Powered By Blogger
POLİSİYE ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
POLİSİYE ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2019 Salı

3 Valiz 1 Milyon Dolar 3 Ceset - Ed Lacy

Bu kitabı yıllar önce büyük amcamın evinde görmüştüm, kapağındaki tasarım ilgili çektiği için aklımda kalmıştı. Bu nedenle bir sahafta görünce yıllar öncesine gidip kitabı anımsadım ve satın aldım. Ed Lacy adını bu süreçte hiç duymamıştım, zaten kendisi de 1911-1968 yılları arasında yaşayan Amerikalı polisiye roman yazarı olduğu için sonradan adı unutulan yazarlar arasına girmiş olabilir (sanırım Ed Lacy de gerçek adı değil, mahlası). Yazarı tek kitapla değerlendirmek istemem ancak "3 Valiz 1 Milyon Dolar 3 Ceset" kitabının olay örgüsünü ve anlatım biçimini beğendim. Tabi bunda kitabın tercümanı Feyza Şener'in de bir rolü olabilir. Kitapta olaylar, hikayenin anlatıcısı ve aynı zamanda kahramanlarından birisi olan polis memuru Bucky Penn'i tanımamızla başlıyor. "Profesör" lakaplı amiri ile birlikte büyün bir vurgun yapan Bucky, 1 milyon dolarlık fidye parası vurgunundan sonra Profesör ile saklandıkları bir kulübenin penceresiz odasında kendisini ve hayatını sorgulama fırsatı bulur. Saklandıkları süre boyunca hem gençliğini, hem İtalyan kökenli baba yerine koyduğu Nate'i, sorunlar yaşadığı karısı Emma'yı, Emma'yı aldattığı kadınların tümünü bir düşünce süzgecinden geçirir. Bucky Penn sıradan ve idealist bir polis memuruyken nasıl bir vurguncu haline geldiğini düşünürken yavaş yavaş yakın dönem geçmişinde yaşadığı olayların parçalarını bir araya getirmeye ve içine düştüğü sarmalı da çözmeye başlar. Şu an tek sorun saklandığı kulübeden ve bu sarmaldan tam vaktinde kaçabilmeyi başarmaktır.

Türkçe basım yılı 1971 olan kitap sanırım aynı yıl Milliyet yayınları tarafından "Kara Dizi" serisi adı altında basılmış. Bu nedenle ikinci basımı dahi olmayan kitabı herhangi bir kitabevinde bulmak pek mümkün görünmüyor. Eğer hikaye ilginizi çektiyse ya da polisiye kitap okumaktan hoşlanıyorsanız, sahaflarda ya da internet üzerinden ikinci el satış yapan yerlerde yazarın kitaplarını aramanız gerekecek. Kendi adıma, eğer yazarın farklı bir kitabına rastlarsam, onu da okumak isterim, dolayısıyla polisiye hikaye sevenlere Ed Lacy'yi tavsiye etmekteyim. İyi okumalar!

"Çok güzel planlamışsın işini dostum. Şimdi her şeyi öyle açık açık görüyorum ki... Sanki gerçekten ben hazırlamış gibiyim planı. Senin bütün oyununu görüyorum şimdi. Bir tiyatro seyircisi gibiyim... Seyrediyorum seni. Hallerinde en ufak bir falso yok. Çok sakinsin her zamanki gibi. Kılın kıpırdamıyor. Kendinden ne kadar eminsin değil mi?"

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kırlangıç Çığlığı - Ahmet Ümit

