31 Ağustos 2013 Cumartesi

Şiirin Kızkardeşi Öykü - Buket Uzuner

Bu aralar her zaman olduğumdan farklıyım. Bu nedenle olsa gerek, uzun süreli bir şeye kafa yoramıyorum. Dolayısıyla okumakta olduğum romana biraz ara verdim ve daha kolay ilerleyeceğini düşündüğüm bu hikaye kitabını seçtim. Tahmin ettiğim gibi de oldu, pişman değilim. Buket Uzuner'in kitaplarını severim. "Kumral Ada Mavi Tuna" ve "İki Yeşil Su Samuru"ndan sonra beklentim çok yüksek olsa da, bu hikaye kitabını da beğendim. Anlatımı akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikayelerin bazılarında tesadüfler ve ilginçlikler almış başını gitmiş :). Olsun, zira bu bir kurgu (?) kitap. Kitabın en güzel hikayesi, kitaba adını veren Şiirin Kızkardeşi Öykü. Bu hikaye bana Kumral Ada Mavi Tuna'yı anımsattı biraz. Kitabın en çok ilgi çeken bölümü cinsel öyküler beşlemesiydi bence: "2001 yılının bir İstanbul yaz gecesinde üniversiteyi beraber okumuş beş eski arkadaş yeniden buluştuklarında alkolün de etkisiyle ilk bakışta çok eğlenceli ve masum görünen bir oyun oynadılar. Oyun basitti ve tek kuralı içten olmaktı: Herkes ilk cinsel deneyimini anlatacaktı." Aslında bu bir hikayenin konusunu oluşturabilirdi. Ancak sonrasında anlatıcıların ne kadar içten olup olmadıklarını anlayabilmemiz için beş arkadaşın geçmişini de anlatan beş hikaye daha ortaya çıkacak. Hikaye okumaktan hoşlanan kişilere, bir de bu kitabı denemelerini tavsiye ederim.

"Kadın cinselliğini zincirleyen hurafeler, sevişirken haz almayı önleyen mitler, uyduruk yasaklar, aptalca korkular, aslı olmayan günahlar ve bedeninin kontrolünü kadının elinden alan binlerce yıllık baskılar...Sonra tabi; ah bıkkın, umutsuz, sakatlanmış genç ruhlarımız... ama öyleydi işte. Bu kadar salakça ve bu kadar acımasız. Bu kadar gerçek ve eziciydi."

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri - Gary Small & Gigi Vorgan

Ağustos ayı biraz verimsiz geçti evet :). Sıcak havaların ve tatilin verdiği rehavetle günlerce aynı kitabı çantamda gezdirdim. Neyse ki, sonunda bitirebildim. Kitabın tercümesi Duygu Akın'a ait ve özgün adı "The Other Side of the Couch" olan kitabı bu şekilde tercüme etmeyi uygun bulmuş (tartışılabilir). Kitap keyifle okunuyor, özellikle de meraklıysanız ancak ben tıp ile alakalı olmayan biri olarak söyleyebilirim ki, anlayabileceğimizden fazla tıp terimi kullanılmıştı ve bu bazı bölümlerde kitabı sıkıcı bulmama sebep oldu. Kitapta anlatılan hikayeler kronolojik sıraya göre ilerliyor ve 1979-2008 yılları arasında Doktor Gary Small'un başından geçen 15 hikayeyi anlatıyor. Her hikayenin kahramanı olan -zihinsel rahatsızlığa sahip- kişilerden ayrı olarak, Gary Small'un karşılaştığı zorluklar da ara satırlardan gözlemlenebiliyor. Psikiyatr eğitiminin diğer doktorlar tarafından gereksiz bulunması veya herhangi bir fizyolojik rahatsızlığa ulaşan bir sorunun kaynağının psikolojik olabileceğine bazı doktorların ihtimal vermek istememesi... Aslında, daha iyi gözlem yapabilseler, daha iyi çözümler elde edilebilecek. Zira bazı hastalar Gary Small'a bazı akıllı doktorların yönlendirmesiyle geldi ki bu koordinasyon olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladı (sürekli düşük yaptığını iddia eden kadının bebek aşkı, üç kere kolunu kıran adamın uzvunu yok sayma rahatsızlığı veya konuşamayan bir hastanın sessizliğinin kaynağının beyin enfeksiyonu olması vb.) Kitapta anlatılan olaylardan bu psikiyatrisin kendi alanında okumayı ve araştırma yapmayı seven ve gerçekten başarılı bir doktor olduğunu anlıyorum. Anlattıklarından çıkarımım farkındalığı ve gözlem yeteneği de yüksek: İnsanları kendi ortamında gözlemlemek tedavi açısından daha olumlu sonuçlar getirir veya sık su içiyor olması kanındaki sodyumu azalttığı için zihin bulanıklığına sebep olabilir, gibi. Doktorun iki açıklamasına canı gönülden katılıyorum; insan beyni tahmin ettiğimizden daha fazla güce sahip ve gerçek hikayeler kurgudan çok daha tuhaftır.

"Belirsizlik durumlarıyla karşılaştığımızda zihnimiz duruma açıklama getirmek için çaba sarf eder. Eğer belirtilere açıklama getirmenin bir yolu yoksa kendimizi kontrolü kaybetmiş gibi hissederiz ve korkumuz giderek artar. Üstelik belirtileri yaratanın kendi zihnimiz olduğunu öğrenirsek o zaman zihnimizin yapabileceği diğer şeyler için daha da çok endişeye kapılırız. İnsanlar beyinlerinin bir ruh tarafından ele geçirildiğinden ya da bir öcünün iradelerini yönettiğinden korkabilir..."

13 Ağustos 2013 Salı

İki Ağıt - Ataol Behramoğlu

Ataol Behramoğlu'nun ilk aldığım kitabı bu. Daha önce bir şekilde karşılaştığım şiirlerini okumuştum ancak hiç birisini "Bebeklerin Ulusu Yok" kadar etkileyici bulmamıştım. Bu kitabı bitirdikten sonra yine aynı kanıda olduğumu söyleyebilirim. Kitabın adı içindeki şiirlerin iki bölümde toplanmasından ve iki bölümde de bir trajediden bahsetmesinden geliyor. Birinci bölümün adı "Şili'ye Şiirler" ve burada 1970 yılında halkın seçtiği Şili devlet başkanının (Salvador Allende) 1973 yılında askeri darbeyle indirilmesi (General Pinochet) olayına yapılan bir atıf söz konusu. Aynı şekilde 1973 yılında ölen ünlü Şilili şair Pablo Neruda'dan söz eden şiirler var. İkinci bölümde "Sava'da Boğulan Türkler" başlığıyla yayınlanmış şiirler bulunmakta (Sava Balkanlarda bir nehir). İnce bir şiir kitabı. Bu nedenle okunması birkaç saatinizi alıyor sadece (tatil kitabı yapabilirsiniz). Ben çok beğenmedim şiirleri. Tahminimce bunun sebebi ilk şiir olarak "Bebeklerin Ulusu Yok" isimli şiiri okumuş olmam. Henüz bu kadar güzel bir şiiriyle karşılaşmadım. Ancak Ataol Behramoğlu günlük hayatta yaşadığı her şeyi şiirlerine aktaran bir şair. Böylece şiirlerinde bir sıcaklık yakalanabiliyor. Vaktiniz varsa okuyabilirsiniz. Ben yine de bu kitaptan değil de, en sevdiğim şiirinden alıntı yapmak isterim:

"İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu,
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu
........
Babalar çıkarmayın onları akıldan,
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin,
Savaştan yıkımdan söz ederse biri
........"