27 Nisan 2015 Pazartesi

İsmet Berköz'ün Yüksek Öğrenim Öyküsü - İsmet Çepel

Bu kitabı da yazarından aldım :). Yazarından kitap alarak okumanın keyfi bambaşka. Uzun zamandır İstanbul Barosunun resim kursuna devam ediyorum ve uzun zamandır bizimle beraber kursa devam eden üstad bir avukatımız var: İsmet Çepel. Hanımların yaşı söylenmez ancak meslekte ellinci yılını doldurarak onur belgesini almaya hak kazanan bir avukat olduğunu belirtmek yeterli olur sanırım. İsmet Hanım'ın resim yapmanın dışında kendisinin ve ailesinin hayatını yazdığını öğrenince bu üretken ve çalışkan yazarın yazdıklarını merak etmeye başladım. Burada size anlatacağım kitabı dışında kendi hayatını yayınladığı bir otobiyografisi ve çocuklarını/torunlarını anlattığı ve yayına hazırlanan bir kitabı daha olduğunu belirtmek isterim. Bu kitabında ise İsmet (Berköz) Çepel hem yükseköğrenim hayatını hem de bu süreçte kendisine yardımcı olan Boysan ailesinin hayatını anlatmış. Sekiz çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelen İsmet Çepel, babasının işi sebebiyle (Babası Hakim Mustafa Hilmi Berköz'dür) çocukluğunda Anadolu'nun pek çok yerini gezmiştir. Ancak babasının ani ölümü sonrasında zor günler geçiren aile Bozüyük'e yerleşir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanan İsmet (Berköz) Çepel, teyzesinin eşi ve Işık Lisesi'nde kimya öğretmeni olan Abdi Boysan'ın yardımıyla, üniversite kaydını yaptırarak Işık Lisesi'nde yatılı etüd öğretmen olarak yeni hayatına yelken açar. Kitap büyük oranda İsmet (Berköz) Çepel'in üniversite yıllarında (1947-1950 yılları arasında) tuttuğu günlüklerden ve diğer notları ile aile fotoğraflarından oluşmaktadır. Yazarın üniversite yıllarında dönemin şartlarında ve maddi zorluklardan dolayı yaşadığı sıkıntılar ve İstanbul'a ve yeni hayatına adaptasyon sürecinde yaşadığı ruhsal değişimler tuttuğu notlardan rahatça gözlemlenebilmektedir. İnsanın yıllar sonra geriye bakıp, günlüklerini okuması nasıl bir duygudur acaba? Bunu en kısa zamanda kendisine sormalıyım.
 
Yaşadığımız bu milenyum çağında bilgiye erişim oldukça kolay olduğu için insanların elli yıl önce nasıl yaşadıklarını kavramakta zorlanıyoruz. Sinemanın sosyal aktivite olarak değerli olduğu, eskiyince veya küçülünce bozularak başka bir biçim verilen kıyafetlerin giyildiği, uzaktaki insanlarla yalnızca mektupla haberleşildiği veya senede bir kere çekilen fotoğrafların bulunduğu bir yaşam bize yıldızlar kadar uzak. İçinde bulunduğumuz yaşamdan şikayetçi değilim elbette, yalnızca sahip olduklarımızın değerini bilmek gerektiği kanaatindeyim. Bu arada İsmet Hanım iyi ki defter tutmaya başladığında arkadaşlarını dinlememiş:

"Bazı arkadaşlar hatıra defteri tutmanın lüzumsuzluğuna inanıyor. Halbuki ben onu o kadar elzem buluyorum ki. Hem herkesten ziyade kıymet verdiğim kendimin geçen günlerini unutmamak benim için eşsiz bir zevk olacak. (s.163)"