Her seferinde bir sonraki kitabını okumayacağıma dair kendime söz veriyorum ama hayat yine karşıma Ahmet Ümit'in kitabını çıkarıyor. Benim bu kitabı almaya arzum olmadı ama bir arkadaşım aracılığı ile bu son kitabını da okudum ve yine çok olumlu bir düşünceye sahip olduğum söylenemez. Ahmet Ümit'in son kitaplarında yazarlığının ilk zamanlarına ait kitaplarında bulduğum heyecanı tadı bulamıyorum artık. Hatta Bab-ı Esrar kitabını okuduktan sonra da belirttim gibi, yazarın kitaplarını ne zaman okuduğumun önemi yok, sadece eski kitaplarını hem kurgu hem de içerik daha çok beğeniyorum. Bu son kitabında diğer son dönem kitapları gibi Ahmet Ümit  kurguyu yine yüzeysel tutmuş ve karakter sayısı da çok sınırlı olduğundan okuyucuyu katil konusunda şaşırtma ihtimalini azaltmış. Aslında kitaptaki olaylar biraz hızlı ve heyecanlı başlamaktadır, 2012 yılında on iki rakamına vurgu yaparak on iki çocuk tacizcisini öldüren Körebe lakaplı katilin cinayetlerine, beş yıl sonra (2017) yine aynı ritüel ile devam ettiği fark edilecektir. Körebe'nin tekrar sahalara dönmüş olması beş yıldır yakalanamayan bu katilin dosyasının yeniden açılmasına neden olacaktır. Ancak polisin çalışma tarzını çok iyi bilen ve geride hiçbir iz bırakmayan katilin yakalanması da hiç de kolay olmayacaktır. Dosyanın katilin yakalanması ile kapanması için elinden geleni yapmaya hazır olan Başkomiser Nevzat ve ekibi ise pek de vazgeçecek gibi değildir.

Ahmet Ümit hakkında söylenecek güzel şeylerden birisi aktüel bir yazar olduğu yönünde olabilir. Gündemin gelişmelerini yakından takip ederek, o dönemde halkın tartıştığı konu her ne ise, bu konuya bir şekilde değinmeye gayret ediyor. Bu kitabında da ağırlıklı olarak çocuk tacizleri & pedofili sorununa değinmiş aynı zamanda Türkiye'de zor koşullarda yaşayan Suriyeli mülteciler ve göçmen kamplarında yaşanan yasa dışı olaylar hakkında bir farkındalık yaratmaya çalışmış. Bunun dışında bu kitap için olumlu kelam edemiyorum, eğer Başkomiser Nevzat'ın maceralarına devam etmek isterseniz, okuyabilirsiniz.

"... bunları anlatırken fark etitm ki, Körebe olarak dönüşümünü henüz tamamlayamamıştı. Beş yıl önce 12 kişiyi katlederek bir tür intikam almış, öldürmeyi öğrenmiş, yitirdiği güven yerine gelmişti ama cinayetleri sürdürmeyi düşünmüyordu. Belki de kendisiyle mücadele ediyordu. Ama onu taklit edenler, içindeki kan dökücüyü yeniden uyandırmışlardı. Artık zevk için can alacaktı. Belki beni de öldürdükten sonra gerçek bir canavara dönüşecekti."

Bab-ı Esrar kitabı hakkında:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2017/08/bab-esrar-ahmet-umit.html

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabı hakkında:

7 Haziran 2017 Çarşamba

Kar Kokusu - Ahmet Ümit

Ahmet Ümit beni yine şaşırtmadı ve yine kendini beğendiremedi :). Daha önce yazdığım incelemelerde bahsettiğim gibi, ben Ahmet Ümit'ten ilk okuduğum kitapların tadını artık alamıyorum, sıkıcı buluyorum ve bu fikrim maalesef başka bir kitabını okuduğumda da değişmiyor. Yine de Antalya'dan iki kitap getirdiğim için ilerleyen tarihlerde Bab-ı Esrar kitabını da okuyacağım. Kar Kokusu, ilk olarak 1998 yılında basılmış bir eser, ancak konusu itibariyle 1980'lerde geçiyor. Kitap Sovyetler Birliği'nde (Moskova'da) bulunan bir okulda eğitim gören bir grup Türk devrimcinin (okulda başka ülkelerden gelenler de bulunuyor) başından geçenler üzerine odaklanmaktadır. Aralarında gruptan geriye kalan kimsenin bilmediği bir casus da bulunan Türk grubu, arkadaşlarından birinin öldürülmesiyle kendilerini bir iç hesaplaşmasının ortasında bulurlar. Yalnızca Türkiye'yi veya Komünist Partiyi değil, Moskova'yı ve KGB'yi de ilgilendiren bir konu sessizce dallanıp budaklanmaktadır. Olaylar artık katili bulma meselesinden çoktan çıkmıştır. Hem yakalanma hem de ifşa olma korkusu yaşayan devrimciler, bir süre sonra hem dahil oldukları uluslararası devrimci hareketinin anlamını ve hem de asıl gerçeği kimin temsil ettiğini sorgulamaya başlayacaklardır.

