Powered By Blogger
NEIL GAIMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NEIL GAIMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2018 Cuma

Siyah Orkide - Neil Gaiman

Neil Gaiman'ın kitaplarını ve çizgi romanlarını severek okurum. Daha önce burada da bazı romanlarından (Yıldız Tozu, Yokyer)  ve en sevdiğim serisi olan sürükleyici Sandman Çizgi Roman Serisi'nden de bahsetmiştim. Bu nedenle "Siyah Orkide"yi black friday indirimlerinde görünce hemen aldım ve okudum. Okumak zaten çok zaman almıyor, kısa bir hikaye olduğu için ve çizgi roman olmasından bahisle kısa sürede bitiyor (sonunda da Gaiman'ın orijinal taslakları yer alıyor). Fakat itiraf etmek gerekirse bu eser için beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor zira bu çizgi romanı Gaiman'ın diğer çizgi romanları kadar başarılı değil. Belki de bu durum Siyah Orkide'nin Gaiman'ın 1986 yılında yazılan ilk çizgi romanı olmasından kaynaklanıyordur. Hikayeye gelirsek eğer, hikaye, Siyah Orkide adıyla tanınan ve bir botanikçi tarafından yaratılan, tam insan formunda olmayan (yarı bitki) bir kadın süper kahramanın, yasa dışı işlerle (kadın ticareti, uyuşturucu ticareti gibi) meşgul olan bir şirketin toplantı odasında öldürülmesiyle başlar. Yıllarca örgütün içine sızan ve suçu yok etmeye çalışan Siyah Orkide'nin öldürülmesi aslında her şeyin sonu değil başlangıcıdır. Susan Linden adındaki güzel, soğuk ve gizemli kadının hayatından esinlenilerek yaratılan Siyah Orkide'nin yok edilmesi kendi türünden diğer varlıkların yeniden doğmasını sağlar ve geçmişi arayan bir kadın üzerinden hikaye bir sarmal şeklinde devam eder.

Neil Gaiman bu hikayeyi ve Siyah Orkide'yi yaratırken muhtemelen çizgi roman dünyasına bir kadın kahraman kazandırmayı hedefledi. Ancak hikayedeki eksiklikler ve Siyah Orkide'nin yeterince tanıtılmaması ve süper kahraman geçmişi ya da icraatleri hakkında herhangi bir ip ucu vermemesi nedeniyle bu hikayesi pek tutmadı. Aslında bu eserinde de yine ünlü illustrator Dave McKean ile birlikte çalışmış ancak çizimlerin kalitesi de hikayenin zayıflığını kurtarmamış. Hikayenin güzel tarafları da vardı tabi, mesela DC Comics'in efsanevi karakterleri Batman ve Poison Ivy'ye selam göndermesi ya da Ömer Hayyam rubaisine atıf yapılması gibi. Ama Gaiman'dan daha iyilerini okuduğum için öncelikli tavsiyem Siyah Orkide olamıyor maalesef...

"Sana teşekkür ederim Tanrım bu güzel gün için; ağaçların yemyeşil ruhları için sıçrayan ve sahi mavi bu gökyüzü rüyası ve her şey için tabii o0lan sonsuz olan evet olan (ölmüş olan ben hayattayım bugün, ve bu güneşin doğum günü; yaşamın ve aşkın ve kanatların; ve sınırsız yeryüzünün neşeli muhteşem olayının)."


9 Mart 2017 Perşembe

Yarım Dünya - Hiromi Goto

Uzun zamandır fantastik bir hikaye okumamıştım, o nedenle bu kitap bana çok iyi geldi. Fantastik hikayeleri üniversite yıllarımdam bu yana ara ara okuyorum ve genel olarak beğeniyorum. Okuyucuyu çok yormadan, pek çok unsuru okuyucunun hayal gücüne bırakıp hareketli bir konu çerçevesinde akan bir hikayesi olduğu için Yarım Dünya'yı da beğendim. Aslında itiraf etmek gerekirse, fantastik edebiyat müptelalarının bu kitabı özgün bulacağını düşünmüyorum, ama sizi yormayacak bir doğaüstü hikaye arıyorsanız, illüstrasyonları ile birlikte bu kitap yerinde bir seçim olacaktır. Kitapta olaylar on dört yaşında ve çevbresi tarafından pek sevilmeyen genç kız Melanie Tamaki etrafında şekilleniyor. Annesinden başka kimsesi olmayan ve okulda kimseyle anlaşamayan Melanie'nin rutin hayatı bir gün annesinin aniden ortadan kaybolmasıyla değişir. Annesinin Ten Alemi'nden yarım hayatların yaşandığı Yarım Dünya'ya geçtiğini ve Bay Tutkal tarafından alıkonulduğunu öğrenen Melanie annesinin peşinden gidip gitmemek arasında kalır. Belki de kaybedecek bir şeyi olmadığı için, annesini kurtarmak üzere Yarım Dünya'ya doğru yola çıkar. Yarım Dünya'ya yaptığı karanlık ve korku dolu yolculukta Ruh Alemi, Ten Alemi ve Yarım Dünya arasındaki dengenin bozulması ve yeniden kurulması üzerine yapılan kehanetler içinde bulur kendini.

Kitabın illüstrasyonları Kanadalı çizimci Jillian Tamaki tarafından yapılmış. Jillian  Tamaki kuzeni Mariko Tamaki'nin romanlarına yaptığı illustrasyonlarla tanınmış ve daha büyük işlem yapmış bir çizer, belki de bu yüzden kitaptaki baş kahramanın soyadı Tamaki (sadece bir tahmin). Bu kitabı okumamı sağlayan nedenlerden birisi de Neil Gaiman'ın (kendisini çok severim) hikaye hakkında olumlu şeyler söylemiş olması. Yarım Dünya, 2010 yılında Kanada Fantastik Edebiyat Ödülü'nü kazanmış bir eserdir, fantasik edebiyat sevenlere Japon mitolojisinden de beslenen bu eseri okumalarını tavsiye ederim.

"İmkansız olan gerçekleştiğinde, Yarım Dünya'da canlı bir bebek doğduğunda, işte ancak o zaman Alemlerin kaderinin değişeceği söyleniyor. Doüumun ve ölümün olmadığı, kimsenin gerçekten yaşamadığı bu alemde daimi acı döngüleri canavarlar yarattı. Bu değişmek bilmez karabasanda herhangi bir şey doğabilir mi? Canlı bir çocuğun doğumu Yarım Dünya'nın kıyameti ve umudu olacak."

22 Nisan 2015 Çarşamba

Sandman / Ebedi Geceler - Neil Gaiman

1988 yılında başlayarak 1996 yılına kadar yayınlanan Sandman serisini daha önce yazmış olduğum "Uyanış" ile sonlandırdık aslında. Ancak muhtemelen çok sevilmesi veya Gaiman'ın bitmek bilmez ilhamı dolayısıyla 2005 yılına kadar muhtelif zamanlarda yayınlanmış bazı kitaplar da bulunmaktadır. 2003 yılında yayınlanmış olan Ebedi Geceler (Endless Nights) de 10 kitaptan oluşan Sandman Serisine on birinci kitap olarak eklenmiştir. Aslında Sandman serisinin süregelen hikayesine devam niteliğinde olmasa da, Ebedilerin her birisi için bir öykü içermesi dolayısıyla bağımsız bir devam kitabı sayılabilir (Her şey aynı tas aynı hamam der gibi de görünüyor). Kısa zamanda bitse de, son sayılar arasında en sevdiğim eser bu oldu. Ancak Sandman serisinin baş kahramanı Düş Lordu'nun bu kitaptaki hikayesi biraz sönük kalsa da, sert görünümünün altındaki naifliğini iyi yansıtmış. Kitapta en etkileycisi hikayeler Ölüm'ün (Death) ve İhtiras'ın (Desire) hikayeleri kanaatimce. Hezeyan (Delirium) ve Umutsuzluk'un (Despair) hikayeleri karakterlerini çok iyi yansıtsa da okuyucuyu biraz strese sokabilecek gibi görünüyor. Yıkım'ın hikayesi (Destruction) yarım kalmış gibiydi ancak Yıkım zaten serinin başından bu yana sürekli ortadan kaybolarak bu gizemi yaratmayı seven bir karakter. O nedenle şaşırtıcı değil. Son olarak sevgili Kader (Destiny). Onun hikayesi de Ölüm gibi, dünya kurulduğundan bu yana aynı: "Atomların ve galaksilerin hareketi onun kitabında; o ise aralarında pek bir fark görmüyor. Her şey onun kitabında. Bir gün kitap bittiğinde kitabı bırakacak; ardından ne geleceği ise hala yazılmış değil.... Kader yürümeye devam ediyor..."

Heyecan verici olmasa da, güzel bir eserdi, hatta Ebedileri tanımak adına ilk kitap olarak bile okunabilir. Şu an enerjimi diğer kitaplara (Midnight Theatre, Book of Dreams, The Dream Hunters) ayırdım, tabi Türkiye'de bulabilirsem. Sandman serisini okumak isterseniz, bir anımsatma yapayım, 1991 yılında Dünya Fantastik Edebiyatı Ödülünü alan Sandman, bu ödülü alan ilk -kurallar değiştirildiği için muhtemelen son- çizgi romandır.
 
"Çoğu kişinin isteği mum alevi gibidir, titreşir, değişir. Diğer yandan, senin isteğin bir orman yangını gibi. Seni uyarmalıyım, istediğini almak ve mutlu olmak epey farklı şeyler."
 
Sandman 10: Uyanış
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2015/04/sandman.html

3 Nisan 2015 Cuma

Sandman / Uyanış - Neil Gaiman

Daha öncee Ebediler'den birinin öldüğünü bahsetmiştim, sekizinci kitabn sonundaki cenaze törenini ve Merhametliler'deki intikam sürecini de anlatmıştım. Uyanış'ta cenaze töreninin ve Düş Lordu'nun (söylememeye direndim ama artık dayanamadım) yeniden uyanışının hikayesi anlatılmaktadır. Kitabın orijinal adı olan "The Wake" Hristiyanlıkta bir kişinin vefatından sonra kişiyi anmak için yapılan törene verilen isimmiş, dolayısıyla bu serinin adının neden "The Wake" olduğunu anlamak zor değil. Düşlerin çocuğu; Lytha Hall'ın bebeğinde yeniden vücut bulan Düş Lordu'nun; daha önceki serilerde bahsedilen düşlere bulaşmış tüm insanların katılımıyla gerçekleşen cenaze töreni ve diğer Ebedi kardeşleriyle tanışma serüveninden sonra (bu arada Hezeyan'ın da ikinci kere vücut bulduğunu öğreniyoruz) kitap başka garip hikayelerle devam ediyor. Diğer anlatılanlar arasında en sevdiğim hikaye William Shakespeare'nin tek başına yazdığı son eseri olan "Fırtına"nın Düş Lorduna sunulduğu bölüm oldu. Sandman'da "Bir Yaz Gecesi Rüyası" ile başlayan Shakespeare hikayesi muhtemelen "Fırtına" ile son bulmuş oldu. Daha önce "Bir Yaz Gecesi Rüyası"nı okuyarak sizinle paylaşmıştım, bu kez ilk fırsatta "Fırtına" adlı eserini okuyacağım (daha önce bu esere Cesur Yeni Dünya kitabında da atıf yapıldığından da bahsetmiştim). Uyanış uzun bir eser değil, bu yönüyle hayal kırıklığı yaratabilir, ve daha doğal bir süreci anlatıyor, Merhametliler kadar heyecanlı değil. Dolayısıyla şu an büyük umutla bir sonraki (ve son) kitabı okumayı bekliyorum. Bununla beraber, nadiren kendini gösteren Yıkım (Destruction)'ın bu bölümde Düş Lorduna verdiği bir tavsiyeyi belirtmeden geçmek istemiyorum: "...her şeyin bir şekilde en iyi sonuca varacağına inanırsan kurtulabileceğin belaların sayısına da inanamazsın.."

"Uyanış’ta; kadim tanrılar, eski dostlar ve düşmanlar, Düşler’in eski Kral’ını anmak için toplanıyorlar ve Ebediler’in Morpheus’unun uzun öyküsü sona eriyor. En garip uyanışlardan birinin ertesinde Morpheus’un yankıları aksediyor ve ölmeyi reddeden bir adama, düşler çölünde kaybolmuş Çin’li bir alime ve kendi alacakaranlık yıllarında Sandman’e olan son yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olan yaşlı William Shakespare’e dokunuyor…"
 
Sandman 9: Merhametliler
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2015/01/sandman-merhametliler-neil-gaiman.html

Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/04/bir-yaz-gecesi-ruyas-william-shakespeare.html
 

22 Ocak 2015 Perşembe

Sandman / Merhametliler - Neil Gaiman

Kış Okuma Şenliğinin benim için en kolay kategorisi bu oldu. Zaten Sandman serisinin tüm kitaplarını almıştım, bu nedenle sıradaki kitabı zevkle öne aldım. Daha önce belirtmiştim serinin sekizinci kitabında biraz yavaşlama olmuştu, diğer kitaplara nazaran Dünyaların Sonu'nu daha az sevmiştim. Ama dokuzuncu kitaba bayıldım :). Kabul etmek gerekirse hüzünlüydü ancak en serinin en heyecanlı kitaplarından birisiydi. Serinin sekizinci kitabını yazarken size son sayfada yer alan bir cenaze töreninden söz etmiştim ve neden bütün Ebediler'in orada olduğunu ve kimin cenazesi olduğunu merak ettiğimi söylemiştim. İşte bu kitapta cenazenin kime ait olduğunu ve sebepleriyle birlikte sürecini öğreniyoruz. Hem -spoiler- olmaması açısından hem de oldukça hüzünlendiğim için kim olduğundan bahsetmek istemyorum -ki eğer seriyi takip eden biriyseniz öğrenmek istemeyeceksiniz zaten. Bu arada Merhametliler'in kim olduğunu açıklayalım: Her ne kadar intikam tanrıçaları olsa da, onlar kendilerinin övülmesinden hoşlanan üç jenerasyona ait kadın görünümlü yaratıklar. Yunan mitolojisinde "Erinyesler" olarak bilinen öç alma tanrıları insanların öfkelerinden beslenirler ve bazı kaynaklara göre vicdanın sesi onlara aittir. Bu kitapta daha önceki sayılardan tanıdığımız ve dünyada bebeğinden başka kimsesi olmayan Lytha Hall, bebeği kendisinen alınınca Merhametliler ile bir anlaşma yapar. Öfkesi kendisini yönlendirirken yaptığı seçimlerin neye yol açacağını öngöremeyen Lytha, karanlık güçlerin arasında yeni bir savaşa neden olur bir süredir beklenen sonlar yaşanır.

