25 Aralık 2013 Çarşamba

Fikrimin İnce Gülü - Adalet Ağaoğlu

Üniversite (neredeyse tek Türkçe dersimiz olan) Türkçe derslerinde konusu birbiriyle alakalı üç kitap seçilirdi ve o kitaplardan birisi sunum, birisi yazı ödevi ve diğeri de final sınavında sorulmak üzere belirlenirdi. Benim okuduğum serinin kitapları bana pek alakalı gelmese de, oda arkadaşım "Fikrimin İnce Gülü", "Buzdan Kılıçlar" ve "Araba Sevdası"nı okumuştu. O dönem aklıma takıldı bu kitap. Şimdi Kış Okuma Şenliği kapsamında Türk Edebiyatında klasik kabul edilen bir kitap kategorisine tercihim bu oldu. Klasik kabul edilen ve çok akıcı bir Türkçeyle yazılmış (Yaşar Kemal'i tenzih ederim) nadir kitaplardan birisi budur herhalde. Hepinizin bildiği gibi, bu kitapta İncegül Bayram'ın Almanya'dan aldığı bal renkli mercedesiyle (Balkız) sınır kapısından geçip köyüne giderken hissettikleri anımsamalar şeklinde (flashbacks) anlatılmaktadır. Sarı Mercedes filmi (1987 - İlyas Salman) bu kitaptan ilham alınarak çekilmiştir. Filmi yıllar önce izlediğim için detaylarını anımsayamasam da, filmin kitapta anlatılanlardan biraz daha farklı bir senaryo izlediğini duymuştum. Kitaptaki karakter, Bayram, neredeyse kimsesiz, sefil bir çocukluk geçirmiştir ve artık itibar görmek istemektedir. Ancak kendisini sosyal olarak tam geliştirememiş materyalist beyni  Bayram'ı bu itibarı Almanya'da kazandığı biraz para ve sarı mercedesiyle elde edebileceğine inandırır. Hatta bu uğurda sevdiceğini yüzüstü bırakır, arkadaşına ihanet eder (İbrahim'e çürük raporu alıp kendisi onun yerine gidebilir mi, olur mu, yok olmaz kanı bozuk değildir İncegül Bayram'ın, ama....). Büyük bir aşkla bağlı olduğu mercedesiyle memleketine dönerken yol boyu köyünde bey gibi karşılanacağını, amcasının onunla gurur duyacağını, sevdiği kızın onu merakla beklediğini düşünmektedir Bayram ancak hem yolda başına gelenler hem de köye varınca yaşadıkları güzel bir hayat dersi olur ona.

Kitap 1976 yılında yazılmış ve Adalet Ağaoğlu'nun ikinci romanı. Aslında ben en çok ilk romanı olan "Ölmeye Yatmak" kitabını merak ediyorum (aldım da kitabı) ancak üçleme olduğu için bu aralar başlamak niyetinde değilim :). Bu arada, kitabın arkasında benim anlatmak isteyip anlatamadığım bir açıklama var: Fikrimin İnce Gülü, Adalet Ağaoğlu'nun hem almanya ve öteki olmak gerçeğine, hem de sistemin insanı neye çevirebildiği üzerine öncü ve farklı bakışıyla öne çıkan ikinci romanı. Almanya'da çalışan Bayram'ın sarı Mercedesiyle Kapıkule'den köyüne giderken yaşadıklarıyla, bellekteki bir yolculuğa da dönüşen roman; pek çok yabancılaşma ve içe "yolculuk" yaratısından önce kaleme alınmış, otuz yıldır tazeliğini yitirmeyen yazınsal bir uyarı...