Kitap hakkında tam anlayamadığım ve mantık çerçevesinde oturtamadığım bir durum var: Kitabın arkasında "yarı otobiyografik bir roman" yazıyor. Bu durumda yazarın yaşadığı veya şahit olduğu bazı konulardan esinlenerek bir kronolojik eser ortaya koyması gerekiyor. Bu nedenle 1986 yılında Türkiye'de cunta rejimi olduğunun vurgulanması beni düşündürdü. Bu tarihte Türkiye'de cunta rejimi yok ki ya da biz yanlış mı biliyoruz? Bununla birlikte, derdine düşen ve yıkılma sürecine giren Sovyetler Birliği'nin 1986 yılında hala komünist eğitmesi de bana saçma geldi açıkçası (olaylar değil, bunların 1986 yılında yaşanmış olması?). Ayrıca kitapta parti yapılanması veya komünizm hakkında çok bilgi verilmeye çalışılması ve gereksiz uzayan diyaloglar nedeniyle de biraz sıkıldım. Bu tür konular ilginizi çekiyorsa, okuyabilirsiniz. İyi okumalar!

-Değiştiremedikten sonra ne yararı var ki farkında olmanın?
-Öyle söyleme, gerçeği bilmek bir ayrıcalıktır.
-Mutsuz olma ayrıcalığı!

25 Ekim 2016 Salı

Loş Ayna - Erhan Bener

Bu kitabı yıllar önce (Aralık 2010 olarak tarih atmışım) Sarıyer'den almışım ancak ne düşünerek aldım veya aldığım tarihte ne yapıyordum hiç anımsamıyorum. Kütüphanemde bulunca okumaya karar verdim. Beni şaşırtan bir diğer husus da yazar Erhan Bener'in 1953 yılından bu yana çok fazla eser yazmış olmasına rağmen (roman, öykü, oyun ve anı-denemeleri mevcut) adını hiç duymamış olmam. Belki de kitabı ilk aldığım tarihte de satın alma motivasyonum bu olmuştur bilemiyorum. Loş Ayna 1960 yılında yayınlanmış ve muhtemelen yayınlandığı tarih itibariyle devrim yaratacak bir konuyu işliyor: Nemfoman bir kadın ve onun çevresindeki erkeklerle ilişkileri. Bu yönüyle farklı bir izlenim uyandırabilir ancak kitap aslında polisiye. Başarılı psikolojik çözümlemeleri olsa da, karakter sayısı az olduğundan katili aramak isterseniz bulmanız zor olmuyor. En önemli karakterlerden birisi nemfoman bir kadın olan Mahide, Mahide'den hoşlanan iki erkek kardeş Savcı Sahir ve üniversite öğrencisi Selçuk, Mahide'den nefret eden ve Selçuk'a ilgi duyan yeğeni İlhan, sinsi arkadaşları Niyazi ve birkaç önemsiz kişi daha. Kitapta olaylar Mahide'nin cinayete kurban gitmesiyle başlıyor, Mahide'nin sır dolu ölümünün ardında ise okuyucunun merakını uyandıran birden fazla şüpheli var. Aslında kitapta çarpıcı birden fazla durum var, öyle ki neredeyse cinayet ve suçluyu arama bile ikinci planda kalıyor.

Kitap tek bir cinayet etrafında kurgulanmış görünse de, tek tek karakterleri de sorgulatıyor diyebiliriz. Özellikle "cinsellik" üzerinde durulan kitapta bu çerçeveden tek tek bireylerin dramlarına ve cinsel bunalımlarına değiniliyor. Dediğim gibi bazı yönleri ile düşündücürü ve cüretkar bir eser, bu nedenle polisiye ve aynı zamanda psikolojik çözümlemeler yapan konular ilginizi çekiyorsa okuyabilirsiniz.

"Hiçbir şey, içi nabız gibi atarken tehdit edici bir titreşimle irileşen, sertleşen, moraran canlı organ gibi olamaz. Bir çeşit tapınma duygusu bu. Kaçması olanaksız. Nereye gitse, nereye saklansa kurtulamıyor. Beyninin kıvrımlarına saklanmış sanki. Unuttuğunu, kurtulduğunu sandığı an, karşısına dikiliyor. Acımasız ve görkemli."

Erhan Bener kitapları hakkında bir inceleme:

Erhan Bener'in hayatı hakkında: