10 Ocak 2014 Cuma

Sonunda Ölüm Geldi - Agatha Christie

Kış okuma şenliği kapsamında Altın Kitaplar'dan yayınlanan bir kitabı okumak gerekiyordu. Agatha Christie'yi yıllardır okumadığımı fark edince seçimimi bu yönde kullandım :). Bu kitabı tercih etme sebebim eski Mısır'da geçiyor olmasıydı. Konusunda uzman bir dedektif yoksa eğer olaylar nasıl çözülecek diye merak ettim. Ancak şunu de fark ettim ki -öğrendiğim birkaç mitolojik bilgi bir yana- Agatha Christie'nin okuduğum diğer kitaplarını bu kitabından daha çok sevdim. Olaylar milattan önce 2000 yıllarında Mısır'da Nil Nehri'nin batısında yer alan bir kentte geçmektedir. Neredeyse kendi halinde yaşayan Ka Rahibi İmhotep (Ölenlerin mezarlarından sorumlu olan rahipler, zenginler ve toplum içinde ayrıcalığa sahipler) iş amaçlı kuzeye gittiği bir gezi sonrasında yanında genç ve güzel bir kızla gelir: Nofret. Bu durum evde beraber yaşadığı annesinin (romandaki en bilge karakter), ikisi evli ve çocuklu olan üç oğlunun (ve onların eşlerinin) pek hoşuna gitmez. Ne de olsa, oğullar babalarının kendilerini bir birey saymasını umarak ölümünden sonra onun yerine geçmek istemektedirler. Eve yıllardır hizmet eden yaşlı ve kötü kalpli Henet'in ortalığı karıştırması da eklenince evde olaylar çığırından çıkar. Olaylara temkinli yaklaşan tek kişi İmhotep'in sağ kolu ve sekreteri Hori'dir (ki her şeyi çözecek olan da odur). Bir de iyi kalpli Renisenb'i unutmamak gerekir (İmhotep'in kızı ve kocasının ölümünden sonra baba evine geri dönüyor). İmhotep'in tekrar iş için kuzeye gitmesiyle gizemli olaylar baş gösterir. Önce güzel Nofret'in ölü bedeni anıt mezara çıkan patikanın dibinde bulunur. Olay önce kaza olarak aksettirilip üstü kapatılmak istense de, İmhotep'in eve dönmesiyle, cinayetlerin burada son bulmayacağı ortaya çıkar. Ancak Nofret de öldüğüne göre, kim, neyin peşindedir?

 Kitap yine bir Agatha Christie klasiği: ya aşk ya da maddiyat için işlenen cinayetler... Zaten sahip olduğumuz en kuvvetli duygular da aşk ve nefret olduğuna göre, abartacağımız herhangi bir davranışın sebebinin bunlara dayanması mantıksız değil. Bir şey dikkatimizi çekmiştir umarım: aradan 4000 yıl da geçse, bu duyguların insanları ele geçirme şekli yine aynı. Milattan önce 2000 yıllarındaki insan ilişkileriyle günümüz insan ilişkileri arasında neredeyse bir fark yok. Ama bu kitapla yeni bir şey öğrendim. Agatha Christie'nin eşinin arkeolog olduğunu ve Ortadoğu'daki pek çok kazıya onunla beraber katıldığını. Bu bana daha önce öğrendiğim başka bir bilgiyi anımsattı.

"..Senin kafan ... ailenin diğer bireylerinden çok farklı çalışıyor. Onlar gibi daracık duvarların arasına kapanıp kalmamış. Senin kafan da benimki gibi çalışıyor, sonsuza dek akıp gidecek şu Nil'e bakıyor, değişen dünyayı, değişen fikirleri görüyor. Cesur ve görüş sahibi olanlar için her şeyin mümkün olduğu bir dünyayı... Yaşamına nasıl yön verebileceğini sana ben söyleyemem ... Çünkü bu senin yaşamın!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoşgeldiniz :) Yorumlarınız benim için bir kazançtır.