"Fikrimin ince gülü / Kalbimin şen bülbülü / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni /

Ellerin ellerimde / Gözlerin gözlerimde / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni /

Ateşli dudakların / Gamzeli yanakların / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni. "

19 Aralık 2013 Perşembe

Alaycı Kuş - Suzanne Collins

-----Spoiler Alert-----
 
Kış okuma şenliği kapsamındaki kategorilerden biri olan "Bir Üçleme" kategorisini bu kitapla tamamlamış oldum. Anımsarsanız, ikinci kitap için bir misyonu tamamlayamadığından ve merakla üçüncü kitaba devam ettiğimden bahsetmiştim (Bu konuda Kirkus reviews abartılı bir yorum yapmış: "En heyecanlı yerinde kesilen mükemmel kitap okurları üçüncü cilt için feryat ederken bırakacak."). İkinci kitapta yarım bırakılan hikaye Katniss'in kendini yok olduğunu düşündüğü 13. Mıntıka'da bulmasıyla başlıyor (Çeyrek Asır Oyunlarından bir şekilde çıkan Katniss oyun arkadaşlarından bazılarını geride bırakmıştır). Capitol, mıntıkalarda başlayan isyanlara gözdağı vermek için 12. Mıntıkayı bombalarla yok etmiştir ve kaçmayı başarabilen bir grup insan (sekiz yüz kişi olduğundan bahsedilir) 13. mıntıkaya sığınmıştır (Katniss'in ailesi de kurtulmuştur). Burada Katniss'den beklenen bir görev vardır: Alaycı Kuş olarak isyanın yüzü olması ve mıntıkaları birleştirmesi. Ancak Çeyrek Asır Oyunlarında Capitol tarafından esir alınan Peeta'nın durumu ve son zamanlarda yaşadığı ani değişimler sonucu Katbiss'in kendini toparlayarak bu fikre uyum sağlaması oldukça zaman alır. Alaycı Kuş olmaya karar verdikten sonrası çok daha zor olur tabi: Saldırı altındaki mıntıkalara giderek halka moral vermeye çalışmaları, Peeta'nın beyni yıkanmış şekilde Capitol'den kurtarılşması, Capitol'e yapılan Başkan Snow'u öldürme operasyonları... Her ne kadar çoğunluk tarafından destek görse de, bu isyanın ateşi pek çok kişinin canını yakacaktır belki de? Danton'un bu konuda güzel bir sözü vardır: "İhtilal Satürn gibidir, önce kendi evlatlarını yer."
 
Bu serinin en az sevdiğim kitabı bu oldu. Sonunu merak etmeme rağmen, ilk kitabın tadını bu kitapta da alamadım. Ancak, Publishers Weekly'nin yorumu bu kitap için yaşadığım heyecanın sebebidir: "Edward'ı ya da Jacob'u unutun... okurlar taraf tutacak: Peeta mı yoksa Gale mı?" Ben de bunu kitap sonuna kadar merak etmedim değil :). Tam hayal kırıklığına uğramıştım ki, umut ettiğim gibi bitti!

"Adım; Katniss Everdeen, 17 yaşındayım. Evim 12. mıntıkada. Ama artık 12. mıntıka yok. Ben Alaycı Kuş'um... Başkan Snow benden nefret ediyor.... Şimdi de ben onu öldüreceğim ve sonra Açlık Oyunları sona erecek"


16 Aralık 2013 Pazartesi

Ateşi Yakalamak - Suzanne Collins

-----Spoiler Alert-----
 
Neyse uyarımı baştan yapayım da sonra sorun yaşanmasın. "Ateşi Yakalamak" serinin ikinci kitabı olduğundan, olay akışını "spolier" yapmadan nasıl anlatacağımı bilemedim. O nedenle, kitabı okumamış & okumak isteyen kişilerin okuma zevki için bu uyarıyı ciddiye almalarını tavsiye ederim.
 
Panem'de bu kez neler yaşandı acaba? Malumunuz birinci kitapta yaşanan Açlık Oyunlarını kazanan 12. Mıntıka haraçları evlerine döndükten sonra, her yıl oyunları kazanan haraçların yaptığı gibi Zafer turu için hazırlanmaya başlarlar. Ancak Katniss mıntıkaya döndükten sonra büyük bir ikilem içindedir (Birinci kitabı okuyanlar veya filmi izleyenler bu ikilemin sebebini kolayca tahmin edebilirler). Bu Zafer Turu 11. mıntıkadan başlayarak Capitol'e doğru uzanan bir gezi olacaktır. Bu tur sırasında Katniss ve oyundaki partneri Peeta mıntıkalarda yaşanan bazı isyanlara şahit olurlar (zaten barut gibi bekleyen halkı ateşleyen kıvılcım 74. Açlık Oyunları sırasında Katniss'in Capitol'e başkaldırısı olarak değerlendirilmektedir). Bu durum hem Katniss'i hem Peeta'yı hem de ailelerini tehdit eden bir durum haline gelir ve Capitol'ün istediği gibi davranmak zorunda kalırlar.

