27 Aralık 2016 Salı

Macbeth - William Shakespeare

Shakespeare’in eserlerini mümkün mertebe okumaya çalışacağım zira Macbeth’den sonra bende henüz okumadığım diğer eserlerinde de büyük cevherlerin saklı olduğu izlenimi uyandı. Shakespeare de olsa art arda okumak istemiyorum bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlamasın diye. Tabi, ara sıra okumak şeklinde okuma zevkinize tat katabilirsiniz. William Shakespeare’in dünyanın en iz bırakan ve başarılı yazarları arasında olduğu su götürmez bir gerçek, ayrıca çok da üretken olması nedeniyle pek çok eserin de sahibi. Macbeth bu eserlerin arasında Romeo ve Juliet’ten sonra en tanınanlarından biridir. Shakespeare’in en kısa trajedisinde olaylar üç cadının İskoç soylusu gözü pek savaşçı Macbeth’e ve arkadaşı  Banquo'ya krallıkla ilgili kehanetini bildirmeleriyle başlar. İskoç kralı Duncan’a bağlılığı ile bilinen Macbeth bu kehanete aldırış etmez ancak günler geçtikçe kral olma tutkusu yavaş yavaş kendisini sarar. Karısına da bu tutkusundan bahsetmesinin ardından hırslı bir kadın olan Lady Macbeth'in de desteklemesiyle iyice gözünü karartır. Kral olmak uğruna hiç yapabileceğini tahmin etmediği şeyleri yapan ve derin pişmanlıklar yaşayan Macbeth, uğruna bu kadar fedakarlık yaparak kazandıklarını da kaybetmemek için zorbalık yolunda hızla ilerlemektedir. İskoçya'nın geleceği ile ilgili Banquo'nun da bildikleri kendisini rahatsız etmektedir. Cadıların kehanetlerine gereğinden fazla önem veren Macbeth, cadıların insanların kaderleri ile oynamaktan zevk aldığını biraz geç fark eder.

Macbeth hem kısa olması hem de konusunun akıcılığı nedeniyle olsa gerek, tiyatroya ve sinemaya uyarlanmış bir eserdir. Konusundan esinlenilerek çekilen filmlerin yanı sıra, 1971 yılında Roman Polanski tarafından ve 2015 yılında Justin Kurzel tarafından doğrudan aynı adla sinemaya uyarlanmış filmleri de mevcuttur. Ben henüz bu filmleri izlemedim ancak 2015 yapımı olan filmi yakın bir zamanda fırsat bulursam izlemeyi düşünüyorum. Shakespeare seviyorsanız ve daha önce okumadıysanız bu kitaba mutlaka okuyun. Benim tavsiyem İşbankası yayınları zira çevirisi Sabahattin Eyyüboğlu tarafından yapılmış. İyi okumalar!

"İş kral olmakta değil, kral olup sağ kalmakta / Banquo'dan korkumuz kökleri derin
Yaradılıştan kralca bir yanı var / Asıl korkulacak yanı da o
Her şeyi göze alabilir; yürekli adam / Üstelik aklını da kullanır yiğitliğinde,
Çürük tahtaya basmadan yapar yapacağı / Bir tek onun varlığı korkutuyo gözümü.
Yanında kafam siniveriyor sanki / Antonios da Caesar'ın yanında öyle olurmuş."

19 Aralık 2016 Pazartesi

Kira Kiralina - Panait Istrati

Panait Istrati 1884-1935 yılları arasında yaşamış ve Balkanların Maksim Gorki'si olarak tanınan Romen yazardır. Romanya'nın liman kenti İbrail'de doğan yazar, yaşadığı sürece Balkanlar ile beraber Osmanlı ve Orta Doğu topraklarında uzun süreli geziler yapmıştır  Fransızca öğrenmiştir (hatta eserlerini anadili olan Rumence değil Fransızca yazmıştır). Bu nedenle olsa gerek kitapları da gezi serüvenleri üzerinedir. Kitaplarının pek çoğunun birbiri ile bağlantılı olduğu söylenmektedir. Ben şimdilik iki kitabını aldım: Kira Kiralina ve Mihail. Adı diğerine göre daha çok hoşuma gittiği için okumaya Kira Kiralina'dan başladım. Kitap Stavro'nun arkadaşları Adrien ve Mihail'e anlattığı anıları ile şekillenmektedir. Aslında kitapta iki hikaye olduğu söylenebilir: Tinkutza'nın hikayesi ve Stavro'nun annesiyle kız kardeşi Kira'nın hikayesi. Stavro'nun bir anlamda geçmişiyle yüzleştiği hikayeler tahminimce on dokuzuncu yüz yılın sonunda hem Romanya'da hem de Osmanlı İmparatorluğu topraklarında geçmektedir. Her şeyini kaybeden Stavro'nun İstanbul'dan Lübnan'a, buradan İbrail'e uzanan serüvenleri temposunu hiç düşürmeden devam etmektedir. Annesinin ve kız kardeşi Kira'nın peşinden diyar diyar gezen Stavro acıklı öyküsüne karşın okuyucuda "acımak" duygusundan daha çok "merak" uyandırdığı için dengede tutulan bir roman dili olduğu söylenebilecektir. Stavro'nun hayatını derinden etkileyen bu kadınların içtenlikle anlatılmış hikayeleri sizi de etkileyecektir.

