28 Eylül 2018 Cuma

Şair Evlenmesi - Şinasi

Türk Edebiyatı derslerinden de hatırlayacağınız gibi, Şinasi Türk Edebiyatına ilkleri getiren kişidir. Hatta yalnızca tarz olarak yeni edebiyat biçimleri getirmekle kalmaz, aynı zamanda içerik olarak da gözlemlerinden faydalanır, toplumu eğitmeyi amaçlar. Bu çerçevede, Şinasi'nin 1860 yılında yazdığı tek perdelik komedisi, Şair Evlenmesi tiyatro eseri de Batılı anlamdaki ilk tiyatro eseri olarak kabul edilir. Şinasi'nin bu oyunu yazarken amacının ne olduğunu bilemiyoruz ama oyunun kısa olması (tek perdelik), birkaç mekanda geçmesi ve kısa konuşma metinleri olmasından bahisle, aslında oyununu oynatma umudunu taşıdığını söyleyebilmek mümkün. Güldürünün ilk olarak Tercüman-ı Ahval gazetesinde tefrika olarak yayınlanması eserin sahnelenmemesi ihtimalinde yine de topluma ulaştırılmasını amaçlamış olabilir. Şair Evlenmesi konu bakımından dönemin Osmanlı toplumundaki görücü usulü evlenmenin sonuçlarını eleştirmeyi amaçlayan bir hikaye seçer. Oyunun ana kahramanı olan Müştak Bey, Batılı tarzdaki davranışları ve kılık kıyafeti nedeni ile toplumda pek sempatisi olmayan eğitimli birisidir. Sevdiği kadın olan Kumru Hanım'la "Kılavuz Kadın" ve "Yenge Hanım" adı verilen çöpçatan kadınlar aracılığı ile evlenmeyi amaçlar. Ancak toplumda sık sık rastlandığı gibi vekaleten yapılan nikahtan sonra karşısında Kumru Hanım'ın çirkin ve yaşlı ablası Sakine Hanım'ı görür. Bu işten nasıl sıyrılacağı ile merak konusudur.

Henüz tercüme tiyatrolar bile yayılmamışken Şinasi'nin edebiyatta büyük bir adım atarak yayınladığı tiyatro eseri, gazetede yayınlandığı yıldan sonra unutulmuş ve yıllarca kimse tarafından dikkate alınmamış. Şinasi'nin vefatından sonra bir kitapçı Tercüman-ı Ahval koleksiyonunda bu esere rastlayarak onu yayınlamış ve eser birkaç kere de sahnelenerek ünlenmiştir. Tiyatro eseri olarak Şair Evlenmesi'nden bir Moliere ya da Haldun Taner tiyatrosu seviyesini beklememek gerekir, tahmin edileceği üzere edebi anlamda pek çok eksiği var ancak Şinasi tiyatro türü henüz edebiyatımıza girmemişken bu eser ile çağdaş edebiyatta bir dönüm noktası yaratmıştır. Okumanızı tavsiye ederim.

"...Bir de yüz görümlüğünü nasıl etmeli? Adam sen de, o kolay. Şöyle birkaç beyit veriveririm olur biter: Bir kumrusun sen tab'a muvafık / Yapsam yuvanı sinemde layık / Can ü gönülden ben oldum aşık / Yapsam yuvanı sinemde layık. Benim gibi fakir bir şairin vereceği yüz görümlüğü bu kadar olur. "

19 Eylül 2018 Çarşamba

Babil Prensesi - Voltaire

Aslında kitap bana da sürpriz oldu, daha önce Voltaire'nin (1694-1778) bu şekilde bir eseri olduğunu bilmiyordum. İnternetten kitap alış verişi yaparken tesadüfen fark ettim ve aldım. Voltaire benim için "Felsefe Sözlüğü"nün yazarı ve düzyazı eserleri ile tanınan bir filozoftu, o nedenle Babil Prensesi beni biraz meraklandırdı. Adından da anlaşılacağı üzere, kitap masal gibi başlayıp bir tinsel yolculuk şeklinde devam etmektedir. Ayrıca, Voltaire'in bu eserdeki dili o kadar akıcıdır ki kitabın sahneleri adeta bir rüya gibi akıp gider. Kitaptaki her şey Babil hükümdarının güzelliği komşu ülkelere de nam salmış kızı Formozant'a asil bir damat adayı bulmak için yarışma düzenlemesiyle başlar. Formozant'ın hem soylu hem de güzel olması civardaki ülkelerin hanedanlıklarının ilgisini çeker. Formozant için düzenlenen yarışmaya Hint Şahı, Mısır Firavunu ve İskit Hakanı katılır. Son anda bilinmeyen bir ülkeden gelen (Ganj Nehri civarında bulunan Gangaridler ülkesi) ve kendisini çevresine çoban olarak tanıtan genç bir adam yanında mitsel karakterlerden tek boynuzlu atı ve Anka kuşu ile birlikte çıkagelir. Formozant kim olduğunu anlayamadığı bu yakışıklı ve gizemli gence aşık olur, aynı şekilde genç çoban Amazan da Babil Prensesi'ne aşık olur. Ancak kehanete göre Babil Prensesi bütün dünyayı karış karış gezmeden evlenemeyecektir. Bu nedenle hem Formozant'ı hem de Amazan'ı beraberinde kendi içsel yolculuklarını da yaşayacakları uzun bir yolculuk beklemektedir.