Muhtemelen en uzun Sandman hikayesiydi ancak yaşanan her şey neredeyse tek bir olayın çevresinde dönüyor. Lytha Hall'ın öfkesinin ona çizdiği yol ve Düş Lordu'nun uzun zaman önce planladığı yeni hayat yeni seride nasıl devam edecek meraklar bekliyorum. Tabi bir de Rose Walker var, İhtiras'ın fani torunu, eminim tekrar yeni kitapta boy gösterecektir. Yoksa siz hala Sandman serisini okumadınız mı?

"Size okulda öğretmedikleri şeylerin listesini yapıyorum: Birini nasıl seveceğinizi öğretmiyorlar. Size nasıl ünlü olacağınızı öğretmiyorlar. Size nasıl zengin ya da fakir olacağınızı öğretmiyorlar. Size artık sevmediğiniz birinden nasıl uzaklaşacağınızı öğretmiyorlar. Size başka birinin aklında neler olduğunu nasıl bileceğinizi öğretmiyorlar. Size ölmekte olan birine ne söyleyeceğinizi öğretmiyorlar. Size bilmeye değer bir şey öğretmiyorlar."

Sandman 8: Dünyaların Sonu
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/12/sandman-dunyalarn-sonu-neil-gaiman.html

15 Aralık 2014 Pazartesi

Sandman / Dünyaların Sonu - Neil Gaiman

Bir gerçeklik fırtınasının girdabına kapılmış, zaman, söylenceler ve hayallerin yolcuları, Dünyaların Sonu'ndaki bir hana sığınırlar. Chaucer'in Canterbury Öyküleri'nin geleneğine uygun olarak fırtınanın dinmesini beklerken gittikleri yerlerin, gördükleri şeylerin ve düşlerinin öykülerini anlatırlar. Tabi Sandman'ın sekizinci kitabında yer alan bu kurgunun Canterbury Öykülerinden farkı tümünün fantastik hikayelerden oluşması. Aslında konu temel itibariyle biraz basit: Hepsi kötü hava koşullarına veya yolculuğa engel bir duruma takılan bir grup yolcu, bir şekilde kendilerini "Dünyaların Sonu" hanında bulurlar (Worlds' End). Burada her türlü (zaman ve mekandan bağımsız) karakter bulunmaktadır: Perilerin elçisi Cluracan, 1994 yılından iki yolcu (kitabın yazıldığı yıl), 1914 yılından bir miço, Litharge mezar şehrinden bir grup definci vb. tuhaf tipler. Anlattıkları hikayeler ilginçti, bu anlamda kitabı sevdim ancak üzülerek belirtmeliyim ki şimdiye kadar okuduğum Sandman serisinde en az sevdiğim kitap buydu. Nedenini henüz bilmiyorum, belki de Düş Lordu ve diğer Ebedilerden çok az bahsettiği içindir. Yine de, son kısım ben de merak uyandırdı. Tüm han yolcularının pencereden bakarak gökyüzünde gördüğü ve Ebedilerle beraber diğer görnünmekeyn dünya halklarından temsilcilerin katıldığı cenaze töreni. Kim içindi, ne amaçlanıyordu? Umarım bu soruya devam eden kitapta cevap bulabilirim. Ayırca en son sahnede Lady Death'ın yüzünü görmek, beni hüzünlendirdi. Death'in neden bu kadar hüzünlü olduğunu öğrenmek istiyorum.

Gaiman ilgilnç hikayeler kurgulamış (en sevdiğim hikaye mezar şehrinde geçen "Kefenler" idi), ancak belirttiğim gibi, Sandman'ın hikayesini merak ediyorum ben, ve onu tamamlayana kadar seriyi okumaya devam edeceğim. Zaten buraya kadar geldiyseniz, Sandman sizi çoktan avucuna almış demektir :).

"Böyle yerlerin olması önemlidir. Ruhu uçup da yaşamın kıvılcımı söndüğünde veda ayinleri gereklidir. Yaptığımız bütün ayinler veda etmemize yardım eder. Veda edilmelidir. Bu ayinlerin başka işlevleri de var tabi. Bizi bir zamanlar sevmiş olanların ölümden sonra peşimizden ayrılmaması korkunç bir şeydir. Sevdiklerimizin peşinden ayrılmama korkunç bir şeydir." (Kefenler).

Sandman 7: Kısa Yaşamlar
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/12/sandman-ksa-yasamlar-neil-gaiman.html

1 Aralık 2014 Pazartesi

Sandman / Kısa Yaşamlar - Neil Gaiman

"Neil Gaiman sadece kendine ait bir düzlemde. Alanındaki hiç kimse bundan daha iyi değil. Kimse böyle  bir hikaye derinliğine, yetkinliğe ve yelpazesine sahip değildir Gaiman bir usta ve onun geniş öyküleri diğer herkesin öykülerine aksine duyguların her tonuyla doludur." Gaiman'ı hakkında daha iyi fikir edinebilmek adına bu alıntıyı paylaşmak ihtiyacı hissettim. Fark ettim ki, her bir ilerleyişte bu seriye olan ilgim daha da artıyor ve bir sonraki kitabı okumak için daha fazla heyecan duyuyorum. Sandman 7 : Kısa Yaşamlar'da çok farklı bir şey denemiş Gaiman. Farklı farklı karakterlerin hikayelerinin Düş Lordu üzerinden birleştirilmesindense, Düş Lordu'nun başrolü oynadığı bir yolculuk anlatılır: Hezeyan (Delirium) ile beraber yıllar önce kendilerini terk eden kardeşleri Yıkım'ın (Destruction) peşine düşerler. Sevgili duygusal Düş Lordu'm Morpheus önceleri büyük kısmı gerçek dünyada geçecek olan bu yolculuğu (Yıkım izinin sürülmesinin zor olacağını düşünerek gerçek dünyaya kaçmıştır) kendisini terk eden genç bir kadını unutmak için kabul etmiştir ( ya da belki de gerçek dünyaya giden bu kadını bir kez daha görmek istemiştir kimbilir). Ancak zamanla bu yolculuğu bir "mücadele" (Challenge) olarak düşünmüş ve başarıya ulaşabilmek için iletişim kurabileceği mitolojik karakterlerle ve diğer Ebedilerle konuşarak denenmesi gereken her yolu denemiştir. Toplamda 9 bölümden oluşan kitap, temel hikayeye Düş Lordu ile Hezeyan'ın yolculuğunu alarak bize yan karakterleri de tanıtmıştır: İshtar (aşk, bereket ve seks Tanrıçası), Leydi Bast (Kedi Başlı Tanrıça), Alderman (Mitolojik Ayı-adam), Etain (Kelt Mitolojisinden bir isim) ve diğerleri. - Spoiler - olacak ama, sonunca Yıkım'ı bulmayı başaran Düş'ün dünyada ilk canlı var olduğundan beri mevcut olan varlığına Yıkım'ın bilgece sözleri sonucunda büyük bir değişim aşılanıyor.