22 Nisan 2015 Çarşamba

Sandman / Ebedi Geceler - Neil Gaiman

1988 yılında başlayarak 1996 yılına kadar yayınlanan Sandman serisini daha önce yazmış olduğum "Uyanış" ile sonlandırdık aslında. Ancak muhtemelen çok sevilmesi veya Gaiman'ın bitmek bilmez ilhamı dolayısıyla 2005 yılına kadar muhtelif zamanlarda yayınlanmış bazı kitaplar da bulunmaktadır. 2003 yılında yayınlanmış olan Ebedi Geceler (Endless Nights) de 10 kitaptan oluşan Sandman Serisine on birinci kitap olarak eklenmiştir. Aslında Sandman serisinin süregelen hikayesine devam niteliğinde olmasa da, Ebedilerin her birisi için bir öykü içermesi dolayısıyla bağımsız bir devam kitabı sayılabilir (Her şey aynı tas aynı hamam der gibi de görünüyor). Kısa zamanda bitse de, son sayılar arasında en sevdiğim eser bu oldu. Ancak Sandman serisinin baş kahramanı Düş Lordu'nun bu kitaptaki hikayesi biraz sönük kalsa da, sert görünümünün altındaki naifliğini iyi yansıtmış. Kitapta en etkileycisi hikayeler Ölüm'ün (Death) ve İhtiras'ın (Desire) hikayeleri kanaatimce. Hezeyan (Delirium) ve Umutsuzluk'un (Despair) hikayeleri karakterlerini çok iyi yansıtsa da okuyucuyu biraz strese sokabilecek gibi görünüyor. Yıkım'ın hikayesi (Destruction) yarım kalmış gibiydi ancak Yıkım zaten serinin başından bu yana sürekli ortadan kaybolarak bu gizemi yaratmayı seven bir karakter. O nedenle şaşırtıcı değil. Son olarak sevgili Kader (Destiny). Onun hikayesi de Ölüm gibi, dünya kurulduğundan bu yana aynı: "Atomların ve galaksilerin hareketi onun kitabında; o ise aralarında pek bir fark görmüyor. Her şey onun kitabında. Bir gün kitap bittiğinde kitabı bırakacak; ardından ne geleceği ise hala yazılmış değil.... Kader yürümeye devam ediyor..."

Heyecan verici olmasa da, güzel bir eserdi, hatta Ebedileri tanımak adına ilk kitap olarak bile okunabilir. Şu an enerjimi diğer kitaplara (Midnight Theatre, Book of Dreams, The Dream Hunters) ayırdım, tabi Türkiye'de bulabilirsem. Sandman serisini okumak isterseniz, bir anımsatma yapayım, 1991 yılında Dünya Fantastik Edebiyatı Ödülünü alan Sandman, bu ödülü alan ilk -kurallar değiştirildiği için muhtemelen son- çizgi romandır.
 
"Çoğu kişinin isteği mum alevi gibidir, titreşir, değişir. Diğer yandan, senin isteğin bir orman yangını gibi. Seni uyarmalıyım, istediğini almak ve mutlu olmak epey farklı şeyler."
 
Sandman 10: Uyanış
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2015/04/sandman.html

20 Nisan 2015 Pazartesi

Elveda SSK - Ferhan Şensoy

Ferhan Şensoy'un ilk defa bir kitabını okuduğum için yazar hakkında genel bir yargıya varamasam da, bu kitabının kolay okunan ve en faza iki gün içinde bitirilebilecek bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca kitabın sayfa sayısına aldanmamak gerekiyor, yazı puntosu büyük olduğundan aslında uzun öykü kitabı olacakken roman görünümüne bürünmüş. Kahkaha attıran bir kitap olduğu söyleniyor, belki inanmayacaksınız ama hiçbir yerinde gülmedim (gülemedim). Birkaç sebebi olabilir, belki de kitabı gereğinden fazla ciddiye aldım ya da Ferhan Şensoy'un kitapta yarattığı karakter bana çok itici geldi (bu ikincisi daha mantıklı bir sebep). Yine de karakterin (Şükrü demişler adına) alıp başını arabasıyla güneye inme macerasından dolayı rahatlıkla tatil kitabı yapabilirsiniz. Bu her şeyden sıkılan, hayvan düşmanı ve kadın düşkünü Şükrü'nün çalışanlarına ait ve işlevsiz olduğuna inandığı SSK parasını ödememek için, bu para ile Yunan adalarında güzel bir tatil yapma amacıyla yola çıkması kitabın ana konusu. Kitap, yolda Şükrü'nün kadınlar ve hayvanlar yüzünden başına gelen ve her haliyle kontrol dışı olan ve araya erotizmin de serpiştirildiği bir dizi olaylar serisinden ibaret. Dediğim gibi ben keyifle veya kahkahayla okumadım (hatta çelişkilerle dolu ve tam oturmamış karakteri hiç sevmediğim için biraz stresle okudum); ama size hitap eden bir kitap olabilir, okumadan bilemezsiniz!