Voltaire sivri dili ve eleştirel üslubu ile tanınan hatta bu nedenle sürgün edilmiş ve sürekli yer değiştirmek zorunda kalmış bir yazar. Dolayısıyla yazarın bu tarzını bilerek kitaplarını okumak kitaptan aldığınız mesajın tamamen değişmesini sağlıyor. Voltaire de bu Doğu masalını anlatırken aslında Formozant'ın yolculuğu sırasında uğradığı ülkeleri tek tek eleştirmeyi amaçlamış gibi görünüyor. Babil'den Arabistan'a, Ganj'dan Çin'e, Kimmer yurdundan Batavlar'a, Cermen ülkelerinden İngiltere'ye, Fransa'ya ve İspanya'ya uzanan yolculukta sürekli değişen zaman içinde bu ülkelerdeki sevdiği ve sevmediği alışkanlıkları, kültürel farkları kendi doğrularını da belirterek aktarmayı tercih ediyor. Bir Doğu masalından ziyade bir ustanın elinden çıkmış bu hiciv eserini okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar!

"Ölüp de yeniden dirilmek dünyanın en basit işidir hanımım, karşılığını verdi Zümrüdüanka. İki kez doğmak bir kez doğmaktan daha şaşırtıcı değildir. Bu dünyada her şey yeniden doğuyor; tırtıllar yeniden doğup kelebek oluyorlar; toprağa atılan bir çekirdek ağaç olarak yeniden doğuyor. ... Bedenleri oluşturan tüm zerreler başka varlıklara dönüşür. Benim durumuma gelince, Yüce Orosmad'ın eski haliyle yeniden doğmak lütfunu bağışladığı tek yaratığım ben."

4 Eylül 2018 Salı

Dede Korkut Kitabı

Arada bir dönüp dönüp Dede Korkut'un hikayelerini okuyorum zira hem anlattığı hikayeler hem de hikayelerini anlatırken kullandığı şiirsel dil çok hoşuma gidiyor. Hikayelerin ilk anlatıcısı olan Dede Korkut, olay örgüsünde genelde bir veli kişi namıyla akıl danışılan kişidir, bu nedenle aynı zamanda ozan sıfatını taşıtan eski Türk inancındaki din adamlarından olduğu tahmin etmekteyim. Dede Korkut'un ozan kişiliğinden olsa gerek, hikayeler şiirsel dilin yanı sıra pek çok nazım bölüm de bulundurmakta. Dede Korkut'un anlattığı hikayelerin zamanı hakkında kesin bir bilgi edinilmemekle birlikte anlattığı hikayelerin 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülmektedir. Özgün adı "Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan" yani Oğuz Diliyle Dede Korkut Kitabı olan eser aynı zamanda Oğuz Türklerinin yaşayışlarını, konuştukları dili, inanışlarını, örf, adet ve geleneklerini, yaşadıkları coğrafyayı, ahlak ve karakterlerini ayrıntıları ile anlatmaktadır. Kitaptaki her bir hikaye ayrı bir Türk boyu için söylenmiştir ancak olaylara bir bütün halinde bakıldığında bu boyların tek bir hakana, Hanlar Hanı lakaplı Bayındır Han'a bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Hikayelerin geçtiği coğrafya -hikayelerde geçen kelimelerden anladığım kadarı ile- Kuzey Doğu Anadolu- Batı Azerbaycan dolaylarıdır. Zira birkaç hikayede tekfurlara ait Bayburt Kalesi veya Trabzon Kalesinden söz edilmektedir, ayrıca "kafir dinli Gürcistan" şeklinde Gürcü topraklarından da söz edilmektedir. Oğuzların yaşam biçiminin hayvancılık olduğu da net bir şekilde anlaşılmaktadır düğün ve kutlamalarda aygır/deve/koç kesilmekte ve kopuzların çalındığı şölenler yapılmaktadır. Hikayelerde Şaman inancının etkileri (Bamsı Beyrek'in kırmızı düğün kaftanı vb. gibi) görülse de Dede Korkut hikayelerin sonunda İslam tasavvufuna uygun kapanışlar yapmaktadır. Ancak hikayelerin yazıya geçirildiği dönemde bu eklemelerin sonradan yapıldığı da düşünülebilir.

Bir mukaddime ve on iki hikayeden oluşan kitabın dünyada bilinen iki nüshası bulunmaktadır, birisi Almanya Dresden'de diğeri de Vatikan'dadır. Nüshalar üzerindeki ilk inceleme ve tercüme Alman bir Türkiyatçı tarafından yapılmıştır, akabinde ünlü şair Orhan  Şaik Gökyay tarafından kitap Türkiye'de yayınlanmıştır. eğer hala okumadıysanız Türk tarihi ve kültürü açısından çok değerli bu eseri okumanızı tavsiye ederim, eğer edebiyatçıysanız farklı, tarihçiyseniz farklı, yalnızca kitapsever biriyseniz daha farklı bir tat alacağınızı düşünüyorum.

"Vay al duvağımın sahibi / Vay alnımın başımın umudu
Vay şah yiğidim vay şahbaz yiğidim
Doyuncaya kadar yüzüne bakamadığım Han'ım
Nereye gittin beni yalnız koyup
Göz açıp da gördüğüm / gönül ile sevdiğim
Bir yastıkta baş koyduğum / yolunda öldüğüm
Vay Kazan Bey'in inançlısı / Vay kudretli Oğuz'un imrenileni
Hay Beyrek"

Dede Korkut Kitabı hakkında yapılmış detaylı bir inceleme:
http://www.acikbilim.com/2015/04/incelemeler/doga-tarihi-acisindan-dede-korkut-hikayeleri-uzerine-bir-inceleme.html