Morpheus ve diğer Ebediler (İhtiras, Umutsuzluk, Hezeyan, Ölüm, Kader ve Yıkım), biri hariç, hiç birinin fark etmediği ve arzulamadığı, onları kaçınılmaz yok oluşlarına doğru götüren bin yıllık kargaşa dolu değişime doğru yol alıyorlar: Görünüşe göre sonsuzluk bile kısa.

Kitapta Leydi Hezeyan'ı daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz (Gaiman'ın bu karakteri yaratırken ABD'li şarkıcı Tori Amos'dan esinlendiği söylenmektedir). Yüz yıllar önce sarı saçlı aklı başında bir Ebedi iken -henüz sebebini bilmediğim bir şekilde- değişim geçiren Haz'dan (Delight) Hezeyan'a (Delirium) dönen bu genç bayanın alemini tanımak bile ilginç: rengarenk, tuhaf böcekler veya ilgi uyandıran küçük sevimli şeyler, spiraller, yıldızlar.. vb. (hezeyanın ele geçirdiği fanilerin iç dünyaları gibi). Dolayısıyla kendisinin de iki karakteri var: Birisi çok zeki ve her şeyi bir anda anlayan diğeri tamamen aklını kaybetmiş birisi gibi. Kitapta en çarpıcı bulduğum nokta, Hezeyan'ın sorularıydı:

"- Gerçekten hoşlandığın biriyle sevişmenin aslında nasıl bir his olduğunu uzun süre önce unutmuş olduğunu tam fark ettiğin an için kullanılan kelime neydi?"
- ...
- Biriyle tanıştırmak istediğin birinin ismiyle aynı anda o tanıştıracağın kişinin de ismini unutmanı anlatan bir kelime var mı?
- ...
- Şeylerin her zaman aynı olmamasını ifade eden kelime nedir? Yani böyle bir kelime olduğuna eminim, var değil mi?
- Değişim.
- Oh. Ben de bundan korkuyordum."

Sandman 6: Fabllar ve Yansımalar:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/07/sandman-fabllar-ve-yansmalar-neil-gaiman.html

25 Temmuz 2014 Cuma

Sandman / Fabllar ve Yansımalar - Neil Gaiman

Elimde okuyacak çok kitap oldukça, her ay birini okuduğum Sandman serisine ara vermek durumunda kalıyorum. Aslında merakla takip ediyorum ancak bazen anlatılanlara odaklanmam gerektiğinden (genel kültür ve mitolojik çok bilgi veriyor) daha uygun bir zamana ertelemek de iyi oluyor. Şimdiye kadar okuduklarım arasında en çok sevdiğim kitap bu: Sandman 6 (Fabllar ve Yansımalar'da geçmişin sislerinden günümüzün kabuslarına uzanan, aşkın ve yaşamın, gücün ve karanlığın dokuz etkili hikayesini sunuyor.) Genellikle Rüyalar Lordu Morpheus'a odaklanan hikayeler, onun geçmişinde ve özel ilişkilerinden de bilgiler vermektedir. Daha önce Sandman kitapları için "birbirinin devamı olmadığına" ilişkin bir yorum okumuştum, yeri gelmişken belirteyim: Evet, devamı değil ama önceki kitaplarda olan bazı şeylerin açıklaması sonraki hikayelere serpiştiriliyor. Bu nedenle eğer okuyacaksanız, lütfen sıralamaya uyarak okuyun. Fabllar ve Yansımalar'da anlatılanlar arasında ilginç hikayeler var, mesela Üç Eylül ve Bir Ocak, Amerika Birleşk Devletleri'nin ilk ve son imparatorunu tanıyoruz; Thermidor, Fransa'nın ihtilalden sonraki Robespierre ile olan yıllarındayız; August, Roma zamanına gidiyoruz ve İmparator August'un her yıl yalnzıca bir gün tebdili kıyafet dilenci gibi halkın arasına karışarak dolaşmasının sebepleri üzerinde duruyoruz (en sevdiğim anlatılardan birisi budur); Yumuşak yerler, Marco Polo'nun dünya seyahatinin bir bölümünün perde arkası; ve en son hikaye: Ramazan. Doğu mitolojisi ve simgelerini içeren bir hikayeyi okumak oldukça hoşuma gitti. Bağdat'ı masal şehri halinde getiren Halife Harun El Reşit'in Düş Lordu ile yaptığı anlaşmayı konu alan bu anlatıda, Doğu kültürüne ait pek çok simge ile beraber "Desert Fantasy" dediğimiz Arap- Fars mimarisi ve mitolojilerinin düşünüzde oluşturduğu tüm imgeler yer alıyor. Her ne kadar hüzünlü bir sonla bitse, düşlerimiz olduğu için yaşıyoruz sonuçta, değil mi?

"Rüyalar bir çok şeyden müteşekkildir oğlum. Hayallerden ve umutlardan, korkulardan ve hatıralardan, hatıralarından ve geleceğin hatıralarından..."

"Çöllerden geçtim ve ıssız bomboş çöllerdeki çöl rüzgarının kayaları, eski duvar kalıntılarını ve heykelleri ne hale getirdiğini gördüm. Rüzgarla kum kucaklaştıklarında şehirlerin kalıntıları, sarayları, tanrıları ve insanlığın br çağı daha yitip gitti. Unutuldu. Hatırlanmadı. Bundan iyisi olmayacak değil mi? ...Bir tek Allah bilir aslında."

Sandman 5 : Sen Oyunu
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/06/sandman-sen-oyunu-neil-gaiman.html

5 Haziran 2014 Perşembe

Sandman / Sen Oyunu - Neil Gaiman

Modern mitle karanlık fantezinin, çağdaş edebiyat ve tarihsel dramayla kesiştiği Sandman efsanesi çizgi roman tarihinde eşine rastlanmayan öykülerden bir diğeriyle devam ediyor. İlginç bir şekilde bu kitapta bir öykü var: Barbie ve rüyası. Aslında iki hikaye iç içe geçermiş şekilde anlatılsa da, anlatılan tek bir hikaye. Diğer Sandman serileri içinde (şimdiye kadar) en az sevdiğim bu kitap oldu. Yalnızca bir hikayenin anlatılması, Düş Lordu Morpheus'un çok az rol alması, (hep son anda gelip ortalığı toplamasına bayılıyorum), Death'in şöyle bir görünüp kaybolması ve henüz diğer hikayelerle ne bağlantısı olduğunu kuramamış olmam buna sebep olmuş olabilir (Bir yerde ilk kitaptaki 24 saatlik bölümde ölen bir kişinin sevgilisi vardı bağlantı sağlayan). Yani sanki New York'ta sefil bir apartman dairesinde yaşayan tüm sakinlerin hayatının dağıldığı noktadaki kesit gibiydi tüm kitap. Öncelikle apartmanda oturanları tanıyoruz, Prenses Barbara (Barbie), travesti Wanda, lezbiyen bir çift, sıkıcı bir kadın olan Thessaly ve tuhaf görünüşlü bir adam. Diğer karakterler Barbie'nin çocukluğu ve gençliği boyunca gördüğü bir rüyanın kahramanları olan kuş, fare, maymun ve dev bir köpek (tabi bu karakterler düş resifinde yaşayan bir nevi Barbie'nin hayal gücünün ürünleri). Uzun süredir rüya görmeyen ve bu nedenle bu zavallı yaratıkları rüya aleminde yalnız bırakan Barbie, kendisine iletilen bir mesaj sonucu rüya alemine girerek korkunç yaratık Guguk Kuşu'ndan hem kendisini hem de arkadaşlarını kurtarmaya çalışır. Rüya alemi bir anlamda Barbie'nin kendisinden, korkularından, çocukken sahip olduğu oyuncaklardan ve gerçek hayatta yaşadıklarından şekilleniyor. Rüyaların kabuslara dönüşmekte olduğu sırada sıkıcı bir kadın olan Thessaly (Gaiman'ın Yunanistan'la neden bu kadar bağlantı kurduğunu merak ediyorum) apartmandaki diğer kadınları da yanına alarak Ay'ı aşağı indirip ışığında yürüyerek Barbie'nin rüyasına müdahele etmek ister. Bu noktada hem rüyada hem de dünyada işler çığırından çıkar.

Sevgili Sandman her zamanki gibi sadece izlemekle yetinir. He is cool and nice! Ancak geçmiş sayılarda ne kadar çapkın olduğu ortaya çıkan Morpheus'un bu sayıda Barbie ile bir aşk yaşamasını beklerdim, bekli diğer sayılarda :)

"Bence insanların... bence herkesin içinde gizli bir dünyası var. Herkesin. Dışarıdan ne kadar sıkıcı ve sıkıntılı görünürlerse görünsünler, bütün dünyadaki herkesin gizli bir dünyası var. Hepsinin içinde hayal edilemeyecek, debdebeli, şaşılacak, aptal ve büyüleyici dünyalar var. Tek bir dünya değil. Yüzlerce, belki binlerce. Bu garip bir düşünce, değil mi?"

Sandman 5: Sisler Mevsimi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/05/sandman-sisler-mevsimi-neil-gaiman.html

8 Mayıs 2014 Perşembe

Sandman / Sisler Mevsimi - Neil Gaiman

Sandman'ın dördüncü kitabını bulmak zor olmadı. Ancak hiçbir yerde baskısı olmayan beşinci kitabı beni kendi içimde birtakım sıkıntılara sürüklemişti (neyse ki Bursa'da bir çizgi roman sahafında kitabı buldum). Dördüncü kitap şimdiye okuduklarımın en heyecan vericisiydi diyebilirim (birinci kitap da harikaydı). Üçüncü kitap ile yavaşlayan ve dağılan konu sanki bir anda Düş Lordu üzerinde yoğunlaşıverdi. hikaye Ebedilerin (Endless) aile meclisini toplamasıyla başlıyor ve altısını da tek tek tanıyoruz: Destiny (Kader), Death (Ölüm), Dream (Düş), Desire (İhtiras), Despair (Umutsuzluk) ve Delirium (Hezeyan). Toplantı başlamadan önce gelmeyen ve kendilerine izini kaybettirmiş olan bir Ebedi'den daha söz edildi ancak kendisi tanıtılmadı. İleri bölümlerde tanıyacağız diye tahmin ediyorum (Adı Destruction - Yıkım-). Kader'in topladığı meclis yıllar öncesinde kalan bir aşk hikayesini ortaya çıkarınca (Bebek Evi'nde söz edilen kum masallarının kahramanı olan Nada, artık biliyoruz ki Düş Lordu kendisini cehennemde ebedi acıya hapsetmiş) Düş Lordu kendisini kurtarmak için tekrar cehenneme doğru yola çıkıyor. Daha önce cehennemdeki düelloda cehennemin efendisi Lucifer'ı alt eden Dream, bu kez işinin hiç kolay olmayacağının farkındadır. Ancak bu kez pek de tahmin ettiği gibi olmaz ve Lucifer'ın savaşmak yerine kendisine yüklediği ağır sorumluluk ile karşı karşıya kalır: Cehennemin Anahtarı. Tüm tarihi ev mistik tanrılar, tanrının gözlemci melekleri ve cehennemin güçlü zebanileri deyimi yerindeyse görevini bırakıp giden Lucifer'in anahtarını ele geçirmek için Düş Lordu'nun rüyaların kalbindeki şatosunda buluşurlar. Herkesin kendisine sunduğu teklifleri gözden geçiren ve tehditleri dinleren Dream, anahtarı kime bırakacak dersiniz?

Sandman serisinin şimdiye kadar okuduğum en heyecanlı kitabıydı. Ama her şeyin Düş Lordu'nun lehine çözümlenmesi (kendi tahmin ettiğinden de fazlası, dört ayak üstüne düştü) pek hoşuma gitmedi. Ne de olsa savaşacak kadar güçlüydü ve ilk kitaptaki gibi bir düello görmek isterdim. Hadi buna da 20. yüzyılın büyük bir kısmını esaret altında geçiren Dream'a bir DM kıyağı diyelim!

"Kaderin bahçesinde hangi yoldan yürürseniz yürüyün sadece bir değil, birçok kez seçim yapmaya zorlanacaksınız. Kaderin bahçesinde attığınız her bir adımda yollar çatallanıp ayrılır, bir seçim yaparsınız ve yaptığınız her seçim gelecek yolların habercisi olur. Bununla beraber, bir ömür süren yürüyüşün ardından ya geri dönüp arkanıza bakar ve uzayıp giden dümdüz bir yol, ya da ileri bakar ve sadece karanlığı görürsünüz. Bazen kaderin size çizeceği yolları hayal eder ve durduk yerde tahminler yürütürsünüz. Seçtiğiniz ve seçmediğiniz yolların hayalini kurarsınız. Yollar birbirinden uzaklaşarak kollara ayrılır ve sonra tekrar birleşir; kimileri yolların sizi nereye götüreceğini, her bir yol ve kıvrımın ve dönemecinin nereye çıkacağını kaderin bile tam bilmediğini söyler. Ama kader size söyleyebilecek olsa bile söylemeyecektir. Kader sırlarını kendine saklar. Kaderin bahçesi. Görürseniz tanırsınız. Ne de olsa ölünceye dek orada dolaşacaksınız. Ya da ötesinde. Çünkü yollar uzundur ve ölümle bile sonları gelmez."

Sandman 3: Düş Ülkesi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/04/sandman-dus-ulkesi-neil-gaiman.html

"Bebek Evi" hakkındaki yorumların için:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/03/sandman-bebek-evi-neil-gaiman.html

21 Nisan 2014 Pazartesi

Sandman / Düş Ülkesi - Neil Gaiman

Düş Ülkesi: Neil Gaiman tarafından yazılan ve çizgi roman sektörünün en çok rağbet gören çizerleri tarafından resimlenen bu akıllıca yazılmış ve derin bir hüzün içeren destan, çağdaş kurgu, tarihi öyküler ve efsanelerin kusursuzca bir araya getirildiği, modern mitoloji ve karanlık fantezinin birleşimi olan bir eser. Sandman'ın bu üçüncü kitabında neredeyse birbirinden bağımsız dört hikaye var. Birincisi 1927 yılında ünlü yazar Erasmus Fry tarafından yakalanan ve 60 yıl boyunca onun tutsağı olan ilham perisi "Calliope"nin hüzünlü hikayesi. Calliope dokuz ilham perisinin (ilham perileri Zeus ve Mnemosyne'nin dokuz gecelik sevişmelerinin ürünleridir) en küçüğü ve epik şiirlerin ilhamıdır. Calliope'dan faydalanarak birbirinden güzel kitaplar yazan Erasmus Fry, onu kendisi gibi ilham arayışında olan başka bir yazara verir. Bu tutsaklığı sona ermeyen ve sürekli insanlar tarafından aşağılanan (tecavüze uğrayan) Calliope eskiden bir şekilde bir yakınlığı olan Ebdeiler'den birinden, Oneiros'dan yardım istemek zorunda kalır (Oneiros Sandman'ın Yunan Mitolojisindeki adıdır ve kendisi de bir süre insanların elinde tutsak kaldığı için yardım etmeye kararlıdır). İkinci hikayemiz "Bin Kedinin Düşü". Lovercraft okuyan bir arkadaşım bu hikayenin daha önce "Hayalet Şehirler: Ulthar'ın Kedileri"nde anlatıldığından bahsetti. Sandman'daki pek çok hikayenin Lovercraft'tan esinlenildiğine dair söylentiler duymuştum ancak mitoloji ve tarihten beslendikleri için aralarındaki benzerlik bana olağan geliyor açıkçası. Bin Kedinin Düşü insanoğlunun hakimiyetine kedi gözüyle bir bakış: Düşlerin Kedisiyle görüşen bir ev kedisinin diğer kedileri insanların hakimiyetinden kurtarma çabası da denilebilir. Biraz meşakkatli gibi :). Üçüncü hikaye "Bir yaz Gecesi Rüyası". Tam da tahmin ettiğiniz gibi, William Shakespeare'nin ilk en önemli eseri. Bir önceki kitapta, Düş Lordu'nun yeteneksiz bir yazarla pazarlık yaparak ona yetenek verdiği bir bölüm vardı - ki o Shakespeare'di. Ancak kendisinden bu yetenek karşılığında ne istediğini bu hikayede öğreniyoruz: Kendisi için iki oyun yazması. Birinci oyun başka bir boyuttan Düş Lordu'nun davetlisi olarak gelen doğaüstü yaratıklara bir gezici tiyatro ekibiyle oynanıyor ve ilginç bir şekilde oyunun pek çok karakteri bu fantastik kahramanların ta kendileri! Son bölüm "Maske". Burada süper kahraman olmak isteyen bir kadının düşünde Ra'nın yanına giderek ondan ölümsüzlük ve doğaüstü güçler alması anlatılıyor. Ancak olaylar pek de istediği gibi gelişmediği için, ölümsüz de olsa, çok çirkin bir görüntüye sahip oluyor ve insanların içine çıkamayarak karanlık bir evde hayatını sürdürüyor. Artık daha fazla dayanamayacağını hissettiği bir noktada ölmek isteğini yürekten belirtince birden karşısında Death'i görüyor (sonunda). Death ona gerçekten istediği şeyi almanın  bir yolunu gösteriyor.

Sandman'ın bu eserinde Ebediler'den çok az bahsedilse de, bu yan hikayeleri sevdim. Yunan mitolojisi ve Shakespeare hakkında biraz bilgi edinmemi sağladı. Sanırım bir sonraki okuyacağım kitap Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" olacak. Uzun süredir bir yerden başlamak istediğim Shakespeare klasiklerine bu şekilde başlamak da ayrıca mutluluk verici :)

"Neden bu endişe onu da bilmiyorum. Will mükemmel hikayeler yaratmak için oldukça hevesli bir aday.  Hikayeleri insanlık var oldukça yaşayacak, kelimeleri zaman boyunca yankılanacak. Benden istediği buydu. Ama bedelinin ne olduğunu anlamadı. Ölümlüler bunu asla anlamıyor. Sadece ödülün, kalplerinin arzularının peşindeler... Ama istediğin bir şeyi elde etmenin bedeli, bir zamanlar istemiş olduğun bir şeye sahip olmaktır."

Sandman 2: Bebek Evi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/03/sandman-bebek-evi-neil-gaiman.html

28 Mart 2014 Cuma

Sandman / Bebek Evi - Neil Gaiman

Sonunda "Sandman" serisinin ikinci kitabını da okudum. Bu hafta o kadar yoğundum ki, bu kitabı bulduğum her fırsatta birkaç sayfa okuyarak bitirdim (bir taraftan hep aklım onda kaldı). Neil Gaiman'ın hikayelerindeki korku ve umut, insanın kalbinin en derinlerinde kıvrılmış yatan korku ve umudun birer yansıması. Sandman okumak yalnızca yeni ve radikal bir çizgi roman okumak demek değil! Bu seri fantastik edebiyat severler için bulunmaz bir mücevher! Hayal gücünün sınırlarını zorluyor. Serinin bu ikinci kitabı, alakasız gibi görünen "Kum Masalları" ile başlıyor. Bir yerli kabilesi ergenliğe giren erkek çocukları çölün bir bölgesine götürerek o gece yalnızca bir kez duyacakları bir hikaye anlatıyor (bu erkek olma ritüelinin bir parçası). Hikaye geçmişte cam şehirde yaşayan güneşin şimdiye kadar gördüğü en güzel kraliçenin Düş Lordu'na aşık olması ancak ölümlülerle ölümsüzlerin aşkları yasaklandığı için intihar edip Ölümün Krallığına yol alması anlatılıyor. Sandman Ölümün Krallığın'da da bu kadına kendi diyarının kraliçesi yapmak için teklifini sunuyor ancak reddedilince Sandman'ın ona neler yaptığını henüz bilmiyoruz. Bu hikayenin bir de kadınlar arasında nalatılan versiyonu varmış, belki gelecek sayılarda öğreneceğiz. Ancak bu küçük hikayecik sayesinde Dream'in geçmişinden az da olsa bir şeyler öğreniyoruz ve devamında sevgili Ebediler'den bazıları ile tanışıyoruz: Desire (çift cinsiyetli ve feminen görünse de kadınları hamile bırakabiliyor) ve Despair (umutsuzluk ve çaresizlikten beslenen bir cins).