Ferhan Şensoy olayları anlatırken açık ve net olarak SSK'yı da eleştiriyor (artık SSK devri de geçti ama), ve bunu satır aralarında değil, bizzat karakterin ağzından yapıyor. İnsanlara (esnafa) yöneltilen bir eleştiri de var elbette. Yine de bir konuya değinmeden edemeyeceğim, 2005 yılında yazılmış bir kitap olması dolayısıyla eleştiriler bakımından dönemin gerisinde kaldığını düşünüyorum, Muhtemelen Ferhan Şensoy bu kitabı 2015 yılında yazsaydı, bambaşka bir kurumu hedef alırdı. Peki ben neden bu kitabı şimdi okudum? Satın aldığım kitaplara tarih attığım için, bu kitabı 2008 yılında satın aldığımı tespit edebiliyorum, ama neden şimdi okudum, buna bir cevabım yok :).

"Çok zeki olmayan, uysal, zaman zaman sinirlense de hızla sakinleşebilen, akıllı değilse de kurnaz, şakacı, ağzı laf yapan, saçları döküldüğü için bıyık bırakarak surattaki kıl eksikliğini tamamladığını sanan, caz müziği seven, kitap okumaktan ve okuyanlardan nefret eden, cana yakın, neşeli bir salaktı Şükrü."

14 Nisan 2015 Salı

Lolita - Vladimir Nabokov

Nabokov'un "Lolita"sının çok etkileyici bir eser olduğunu inkar edemeyiz. 1955 yılında ilk basıkısını Paris'te yapan eser, o günlerden günümüze kadar pek çok dile çevrilmiş (aslı İngilizcedir) ve mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde de yerini almıştır. Hem adı hem de malum konusu nedeniyle insanlar üzerinde "ahlaksız" veya "erotik" bir kitap çağrışımı yapsa da, Nabokov'un da dediği gibi "lütfen onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutmayın". Bir şekilde bildiğinizi tahmin ediyorum ancak kitabın konusuna da değinmek isterim; ana karakter Humbert Humbert, "su pericikleri" adını verdiği henüz ergenlik çağını sürdüren (teenage dediğimiz) kızlara karşı özel bir ilgi duymaktadır; hatta yer yer bu ilgisinin asıl nedeni olduğunu tahmin ettiği ve kendi ergenlik çağında yaşadığı bir olayı da anlatır. Amerika'ya yerleşmiş bir Fransız olarak ilgi çeken olgun bir beydir (yaklaşık olarak 40 yaşında olduğunu tahmin ediyorum). Bazı tesadüfler sonucunda pansiyoner olarak yerleştiği evde Bayan Haze'nin on iki yaşındaki kızı Dolores'e (Dolly, L, Lo, Lola ya da Lolita) ilgi duymaya başlayınca, Lo'ya daha yakın olabilmek için annesi ile evlenir. Bundan sonra neler olacağı, Bayan Haze'nin bu sapıkça ilginin farkına varıp varmayacağı ya da Lolita aşkının Humbert'i nelere sürükleyeceğini okuyup görmekte fayda var. Ancak kitap jüriye sunulan bir itiraf gibi başladığından farklı bir izlenime kapılmanıza neden oluyor, bunu söyleyebilirim :).
 
Etkileyici ancak yoğun bir eser, çok fazla isim ve detay olması dolayısyla bazı yerlerde sıkıldığımı söylemek istiyorum. Kitabın birkaç vurucu ve tansiyon yükseltici yerleri olsa da (O kalbimi kırdı, sense hayatımı yıktın sadece), benim en etkileyici bulduğum yer epilogdu. Nabokov'un kitabını yazarken hissettikleri, yazıp yazıp yok ettiği kopyalar, konunun nasıl evrildiği, yayınevlerinin ve kitabın basılmamış kopyasını okuyanların tepkilerinin yer aldığı epilog hem toplumun bu kitaba bakışının bir özeti hem de insalarda uyandırdığı etkinin bir açıklaması gibi, kitabı tamamlayan bir bölüm. Lolita'yı okuduktan sonra Nabokov'un değerlendirmesinden mutlaka geçirin: "Romanımın bir sapkının fizyolojik dürtülerine çeşitli anıştırmalarda bulunduğu bir gerçek. Ama unutmayınız ki çocuk değiliz..."