Bu kitabın kahramanları Adrien, Mihail ve Stavro'nun (Dragomir) diğer kitaplarda da mevcut olduğunu tespit ettim, hatta sanırım yazarın Mihail kitabı, bu karakterin hayatına odaklanıyor (henüz okumadım bu kitabı). Bu kapsamda baktığımda, Panait Istrati'nin kendi anılarını (belki biraz da hayal gücü katarak) anlattığını düşünüyorum. Ben ilk defa bu yazardan bir kitap okudum, izlenimlerim olumlu yönde, okumanızı tavsiye ederim. Bu arada, kitabın 2014 yılında Romanyalı senarist & yönetmen Dan Pita tarafından çekilmiş bir sinema filmi de var izlemek isteyenler varsa :).

"Bakın size ne diyeceğim: Sen, Kira, - düşündüğüm gibi- Tanrı'dan gelen ve neşe içinde yaşanan erdeme uygun yaşayacak gücü duyumsamıyorsan kupkuru ve zorlama biçimde erdemli olma, yüce Tanrı'yla alay etme, seni nasıl yarattıysa öyle ol: Yaşamdan keyif alan bir kız ol, gerekirse bir sürtük ol ama sevip acımayı bilen bir sürtük! Öylesi çok daha iyidir."

Not: Bu yazıyı yazarken bu kitabın da çevirisini yapmış olan değerli çevirmen Bertan Onaran'ın vefat ettiği haberini aldım. Türkçeye çok değerli klasikleri kazandırmış bir çevirmendir, kendisine Allah'tan rahmet diliyorum.

14 Aralık 2016 Çarşamba

Suç (Bir ceza avukatından gerçek hikayeler) - Ferdinand Von Schirach

Kitap 2011 yılında Türkiye'de basıldığı yıl haftalarca çok satanlar listesinde kaldı, kolay okunduğu için olsa gerek pek çok kişi tarafından okundu. Aslında kabul etmek gerekir ki konu olarak da "ceza hukuku" alanına giren her türlü olay insanların ilgisini çekiyor. Bunu güncel tv programlarından veya gazetelerin en çok okunan sayfalarından da anlayabiliriz. Bu durumu eleştirmiyorum, aksine araştırılması gerektiğini düşünüyorum, bu konu hakkında yapılmış bir araştırma vb. varsa da okumak isterim açıkçası. Neyse konuyu daha fazla uzatmadan kitaba geçelim, yazar kitapta ceza avukatlığı sırasında yaşadığı bazı olayları kaleme almıştır. Bir ceza avukatının müvekkillerinin sorunlarını -isim vermeden de olsa- bu şekilde aktarmasının etik tartışması bir yana, hikayelerin arasında Alman ceza hukukuna dair kısa açıklamalar da yapılmaktadır. Kitabın arkasındaki açıklama hikayeler konusundaki beklentiyi yükseltse de, yazar olayları fazla detaylandırmamayı tercih etmiş. Benim aktarılması istenilen duyguları en iyi hissettiğim hikaye genç bir kadının sevgisinden dolayı erkek kardeşini öldürmesini konu alan hikayeydi, bu ikilem başarılı bir şekilde verilmişti. Bir şey oldukça açık anlaşılıyor ki, her ne kadar farklı ülkeler/hayatlar da söz konusu olsa "ceza" kavramında ve insanların suç işleme motivasyonu ile işledikleri suçlar arasında tüm insanlığı da içine alan bir benzerlik var.


Olayların gerçekten yaşandığı iddia edildiğinden, hikayelerin gerçekliği dehşetin boyutunu da yükseltiyor denilebilir. Bazı hikayeler okuyucunun tüm merakını tatmin edemeden sona eriyor ancak bu kısımları sanırım avukatın kendisi de çözememiş. Yine de ilginç bir kitap olduğu söylenebilir, aynı zaman da akıcı olduğundan rahatlıkla okunabilir. İyi okumalar!


