3 Ocak 2014 Cuma

Ölümüne Sadakat - Nick Hornby

Bu kitaba tamamen tesadüfi bir şekilde başladım diyebilirim. Okumayı öğrendiğim yıl (ki bu 1995 yılı) ilk olarak yayınlanmış bir kitap peşindeydim. Kitaptaki bilgi bombardımanından ara ara sıkılsam da (müzikler, plaklar, kasetler, ses sanatçıları vb) yazarın iyi bir gözlem yapmış olduğunu düşünüyorum (zaten erkekleri anlatan bir erkek yazar) :). Kitabın adına ilişkin eleştirimi daha sonra yapacağım ama şu anda biraz hikayesinden bahsetsem iyi olacak. Kahramanımız Rob işleri bir türlü rast gitmeyen bir plak dükkanı sahibi ve insanları müzik zevklerine göre sınıflandıran biri (Şöyle ki, ben nasıl kkitap okumayan bir insana elimde olmadan anlaşamam gözüyle bakıyorsam, Rob da kendi sevdiği müziklerden hoşlanmayan veya hiçbir şekilde müzik dinlemeyen insanların hiçbir şeyi hak etmeyen insanlar olduğuna inanıyor - biraz uç bir örnek). Rob'un hem sosyal hem de aşk hayatı berbattır. Son sevgilisi Laura da kendisini terk ettiğinde bir durup düşünme ihtiyacı hisseder. Birkaç ay psikopat gibi sevgilisini takip etse de, aslında hataları çok daha geçmişinde yaptığını fark edip kendisine en çok acı çektiren eski sevgililerini arayıp nerede hata yaptığını tespit etmeye karar verir: "Laura, beni gerçekten darmaduman etmek için benimle çok önceden beraber olman gerekirdi." Tabi bu arada kendisini terk eden Laura hayatında yaşanan ani değişikliklerin de etkisiyle yaptıklarını tekrar gözden geçirmeye karar verir: "Canım sevişmek istiyor. Üzüntü ve suçluluk duygusu dışında bir şeyler hissetmek istiyorum. Ya bunu yaparız ya da eve gidip elimi ateşe sokarım. Tabi eğer kolumda sigara söndürmek istemiyorsan?" Tehlikeli, is not it?

Ayrılık sonrası erkekler ne hisseder? Ya da daha doğrusu terk edilme diyelim. Kitabın yazarı bu konuda yeterince açık olduysa, biraz saçma davranıyorlar, evet! Bir kadın nasıl olurdu? O daha da saçmalardı, o kesin."Reddedilmeye dair en kötü şey nedir biliyor musunuz? Kontrolünüzün elinizde olmayışı."

Rob neler yapıyor? Laura'yı düşünürken başka bir şarkıcı hatun Marie LaSalle'ye aşık oluyor: "Böyle şeyler olur. Her türden adamın başına gelir. Ya da özellikle benim başıma gelir. Bazen." Peki, sürekli bir kendini karamsarlığa bırakma sevdası nereden kaynaklanıyor? Laura'nın hayatına giren erkeğin cinsel olarak kendisinden daha iyi olup olmadığını merak etmek nasıl bir marazi merak duygusudur? "Ama seks farklı; halefinizin yatakta sizden daha iyi olduğunu bilmek dayanılmaz bir şey, nedendir bilmem." Çünkü her şeyde sen en iyisisin ondan. Bu nasıl bir tatmin duygusudur? Yazılanlar (her ne kadar) Rob'un kendini anlatması şeklinde olsa da, ben bu adamın tam bir baş belası (en hafif ifade buydu) olduğuna kanaat getirdim. Kitabın ismine yapacağım eleştiriye gelince, karakterimiz hiç de öyle sadık bir adam değil, kaldı ki kitabın adıyla bir alakası bile yok. Kitabın orijinal adının "High Fidelity" olması dolayısıyla, ben tercüme hatasından kaynaklanan bir durum olduğunu düşünüyorum (belki de bu adın daha çok dikkat çekeceğini düşünmüşlerdir, kim bilir?). Ancak High Fidelity, yüksek duyarlılıklı veya sesi gerçeğine çok yakın ve doğal bir şekilde veren hoparlör veya müzik setleri için kullanılan bir terim. Rob da müzisyen olduğu için ve kitabın bir itiraflardan oluşması itibariyle "Yüksek Doğruluk/Duyarlılık" daha mı iyi olurdu acaba?

"Bu şarkıların bazılarını ........ yaşından beri ortalama haftada bir kez dinledim (İlk ayda üç yüz kez, sonraları aklıma geldikçe). Bunun içinizde bir yerde yaralar açmaması mümkün mü? Sizi ilk aşkınız hüsranla sonuçlandığında paramparça olmaya yatkın birine dönüştürmemesi mümkün mü? Hangisi önce başladı, müzik mi, ıstırap mı? Istırap çektiğim için mi müzik dinliyordum? Yoksa müzik dinlediğim için mi ıstırap çekiyordum? Tüm bu şarkılar insanı melankolik mi yapıyor?" 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoşgeldiniz :) Yorumlarınız benim için bir kazançtır.