Lolita daha önce iki kez filme çekilmiş, 1962 yılında Stanley Kubrick tarafından ve 1997 yılında Adrian Lyne tarafından çekilen filmlerin ikisini de henüz izlemedim. Vaktim olduğunda izleyeceğim ancak yaplan yorumlar Kubrick'in filminin daha başarılı olduğu yönünde.

"Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklı bir yol alır. Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır: Lo-Li-Ta."

3 Nisan 2015 Cuma

Sandman / Uyanış - Neil Gaiman

Daha öncee Ebediler'den birinin öldüğünü bahsetmiştim, sekizinci kitabn sonundaki cenaze törenini ve Merhametliler'deki intikam sürecini de anlatmıştım. Uyanış'ta cenaze töreninin ve Düş Lordu'nun (söylememeye direndim ama artık dayanamadım) yeniden uyanışının hikayesi anlatılmaktadır. Kitabın orijinal adı olan "The Wake" Hristiyanlıkta bir kişinin vefatından sonra kişiyi anmak için yapılan törene verilen isimmiş, dolayısıyla bu serinin adının neden "The Wake" olduğunu anlamak zor değil. Düşlerin çocuğu; Lytha Hall'ın bebeğinde yeniden vücut bulan Düş Lordu'nun; daha önceki serilerde bahsedilen düşlere bulaşmış tüm insanların katılımıyla gerçekleşen cenaze töreni ve diğer Ebedi kardeşleriyle tanışma serüveninden sonra (bu arada Hezeyan'ın da ikinci kere vücut bulduğunu öğreniyoruz) kitap başka garip hikayelerle devam ediyor. Diğer anlatılanlar arasında en sevdiğim hikaye William Shakespeare'nin tek başına yazdığı son eseri olan "Fırtına"nın Düş Lorduna sunulduğu bölüm oldu. Sandman'da "Bir Yaz Gecesi Rüyası" ile başlayan Shakespeare hikayesi muhtemelen "Fırtına" ile son bulmuş oldu. Daha önce "Bir Yaz Gecesi Rüyası"nı okuyarak sizinle paylaşmıştım, bu kez ilk fırsatta "Fırtına" adlı eserini okuyacağım (daha önce bu esere Cesur Yeni Dünya kitabında da atıf yapıldığından da bahsetmiştim). Uyanış uzun bir eser değil, bu yönüyle hayal kırıklığı yaratabilir, ve daha doğal bir süreci anlatıyor, Merhametliler kadar heyecanlı değil. Dolayısıyla şu an büyük umutla bir sonraki (ve son) kitabı okumayı bekliyorum. Bununla beraber, nadiren kendini gösteren Yıkım (Destruction)'ın bu bölümde Düş Lorduna verdiği bir tavsiyeyi belirtmeden geçmek istemiyorum: "...her şeyin bir şekilde en iyi sonuca varacağına inanırsan kurtulabileceğin belaların sayısına da inanamazsın.."

"Uyanış’ta; kadim tanrılar, eski dostlar ve düşmanlar, Düşler’in eski Kral’ını anmak için toplanıyorlar ve Ebediler’in Morpheus’unun uzun öyküsü sona eriyor. En garip uyanışlardan birinin ertesinde Morpheus’un yankıları aksediyor ve ölmeyi reddeden bir adama, düşler çölünde kaybolmuş Çin’li bir alime ve kendi alacakaranlık yıllarında Sandman’e olan son yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olan yaşlı William Shakespare’e dokunuyor…"
 
Sandman 9: Merhametliler
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2015/01/sandman-merhametliler-neil-gaiman.html

Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/04/bir-yaz-gecesi-ruyas-william-shakespeare.html