora tezi de hazırlamıştır.

Genellikle yaşadığı topraklardan konular seçmesinin yanında, bazı şiirlerinde kullandığı semboller ve "kozmik" konular da (Aylam - Uzay Çağında Olmak) şairin sıra dışı hayal dünyasını göstermektedir. Bazı eleştirmenler şairin şiirlerinde üç ayrı dönemden geçtiğini belirtmişlerdir, belki de bu duruma değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu açısından bakabiliriz :). Şiir okumayı seviyorsanız, Fazıl Hüsnü'den en azından bir kitap okumanızı tavsiye ederim, zira çok üretken olduğundan, tümünü okumaya ne zaman vakit ayırabiliriz bilemiyorum.

Dağ Uykusu

Lezzetle titredi kamış
Bahar kökleri arasında,
Havayı ve yeşili az seven
Lezzetle titredi kamış
Suda yerin sessizliğinden...

Çoban anlattı yalan yanlış
"Ay gibi beyaz, fidan gibi uzun,
Köpek kadar cesur, koyun kadar iyi."
Çoban anlattı yalan yanlış
Dağda gördüğü periyi

Siyah devler mi yaralanmış,
Uzaklarda ve kahraman.
Yapmıştı bize sultanlık,
Siyah devler mi yaralanmış,
Parladı suda, karanlık.

------------------------------------------------

Seni demez de ne der
Gökler insana karşı?
Yüzümü maviliklerle doldurur her gün
Düşünmek sana karşı

İki şey var yollar boyu aydıklık ve saf,
Biri yaşamakla acı, biri ölümce tuhaf:
Var olmak sevdiğim senden taraf,
Düşünmek sana karşı

14 Ocak 2016 Perşembe

Zargana - Hakan Günday

İlk kitabını 2000 yılında yayınlayan (Kinyas ve Kayra) Hakan Günday, kendine özgü hikayeleriyle kendi okur kitlesini yaratmış bir yazar. Kullandığı dil, oluşturduğu absürd karakterler ve sürpriz hikaye akışı nedeniyle tercih edilen çağdaş yazarlardan olmuştur. Zargana benim Hakan Günday'dan okuduğum ikinci kitap. Daha önce "Az" kitabını okumuştum ve beğendiğimi anımsıyorum. Aslında Zargana'yı hiç sevmedim diyemem ama sanırım diğer kitabını daha çok beğenmiştim. Bu kitabında ana karakter Zargana'nın (kendine neden Zargana dediğini okuyunca anlayacaksınız) on iki yaşındaki yaşamı ve son hali (bugünü) birbirine paralel şekilde anlatılmaktadır. Bu anımsamalar (flashbacks) şeklindeki hikayeyi bir araya getirince tamamlanmış bir yap-boz gibi bütün hikaye karşınıza çıkacaktır. Evlatlık olduğunu öğrenince on iki yaşında evden kaçan ve Berlin'in ara sokaklarında dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, kendini insanlıktan (insan olmaktan) soyutlar. Kendisini insan olmaktan soyutlayarak "hiç"e dönen Zargana, yaşamak için "insan takliti" yapmaktadır. Belki onlarca parçaya bölünmüş olan kişiliğinin de etkisiyle onlarca farklı hayat yaşamakta ve başkalarının oynadığı hayat oyunlarının senaryolarını yazmaktadır. Bu oyunlarda yazarın hayal gücü, zekası, hayata tutunma ve hayatı anlamlandırma çabası sezilmektedir ancak Zargana'nın bilinmeze doğru yola çıktığı düşünülürse, nereye kadar başarılı olduğu da tartışılabilir bir konu.

Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır denilmiş kitabın arka kapağında. Bu cümle Zargana'nın hayattaki seçimlerinin nedenlerini en iyi özetleyen cümle olabilir: yaşamak. Ama nasıl, nerede ve kimlerin hayatlarını yaşamak? Yaşamayı nereye kadar abartmak? İşte bu sorulara cevap bulabilmek için kitabı okumak gerekiyor. Hakan Günday yine sıradışı insanları anlatmayı tercih ettiği bu kitabı vaktiniz varsa ve okuyabilirseniz okumanızı tavsiye ederim ancak belki de başka bir kitabını okumak sizin için daha iyi olabilir.

"Zargana her şeyi seyretti. Üzüntüyü gördü. Hatta kadın yanından geçerken üzüntüye dokundu. Hayran kaldı. Saydam göz yaşlarına, kırışan yüze, abartılı hareketlere, gerçeği kabullenmemek için yapılan bedensel mücadeleye hayran kaldı. Derinden üzülen bir insan, gördüğü en büyü gösteriydi."

6 Ocak 2016 Çarşamba

Yeni Dünya - Sabahattin Ali

Türk edebiyatının büyük yazarından düşünen ve söyleyen öyküler: Sabahattin Ali'nin beni sarsmayan herhangi bir eseri yok sanırım! Her okuduğumda daha fazla hayran oluyorum. Başarılı gözlem yeteneğinin yanında içinden geçen duyguları bu kadar iyi yazıya dökebilen yazar sayısının pek az olduğunu düşünüyorum. Öyle ki, bu kitabı okurken farklı öykülerdeki mekanlar gözümde canlandı, karakterlerin hissettikleri duyguları ben de aynı derecede hissettim. Ancak öykülerin acıklı olması ve tahminimce gerçekten yaşanan/gözlemlediği olayları aktarıyor olması sebebiyle kitabı bitirdiğimde hüzünlendim. Kitaba adını veren hikaye "Yeni Dünya" eskiden Anadolu'da var olan ve para karşılığında düğünlere çağırılan dansçı kadınlardan (avrat oynatma) birinin hayatından bir kesit sunmaktadır  (60-70 yıl öncesi gibi düşünebiliriz). Asfalt Yol hikayesinde Anadolu köylülerinin sabit fikirliliğinin ve Hasan Boğuldu'da obalı insanların açık sözlülüğünün yanı sıra Sulfata hikayesindeki insanların çaresizliği ince detaylarıyla ve araya serpiştirilen toplumsal mesajlarla işlendiği de görülmektedir. Aynı şekilde toplumsal konuların işlendiği diğer hikayelerinde anlatılmak istenilen duygular yoğun bir şekilde okuyucuya iletilmektedir: Isıtmak İçin hikayesindeki insanın iliklerine işleyen soğuk, Ayran'daki korku, Uyku'da kamyon şoförünün yaşadığı uykusuzluk, Hanende Melek'in tiksinti duygusu okuyucuyu da içine almaktadır.

Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir bakış açısı kazandıran Sabahattin Ali'yi fırsat bulduğum her vakit okurum. Gerçekçi romanın en güzel örneklerini veren ve satır aralarında yaptığı eleştirileri ince bir şekilde sunan bu yazarı okumanızı tavsiye ederim. Ezilen insanların acılarını Sabahattin Ali kadar net verebilen başka bir Türk yazar var mıdır acaba?

"Bana bak Yusuf, dedim, insan hali işte böyle. On beş günlük ömrü on beş seneye sığdıramazsın da, on beş senelik ömrü on beş günde yaşayıverirsin! Aldırma, Allah ömür verir de sakalımız ağarır, belimiz bükülürse karşı karşıya oturur, bugünleri anıp söyleşiriz. İnsanın iyi günü de, kötü günü de geçer, elverir ki bugünlerden anacak bir şey kalsın!"