Bu serinin en heyecanlı olayı (ki bence birinci kitap daha heyecanlıydı) "Girdap"tı. Hikayenin geçtiği yüzyılda (20.yy) bir rüya girdabı oluşacaktır ve bu girdabı yaratacak kişi Rose isimli genç bir kızdır. Her nedense, bu girdabı fırsat bilen Desire girdap aracılığıyla Dream'i hedef alan hain planlar içindedir. Dream hem bu girdapla hem de uzun yıllar esir kaldıktan sonra geri dönüp sayım yapınca kaçtıkları anlaşılan dört hizmetkarıyla uğraşmak zorunda kalır (Brute ve Globe, Korintli ve Kemancının Bahçesi). Bir de "tuhaf nesneler koleksiyoncuları" var tabi, biri de Korintli. İşte burada psikopatlıkların dibini görebiliriz! Sandman'ın her yüzyıl buluşup sohbet muhabbet ettiği Talihli Adamları da size bırakıyorum :). 

Bir önceki yazımızda Death'in benzeri olan sanatçının resmini paylaşmıştım. Bu kez de Dream'in ilhamı olduğu iddia edilen İngiliz müzisyen Robert Smith'in resmini paylaşmak istiyorum. Her iki karakterin ilhamları da müzisyen olduğu için, Gaiman'ın bu serilerin satır aralarında engin bir genel kültür paylaşını yaptığı kanaatindeyim. Ne kadarını anladığımı bilmiyorum tabi:

"Bu demek ki dünya sonsuza kadar dibe inen simsiyah pis su ile dolu bir kuyunun üzerindeki pislik tabakası kadar katı ve inanılır. Ve derinliklerde öyle şeyler var ki düşünmek dahi istemiyorum. Bu demek ki hepimiz birer oyuncak bebeğiz. Ne olup bittiği hakkında en ufak bir fikrimiz bile yok. Yalnızca hayatımızın kontrolünün elimizde olduğunu sanarak kendimizi kandırıyoruz. Aslında bir kağıdın inceliği kadar ötemizde, uzun zaman düşünürsek bizi çıldırtacak olan şeyler bizimle oyun oynuyor.”

Sandman 1: Düş Müziği
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/02/sandman-dus-muzigi-neil-gaiman.html

24 Şubat 2014 Pazartesi

Sandman / Düş Müziği - Neil Gaiman

Sandman serisini ilk duyduğum andan itibaren okumak için can atıyordum. Birinci kitabı alarak bu seriye büyük bir heyecanla başladığımı belirtmeliyim. Serinin ilk kitabı olduğu için henüz "Ebediler"den biriyle tanışıyoruz: Dream yani Düş Lordu Morpheus (Kitabın sonuna doğru Ölüm, Death ile de tanışıyoruz ancak birbaç bölümde sadece). Yıllar sürecek hikayemiz 1916 yılında İngiltere'de Kadim Gizemler Tarikatının lideri Burgess'in (namı diğer Magus) bir şekilde elde ettiği Magdalene'nin Büyü kitabı aracılığıyla Ölüm'ü hapsetmek istemesiyle başlıyor. Düzenlenen ayinde Ölüm yerine onun küçük erkek kardeşi Dream'i tuzağa düşürülür. Dream'a ait olan miğfer, kum torbası ve varlığının bir parçasıyla oluşturduğu yakut kolyesi elinden alınır ve onun için, rünlerle çevrili bir çemberin içinde 70 yıl sürecek bir tutsaklık hayatı başlar. Tabi bu süreçte insanların düşleri bozulduğu için çeşitli ruhsal hastalıklar, uyku bozuklukları, olmayacak kabuslar dünyada baş gösterir (Ki düşünün eğer Dream yerine Death hapsedilseydi dünyanın hali ne olurdu? Can you imagine?) Bu sürenin sonunda birinin düşüne sızarak kaçabilmeyi başaran Dream kendisinden çalınarak bir şekilde evrenin (cehennem de dahil) dört bir tarafına yayılan eşyalarının peşine düşer. Hikayenin bundan sonraki kısmı Dream'in eşyalarının peşindeki maceralarıyla geçer (veeee en sonunda Death ile tanışırız ki en güzel parça burasıydı kanaatimce). Bir de 24 saat bölümü var ki tüm vahşi yönünüzü tatmin edecektir.

Sandman'ın başlangıç itibariyle oldukça ilginç ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim - ki zaten söze ihtiyaç yok modern çağın en orijinal ve fantastik çizgi romanı olarak kabul edilir- Şimdi bu noktada bir şey belirtmek isterim; korku, mitoloji ve değişik fantastik unsurlardan ilham alınarak oluşturulmuş bu eserin H.P. Lovercraft'ın Cthulhu'nun Çağrısı (The Call of Cthulhu) kitabından esinlenilerek oluşturulduğu söyleniyor ki konularına baktığım kadarıyla benzer yönleri var. Önemi var mı ? Yok! Fantastik eserler bilemeyenler için hep birbirine benzemektedir zaten :) Ama bir noktaya katılıyorum (Death'ın Siouxsie Sioux ilham alınarak çizildiği) zira katılınmayacak gibi değil şu tiplere bakın:

Her ne olursa olsun, kendinize bir iyilik yapın ve bu seriye başlayın! Hem kısa süreli de olsa dünyayı unutup kendinize bir misyon edineceksiniz: sonuna kadar gitmek! Daha yazacak çok şey var ancak serinin başka kitaplarına umarım.
 
"Bu gece yalnız hissediyorum...Her zaman yalnız yaşayan biri oldum ama rüyanın gece bölgesi sahillerinde, yalnızlık beni dalgalar ile yıkayarak kıyıyı dövüyor, ruhuma asılıyor... Gecenin sularına kum serpiyorum. Zerreler düşerken yanıyor. Bana çok geçmişte kalmış başka birini hatırlatıyor.... Onu, o zaman bile düşerken seyrettim. Yüzü mağrur, gözleri hala gururluydu... Boşlukta yürümenin vakti geldi. Bana ait olanı geri alma vakti."

"Sabahları uyandığımızda gözlerimizdeki çapakların sahibi Sandman’dir. Uykuya dalmadan önce gelir ve rüya görmemiz için gözlerimize büyülü bir kum serper. Uyanışa doğru o büyülü zerrecikler çapaklaşır."