"Savunma, sanığın bir psikiyatr ya da psikolog tarafından incelenmesini talep edebilir. Sanığın psişik bir hastalıktan, rahatsızlıktan ya da anomaliden muzdarip olduğunu akla getiren bulguları ortaya koymak mümkün olursa, mahkeme bu tür bir talebi kabul eder. Bilirkişi raporu mahkeme için elbette bağlayıcı değildir, bir sanığın cezai ehliyeti olup olmadığına ya da cezasının hafifletilmesi gerektiğine psikiyatr karar veremez. Bu hükmü sadece mahkeme verebilir."


Kitabın Arkasından Alıntı: Ferdinand von Schirach 1964 Münih doğumlu, 1994 yılından beri Berlin'de avukatlık yapıyor. Müvekkilleri arasında Politbüro üyesi ve Almanya Federal Haber Alma Servisi ajanı da var, büyük işadamları, ünlüler, sıradan insanlar, Türk göçmenler ve yeraltı dünyasının mensupları da.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Katip Bartleby - Herman Melville

Katip Bartleby'nin çok farklı bir kitap olduğunu kabul etmek gerekiyor, üstelik de kısa olduğu için rahatlıkla bir günde okunabiliyor. Kitabı satın alırken motivasyonum WallStreet'te bir avukatın kısa bir anısı olmasıydı ancak okurken avukattan çok "katibi"ne odaklandığını tespit ettim. Böyle anlatınca sıkıcı gibi görünebilir, ancak hiç sıkıcı değil, hatta merak uyandırdığını da söyleyebilirim. Kitapta WallStreet'te avukatlık ofisi olan bir dava vekilinin (Amerikan sistemini net anlayamasam da avukat olduğunu tahmin ediyorum) yanında çalışan katiplerinden en ilginç bulduğu Bartleby karakteri anlatılmaktadır. Hayatı oldukça basit yaşayan ve insanları artık tanıdığını düşünen avukatın bu inancını temelden sarsan kişidir Bartleby. Her ne kadar hakkında uzun bir öykü yazmış olsa da, avukat aslında Bartleby'yi hiç tanımamaktadır (katip kimsenin kendisi hakkında bilgi sahibi olmasına izin vermemektedir). Yalnızca kendisine verilen işleri yapan, kimseyle sohbet etmeyen ve aklına yatmayan işleri ise yapmayı mütemadiyen reddeden biridir bu katip (sevmediği işlemi yapmayı "tercih etmemekte"dir). Katibin bu pasif direnişi herkesin sinirlerini yıpratmakta ve ne yapacaklarını bilemez duruma getirmektedir. Avukatın karşılaştığı kişi o kadar silik ve trajik bir durumdadır ki ne yardım edilebilmekte ne de suç duyurusunda bulunabilmektedir. Bu katiple ne yapacağını bilemez duruma gelen avukat katibin varoluşsal isyanları ve kendi huzuru arasında bir seçim yaparak bir süre sonra kendisinden kurtulmanın yollarını aramaya başlar.

Herman Melville Amerikan Edebiyatının en tanınan eserlerinden olan Moby Dick'in de yazarıdır. 1819-1891 yılları arasında yaşamış olan yazarın yaşadığı dönemde hikayelerinin pek tutmadığı ve yayınevleri tarafından basılmasının "tercih edilmediği" belirtilmektedir. Ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra keşfedilen yazarın eserleri günümüzde Amerikan Kütüphanesi tarafından toplanıp arşivlenen eserler arasındadır. Bu arada, Katip Bartleby'ye kim ilham oldu bilemiyorum ancak ortaya çıkan karakter rahatlıkla varoluşsal problem yaşayan Gregor Samsa (Kafka - Değişim) ve Mersault (Albert Camus - Yabancı) ile kıyaslanabilir, hatta üçünün bir araya geldiği bir ortam düşünemiyorum :). "Yapmamayı tercih ederim" (I would refer not to) repliğiyle hafızanına kazınacak bu eseri "özgür insan" sorgulasmasını kendinizle yapabilmeniz için okumanızı tavsiye ederim.

"Heyecanlı bir insanı pasif direniş kadar çileden çıkaran bir şey yoktur. Böyle direnilen kişi inanlıktan uzak biri değilse ve direnen kişi pasifliğinde gayet zararsızsa, o zaman, direnilen kişi daha neşeli anlarında, aklıyla çözmesi imkansız olan şeyi hayal gücüyle bulmak için müşfik bir çaba gösterir. Üstüne üstlük, Bartleby'ye ve adetlerine çoğunlukla saygı gösterdim."