30 Eylül 2015 Çarşamba

Aya Yolculuk - Jules Verne

Muhtemelen orta okul yıllarında Jules Verne'nin kitaplarını okumuş veya en azından duymuşsunuzdur. Jules Verne'nin kitapları bende her zaman büyük bir ilgi uyandırırdı, isimlerini de çok enteresan bulurdum. Aya Yolculuk (De la Terre à la Lune) o yıllardan aklımda kalan bir kitaptı, Profilo Sinemalarının kitaplığında görünce hemen alıp okudum. İtiraf etmek gerekirse, kitabı daha önce okumadığım için hayıflandım, içeriği de adı gibi ilginçti. Hikaye Amerikan İç Savaşı'ndan sonra Baltimore kentinde şehrin ileri gelenlerinin ve kıdemli askerlerin kurduğu Topçu Kulübü'nün savaştan sonra yeni bir arayışa girerek dev bir top hazırlayıp Ay'a göndermek istemeleriyle başlıyor. Öncelikle Ay'a havan topu fırlatıp burada yaşayanlara Dünya'dan mesaj vermek hedeflenirken, çılgın bir Fransız olan Michael Ardan'ın topun içinde Ay'a gitme sevdası sebebiyle konik mermi şeklinde bir proje hayata geçirilir. Columbiad adı verilen bu konik-merminin dökülmesi ABD'nin ve kulübün maliyetini çok aşınca bütün dünyadan bilimsel araştırma adı altında fon sağlanır (burada Türkiye'nin de oldukça eli açık davrandığı çünkü Ramazan ayında Ay Takvimi kullandığı bilgisi veriliyor). Merminin dökümü, barutunun sağlanması, içine insan gireceği için tepkimesinin azaltılması, hız-zaman-mesafe tahminlerinin akabinde merminin Florida'dan açık bir havada ateşlenmesi planlanır (teleskopla gidişinin ve Ay'a inişinin izlenmesi planlanmaktadır). Son anda değişen planlarla Topçu Kulübü başkanı Barbicane, en büyük hasmı Yüzbaşı Nicholl ve Michael Ardan merminin içine girerler ve mermi üyük bir güçle ateşlenerek Ay'a gönderilir.

Kitabı okurken bende dönemi itibariyle çok ilerde ve detaylı araştırılmış bilimsel bilgilere değinildiği şeklinde bir kanaat oluştu. Ayrıca dönemin astronomiye ilişkin bilimsel bilgilerinin yanı sıra, topçu Kulübü projesini geliştirirken tarihten örneklere de değinerek Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un Fethinde kullandığı havan toplarından ve Malta Şövalyelerinin mermilerinden de söz etmektedir. Bitirdikten sonra, yaptığım kısa bir araştırmada kitabın 1865 yılında yazılmış olduğunu tespit ettim, Jules Verne'nin yüz yıl önce bu kadar bilgiye erişmiş olması gerçekten hayranlık verici! Her ne kadar pratikte mümkün olmasa da, yapılan tahminlerin gerçeğe yakınlığından dolayı ve yazılış tarihi itibariyle oldukça ufuk açıcı bir hikayesi olduğunu belirtmek isterim. Bilim kurgu türünün ilk örneklerinden olan bu kitabı okumadıysanız mutlaka okuyun derim!

- Spoiler Alert - İnternette incelediğim ve bloglardan okuduğum kadarıyla, sanırım kitabın birkaç versiyonu var. Zira benim okuduğum versiyonda internette yazan yorumlar gibi dünyaya geri dönme veya tekrar denize düşme vb. yoktu. Bu kadar farklı bilgilerin kaynağı nedir bilmiyorum ama benim okuduğum hikayenin sonu çok daha farklı ve muğlak bitiyordu. Bu konu hakkında kitabı okuyan insanların yorumlarını merak etmekteyim.

"...Mermi konusu kesin olarak çözümlenmişti. Ay sakinlerine alüminyumdan yapılmış bir mermi göndermek fikri J.T. Maston'u çok sevindirmişti. Böylece oradakiler Dünya sakinleri hakkında önemli bilgiler öğreneceklerdi."

17 Eylül 2015 Perşembe

Karanlıkta İki Ceset - Suphi Varım

1880'lerin İzmir'inde geçen bu polisiye kitap tam bir Sherlock Holmes tadındaydı. Hem okuyucuyu sıkmadan rahatlıkla okunabilmesi hem de odak nokta olarak cinayet-katil-dedektif üçlüsünü benimsemesi bende bu izlenimi yarattı. Aslında kitaptaki dedektifin asıl işi ticaret şirketleri hakkında araştırmalar yaparak raporlar hazırlamaktır ancak bölgenin emniyet amiri Cevdet Sami, bir cinayeti çözümlemede herhangi bir ilerleme kaydedemeyince, olayları değerlendirmede başarılı bulduğu arkadaşı Sokratis Eliseos'dan yardım ister. Sokratis Eliseos olayı henüz incelemeye başlamışken, şehirde ikinci bir cinayet işlenir. Maktul dedektifin çocukluk arkadaşı olan bir avukat olunca, Sokratis bu olayları oldukça ciddiye alır. Bundan sonrası hakkında bilgi vermek sizin okuma zevkinizi etkileyebilir o nednele farklı konulara değineceğim. Kitabı pek çok açıdan eleştirsem de, beğendiğim en önemli noktalardan birisi bu dedektifin işleniş tarzıydı. Her ne kadar polisiye bir kitap olsa da, yazar dedektifi şaşırtacak kadar zeki veya üstün nitelikli bir karakter olarak karşımıza çıkarmıyor (zaten asıl işinin araştırmacılık olduğunu söylemiştik). Sokratis kendi halinde bir adam ve her insan gibi bazı hatalar yapıyor. Bu nedenle yazarın bu yaklaşımını biraz sıra dışı buldum ve beğendim. Ancak diğer karakterlerin (birkaç tane Türk karakter vardır) çoğunlukla yabancı olması da eleştirdiğim unsurlardan birisi. İzmir ticaret ve siyaset anlamında ele geçirilmiş gibiydi (avukatlar, doktor ve ticaret adamları, liman çalışanları vb. herkes Rum, Fransız veya farklı millettendi). Belki de doğru bir gözlemdir, bilmiyorum.