Daha önceki yazımda bahsetmiştim, 75. yıl oyunlarına (Her 25 yılda bir oyunlara ilk yazıldığı yıl öngörülmüş bir değişiklik yapılıyor ve Çeyrek Asır Oyunları olarak adlandırılıyor) kimlerin katılacağını merak etmekteydim. Tahmin ettiğim gibi, kötü talih peşlerini bırakmadı ve Katniss ile Peeta yine kendilerini arenada buldular ve bu kez önceki yılların galipleri ile beraber: "Yetmiş beşinci yıl dönümünde, asilere içlerinden en güçlü olanların bile Capitol'ü alt edemeyeceklerini hatırlatmak için, erkek ve dişi haraçlar, mevcut galipler havuzundan seçilecek!" Ortada olağandışı bir şey olduğu kesin, ama ne? Kaldı ki, ikinci kitap bir misyonu bile tamamlayamadı, bu nedenle mecburen üçüncü kitabı okumaya devam ediyoruz :).

"Düşman. Düşman. Bu kelime beni yakın zamanda yaşanmış bir olaya döndürdü. Yakın bir hatırayı şimdiki zamana çekti. Haymitch'in yüzündeki ifade. "Katniss arenaya çıktığın zaman..." diye başlıyordu. Yüzü asık ve endişeliydi. "Ne oldu?" dile getirilmemiş bir suçlama karşısında sesimin sertleştiğini duyuyordum. "Düşmanının kim olduğunu aklından çıkarma" dedi Haymitch. "Hepsi bu.""

9 Aralık 2013 Pazartesi

Açlık Oyunları - Suzanne Collins

"Elimden bir türlü bırakamadım, bağımlısı oldum". Stephen King ile kitap hakkında hemfikiriz. Aslında, tam "bağımlısı oldum" diyemesem de, sürekli aklımdaydı: bir sonraki sayfada neler oluyor acaba? Hikayesi çok ünlü olduğu için (kitabı okumayanlar da filmi izlemiştir mutlaka) uzatmadan bahsetmekte fayda var. Teknolojinin günümüzden biraz daha gelişmiş olduğu bir tarihte (belki 50 yıl sonrası) Panem adı verilen bir ülkede, Capitol adı verilen başkent çevresinde yaşayan 12 mıntıka bulunmaktadır. Mıntıkalar anladığım kadarıyla Capitol'e olan uzaklıklarına göre numaralandırılmış ve aynı şekilde yaşam standartları da aynı numaraya göre değişmekte (12. mıntıka aralarında en sefillik içinde yaşayan yer). Tabi ki, hiçbir mıntıka Capitol gibi yüksek yaşam standartlarına ve gelişmiş teknolojiye sahip değil. Capitol mıntıkaları sömürerek zenginlik içinde yaşamanın yanında kendi zevkleri için masum insanların hayatlarıyla oynayacak kadar acımasız da: Tüm mıntıkalarda yaşayan 12-18 yaş arasındaki bir kız ve bir erkek her yıl Capitol'de düzenlenen Açlık Oyunlarına katılacaktır (Bunlara Haraç deniyor ve kura ile belirleniyor). Bu oyunlardan sadece bir kişi sağ çıkabilecek ve sağ çıkan kişi ülke çapında ün ve zenginlik kazanacaktır. Bu kitapta 12. Mıntıkada yaşayan ve 74. Açlık Oyunlarının Haracı olan Katniss Everdeen'in ağzından partneri Peeta ile beraber hissettikleri ve yaşadıkları anlatılmaktadır. Her ne kadar Açlık Oyunları birinci kitapta başlayıp bitse de, hikaye serinin ikinci ve üçüncü kitabı ile devam ediyor. Ben devamında neler yaşanacağını ve eğer anlatılıyorsa bir sonraki Açlık Oyunlarına (75.) kimlerin katılacağını merak etmekteyim.