27 Ocak 2014 Pazartesi

Yokyer (Neverwhere) - Neil Gaiman

İşte bu bir acayip hayal gücü! Her ne kadar Londra'nın kanalizasyonlarında, yaşayanların tesadüfen hayatta kaldığı ve  koşulların biraz ürkütücü olduğu bir yerde geçse de okurken hiç rahatsızlık hissetmedim. Öyle ki, yer altının (yani Yokyer'in) en acımasız ve işkenceci katilleri bile espriliydi (İngilizler buna "sense of humour" der) :). Daha önce de bahsettiğim gibi, fantastik edebiyatı ve fantastik ögelerin işlendiği kitapları çok severim. Ancak bu "Yokyer" bildiğimiz fantastik ögelerin dışına çıkarak bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor: Fark edilmeyenler! Kitapta yer üstünde yaşayan kişilerin hiç fark etmediği veya birkaç saniye içinde yok saydıkları yer altı toplumu ("Aşağı Taraf)" ve bir tesadüf eseri aralarına düşen Richard Mayhew'in trajikomik hikayesi anlatılmaktadır. Richard aslında işinde başarılı, güzel bir nişanlısı ve özenilecek bir düzeni olan biriydi, ta ki nişanlısıyla önemli bir yemeğe giderken yerde kanlar içinde bir kız görünceye kadar. İşte bu noktada, durup düşünmek gerekiyor. Önemli bir yemeğe gidiyorsunuz ve yerdeki kanlar içindeki kızı kucaklayıp evinize götürür müsünüz? (Eğer bu hareket size düzeninizi ve nişanlınızı kaybettirecekse). Eminim bazılarımız polis veya ambulansı aramakla yetiniriz tabi ki yanından bakmadan geçecek bir grubun olduğunu da itiraf etmemiz lazım (Özellikle Londra'da). Peki Richard neden yardım etmeyi bu denli abarttı? İşte bu hareket bazen neden yaptığımızı anlamadığımız ama içimizden bir sesin bunu yapmamızı söylediği bir hareket galiba. Richard'ın yardım ettiği yaralı kız yer altı dünyasının kapı açma ustası olarak bilinen bir ailesine mensuptur (Leydi Door) ve peşinde tehlikeli kişiler vardır. Sevgili Richard'ın başına gelenler bununla kalsa keşke! Bir sabah uyanır ve kendisini Aşağı Taraf'ın bir mensubu olarak bulur, kimse kendisini tanımamaktadır ve yer üstündeki dünyadan tamamen silinmiştir. Ayrıca yer altı dünyası da pek öyle tekin bir yer değildir hani, Richard bu dünyada hayatta kalmayı başarabilecek midir?

Kitap okumaya alıştığım fantastik eserlerden oldukça farklıydı. Hatta Gaiman nasıl olur da iki eserinde bu kadar değişik bakış açıları kullanır diye de düşünmedim değil. Sonuç itibariyle kendisine olan ilgim arttı ve diğer eserlerini okuyacağım günü de merakla beklemekteyim (Sandman isimli bir fantastik serisi var, bir sonraki hedefim). Kitabı fantastik edebiyat seven herkese tavsiye ederim! Çok farklı bir kurgu ile karşılaşacaksınız (Delicatessen filmini izlemiş miydiniz? Size fikir versin.) Ayrıca kitabın 6 bölümlük bir dizi olarak yayınlanmış olduğunu da belirtmek isterim.

"'Neden gidip de kendini öldürttün, bunu bilmek istiyorum' dedi İhtiyar Bailey.
'Bilgi' diye fısıldadı Marquis. 'Tam ölmek üzere olduğunda insanlar sana çok daha fazla şey anlatır. Öldüğünde de etrafında konuşurlar.'" 

16 Ocak 2014 Perşembe

Yıldız Tozu - Neil Gaiman

Okuma şenliği kapsamında sinemaya uyarlanmış bir kitap kategorisinde Hobbit'i okuyacaktım ancak bu kitap bana değer verdiğim biri tarafından armağan edilince hemen öncelik verdim. Bu arada küçük armağanlar almayı severim ancak anımsatacak bir şey katılması çok daha hoşuma gider (içine bir not bırakılması, altına tarih yazılması, bir zamanlar olduğu gibi gagasını sevdiğin bir arkadaşının kırdığı bir oyuncak kuş, ya da üstüne çok sevdiği kırmızı rujuyla öperek imza atmış olan bir arkadaşın armağanı - her ne olursa). Konuyu dağıtmadan, zaten fantastik hikayeleri çok severim. Yıldız Tozu'nu yıllar önce Almanya'dayken izlemiştim fakat aradan üç-dört yıl geçtiği için detayları pek anımsamıyordum. Bu nedenle kitap hiçbir zevkini kaybetmedi. Neler yaşanıyor? Uzak uzak diyarlarda bir Duvar Köyü var ve çevresindeki duvarda bu köyü Perili Ülke ile bağlayan bir delik bir de köyden kimse Perili Ülkeye geçmesin diye burada yedi yirmi dört bekleyen bekçiler. Her dokuz yılda bu duvarın diğer tarafında bir panayır yapılmakta ve bu panayırda tuhaf, eğlenceli, büyülü pek çok olay yaşanmaktadır. İşte kahramanımız bu büyülü dünyada bir şekilde var olmuş ve bebekken Duvar Köyüne bırakılmış ateşli bir genç: Tristran Thorn. Dünyanın en güzel kızı olduğuna inandığı Victoria Forester'in elini ve kalbini kazanabilmek için ona bir söz verir: O gece Perili Ülkeye düşen yıldızı bulup ona getirmek. Bir şekilde duvarın diğer tarafına geçmeyi başaran Tristran'ı burada gizemli olaylar beklemektedir elbette. Ancak olayı dramatikleştiren durum; zavallı yıldızın peşinde başkaları da vardır.

Gökten düşen bir yıldızın Perili Ülkede genç ve hoş bir hanım şeklinde vücut bulması yaratıcı bir düşünce olmasa da çok mantıklı :). Tam tersi de olsa keşke, dünyada belirli bir misyonu tamamlayınca genç hanımlar da gökyüzüne yükselse ve bir yıldız olsa. Oradan nasıl görünür acaba yeryüzü? Hırçın güzel yıldızımızın bahsettiği gibi, dünya yukarıdan bakılınca zarif ve dost canlısı, ferah  bir yer mi? Yoksa negatif enerjilerin toplanıp yayıldığı mavi bir panorama mı? Peki benim son zamanlarda anlam yüklenmiş yıldızları takıntı yapmam ne olacak? :)

"Yıldızlara dikti gözlerini ve o anda heybetli ve zarif, sonsuzca karmaşık bir dansı gerçekleştiren dansçılar gibi göründüler ona. Yıldızların yüzlerini görebildiğini hayal etti; solgundular ve tatlı tatlı gülümsüyorlardı, sanki altlarında, dünyanın yüzeyindeki insanların itişip kakışmalarını ve hazzını ve de acısını izleyerek öylesine çok zaman geçirmişler de bir diğer küçük insanoğlunun her birimizin yaptığı üzere kendisinin dünyanın merkezi olduğunu sandığı her defada gülmekten kendilerini alamazlarmış gibi."