Yazar romanda mekanlara önem verdiğini ve İzmir'in eski mekansal yapısı üzerinde durduğunu belirtmiş ancak ben buna pek katılamadım. Kitapta birkaç yer hariç her yer "işhanı", "malikane", "liman", "istasyon", "bağ evi", "Ermeni Mahallesi" vb. olarak geçiyordu ve çok detaylı betimlemeler yapılmamıştı. O nedenle benim aklımda bir şehir silueti oluşmadı okurken ve şu an da İzmir'e dair mekansal bir kazanımım yok maalesef. Konudan bağımsız olarak, kitap bana konu olarak farklı da olsa, eski İzmir'i anlatması dolayısıyla Rum yazar Mara Meimaridi'nin "İzmir Büyücüleri" kitabını anımsattı.

"Sokratis Eliseos özel dedektifti. Avrupa'daki şirketlerin ticaret yapmak istedikleri İzmirli tüccarlar hakkında gizli araştırmalar yapar, borcunu ödemeden ortadan kaybolan işadamlarının peşlerine takılır, sahtekârlık olaylarıyla uğraşırdı. Cevdet Sami'yle beş yıldan beri tanışıyordu. İncelediği esrarengiz olayları çözmek için serkomiserin görev yaptığı karakola sık sık gider, ondan bilgiler alırdı. Polisin de ona danıştığı konular olurdu. Ancak Cevdet Sami, ilk kez bir cinayet olayında yardımını istemişti."

8 Eylül 2015 Salı

Sizin Hiç Babanız Öldü mü - Feride Çiçekoğlu

Daha önce Tunç Başaran yönetmenliğinde filmi çekilen "Uçurtmayı Vurmasınlar" (1989) kitabının yazarı olan Feride Çiçekoğlu; bu kitabında muhtemelen kendi anılarından da esinlendiği öykülere yer veriyor. Kendi anılarından esinlendiği yönündeki tahminim, öykülerin 1980-1990 döneminde geçmesi ve çoğunluğunun hapishane ortamlarından ilham alınarak kaleme alınmış olmasından ileri geliyor. Bildiğiniz üzere, 12 Eylül askeri darbesi döneminde dört yıl cezaevinde kalan Feride Çiçekoğlu yazdığı kitap ve film senaryolarında cezaevi anılarından sık sık söz etmiştir. Dolayısıyla eserdeki hikayelerin büyük kısmının -başından geçmese de- cezaevindeki gözlemlerine ve duyduğu yaşam öykülerine dayanmakta olduğu izlenimi oluşuyor. Benim okuduğum kitap Can Yayınlarının 1991 yılında yapmış olduğu baskısı (yeni tarihliler farklı olabilir) ve 1980-1990 dönemini kapsayan on dört öyküden oluşuyor. Sıkça değinilen konular cezaevi koşulları ve fikir suçlularının yaşadığı travmatik işkenceler olmakla beraber, birkaç mahkeme temalı hikaye ve sığınmacı birinin hissettikleri de anlatılıyor. Her bir hikayenin anlatımı farklı olsa da, ortak noktaları anlatımın çok içten olması, iç hesaplaşmaların ve duyguların çok iyi yansıtılmış olmasıdır. Artık yaşananlar ve 80'lerin hatıraları çok uzakta kalsa da (hatta bizim jenerasyonumuz için bir masaldan ibaret olsa da) bu kitabı bir okuyun derim, bazı olaylara bakış açınız kesinlikle değişecek.
 
Uçurtmayı Vurmasınlar filminden sonra büyük beğeni kazanan yazarın 1990 yılında senaryosunu yazdığı ve Maraşlı Alevi bir aileyi anlatan Umuda Yolculuk filmi yabancı dilde en iyi film akademi ödülünü kazanmıştır. Halihazırda İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde sinema bölümünde öğretim üyesi olan Feride Çiçekoğlu'ndan daha fazla eser ortaya çıkarmasını umut ediyoruz.

"...Senin fevkalade başarılı bir tahsil hayatından sonra layık olmadığın sıkıntılarla muhatap olmana 'tökezleme' tabir etmiştim. 'Teşbihte hata olmaz' sözünü bilirsin. Bu ekseriyetle 'her nevi teşbih yapılabilir' şeklinde tefsir edilirse de, aslında 'teşbih hatayı kaldırmaz' manasındadır. Hata yaptımsa kusura bakma güzel kızım."