Yazarımız Suzanne Collins bu kitaba ilham veren asıl ögenin sekiz yaşında okuduğu bir mitolojiye dayandığını belirtmektedir: Mitolojiye göre, Atina halkı, geçmiş eylemlerinin cezası olarak belli aralıklarla yedi genç kız ve yedi delikanlıyı Labirent'e kapatacakları ve canavar Minotor'a yem olacakları Girit'e göndermek zorundaydı. Bu olaya son veren Theseus ile Katniss özdeşleştirildi mi acaba? Bunu de devam eden kitaplardan öğreneceğiz.

"Durumu acı verici olduğu kadar aşağılayıcı bir hale de sokmak için Capitol, Açlık Oyunlarını bir şenlik, bütün mıntıkaları birbirine karşı dolduran bir spor aktivitesi olarak görmemizi tale ediyordu. Hayatta kalmayı başaran son haraç evine döndüğü zaman çok rahat bir hayat sürüyor ve yaşadığı mıntıka büyük kısmı yiyeceklerden oluşan ödüllere boğuluyordu."

5 Aralık 2013 Perşembe

Pinhan - Elif Şafak

Kış okuma şenliği kapsamındaki ilk kitabım Pinhan oldu. 12. Kategori olan "Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabı" kategorisine Elif Şafak'ın Pinhan'ını seçmiştim (Aşağıdaki listeden görebileceğiniz üzere). Çok uzun bir eser olmadığı için (230 sayfa) kısa sürede bitti. Ancak biraz tuhaf bir kitap olduğunu itiraf etmeliyim. Elif Şafak'ın diğer okuduğum kitaplarına kıyasla (Aşk, Baba ve Piç, Bitpalas, Araf, Mahrem ve İskender) daha anlaşılması zor ve farklı bir konusu vardı. Anladığım kadarıyla Osmanlı döneminde geçiyor ve kendini bulmak için yollara düşen çift cinsiyetli derviş Pinhan'ın (bu isim kendisine sonradan verilir ve Farsçada 'gizli, saklı' anlamına gelmektedir) hikayesi dört ana bölümde anlatılıyor: toprak, hava, ateş ve su (bu bölümlerde başka hikayeler de anlatılıyor). Bu parça parça hikayelerin sonunda güzel bir sonla bağlanmasını bekliyordum ancak sanırım bu kitabın sonu yok (yarım kalmışlık hissi). Kitap bittiğinde kendini aramak için İstanbul'a gelen Pinhan'ın kendini bulup bulamadığından emin olamadım ben. Beyaz karınca felaketi nasıl sonuçlandı? Bir şu cin gibi doğaüstü ve kötü bir varlık ile iletişim halinde olan topal kız çocuğu Nevres'e ne oldu acaba? En çok onu merak etmekteyim.

Elif Şafak bu eserinde bol bol eski klasik eserlerden (Özellikle Osmanlı döneminde yazılmış aruz ölçülü şiirlerden) ve Osmanlıca kelimelerden faydalanmış. Romanın dili biraz ağır, zira anlamadığım çok fazla kelime vardı. Bu ağdalı anlatım bana biraz sıkıcı geldi, çünkü tüm kitap böyleydi. Kendim için şaşırtıcı zira Osmanlıcaya ve divan edebiyatına ait eserlere ilgim vardır. Belki de sıkılmamın sebebi, Elif Şafak'ın "müthiş bir eser" yaratmak kaygısıyla biraz fazla abartmış olmasıdır.

"İsimler ki büyülüdür / sade büyülü mü? / isimler hem de büyücüdür / sanmam ki çıkmış olsun hatırından / ismini fasl-ı hazan koyalım / söndüğü yerde aradığını bulasın / lakin fasl-ı hazan demek/ fasl-ı hüzün demek / söndüğü yerde / sana kavuşmam gerek/ onun söndüğü yerde / benim tutuşmam gerek..."