7 Ocak 2013 Pazartesi

Anna Karenina - Levi Tolstoy

Tolstoy’un en çok beğendiğim klasiğidir Anna Karenina. Bu kadar geç okumuş olmam da benim bir kaybımdır. Bu kitabı yıllarca okuyamamamın sebebi hikayesini lise yıllarımdan biliyor olmamdı. Bir gün değerli bir arkadaşım başka bir kitap için “Sana kitabın sonunu söylerim” esprime “İstersen söyle, sonunu bilmek mühim değil, önemli olan süreçtir” demişti. Benim  söz benim ufkumu açtı. Açık ufkumla ilk okuduğum kitap Anna Karenina oldu. Normal şartlarda haftada bir kitap okurum ancak bu kitabı yirmi günde bitirdim (sebebi: 900 sayfa J ).

Sevgili Anna 19. Yüzyıl Rusya’sında yaşayan aristokrat bir ailenin güzel mi güzel kızıdır. O dönemin aile gelenekleri (muhtemelen yüksek sosyeteye mensup ailelerde böyleydi) kızların ailenin uygun bulduğu damat adaylarıyla evlenmelerini gerektirmektedir. Ancak bu durumda her zaman mutlu evlilikler yaşanamamaktadır elbette. Anna’da veya onun erkek kardeşi Stephan Arkadyeviç’te olduğu gibi. Anna yakışıklı ve genç subay Kont Vronski ile karşılaşmasaydı veya Kont kendisine âşık olup peşine düşmeseydi, belki mutsuz evliliğinin farkına varamayacaktı. Sekiz yaşındaki dünyalar sevimlisi biricik oğluyla mutlu bir hayatı olduğunu bile düşünecekti. Ancak aşkın yakıcılığı Anna’yı da sarınca artık geri dönülemez bir yola girmiş olduğu farkeden Anna uzun süre aşkı ve ailesi arasında bocaladıktan sonra kitabın içinde geçtiği zamanın toplumsal değerlerine ters düşecek ve kendisini mensup olduğu yüksek sosyete içinde küçük düşürecek bir kararla aşkını tercih edecekti. Aslında Vronski’nin bebeğini doğurduktan sonra –ki o zaman öleceğine inanmıştı ve bu inançla neredeyse ölüyordu- yaşadığı vicdan azabıyla eşinden af dilemiş ve bir süre daha devam etmeye çalışmıştı ancak sonuç olarak Anna onunla mutlu değildi. Vronski için eşini ve oğlunu terk edince beraber bütün Avrupa’yı gezip yeniden Rusya’ya döndüklerinde gördüler ki artık yüksek sosyetenin onlara bakışı pek hoş değildi bu durum hayatlarını sıkıcı hale getiriyordu. Çünkü kitaptan anlaşıldığı kadarıyla yüksek sosyetenin vazgeçilmez eğlenceleri vardı: konserler, opera, tiyatro, balolar ve kabul günleri… Takdir edersiniz ki Anna ve Vronski artık bu eğlencelere katılamıyorlardı ve artık misafirleri de pek olmuyordu. Bu durum ilişkilerinde yıpranmaya ve özellikle Anna’yı etkisi altına alacak psikolojik sorunlara sebep olacaktı. Anna günden güne bozulan psikolojisiyle verdiği kararı gözden geçirecek ve daha da saçma kararlar alacaktı.

Ne kadar doğru yaptı bilemeyiz elbette, o kısmı okuyucunun takdirine kalmıştır. Ancak bu kitapta oldukça başarılı psikolojik çözümlemeler gözlemleyebilir, 19. Yüzyıl Rusya’sının soylularının günlük hayatı, yeri geldiğinde yemek ve giyinme kültürleri, döneme has sosyal aktiviteleri, sorunları – aslında Bolşevik ihtilaline giden yolda yaşanılan zorlukların izlerini ve gün gün fakirleşen zengin kesimin sıkıntılarını – hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Dönemin yüksek sosyetesi, gözlemlerime göre çok iyi derecede Fransızca bilen, çocuklarını mutlaka İngiliz veya Fransız dadılarla yetiştiren, bir araya geldiklerinde politika veya sanat gibi entelektüel konularda konuşan kişiler olarak anlatılmış – ki mektupları ve birbirlerine hitapları bile çok kibar - (Belki de Tolstoy olanı değil olması gerekeni yazmıştır J ). Tolstoy ana karakterlerden ziyade diğer karakterleri ve onların hayatlarını da detaylı anlatmayı tercih etmiştir (ki aslında Anna ve Vronski’nin hikâyesi 200 sayfayı geçmezdi). Anna’nın erkek kardeşi Stephan, onun Doli ile artık monotonlaşmış evliliği (ve altı çocukları), Doli’nin kız kardeşi Kiti ve onun toprak ağası Levin ile evliliği (köylülerin yaşamını ve soylu-köylü ilişkisini az da olsa burada anlatılanlardan anlayabiliyoruz), Levin’in erkek kardeşleri ile ilişkisi vb. Ancak onların hayatları da ilginç. Tahminimce sıkılmadan okunabilecek birkaç klasikten biridir. Okumaya fırsatı olmamış herkese tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoşgeldiniz :) Yorumlarınız benim için bir kazançtır.