Powered By Blogger
DÜŞ LORDU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜŞ LORDU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2015 Çarşamba

Sandman / Ebedi Geceler - Neil Gaiman

1988 yılında başlayarak 1996 yılına kadar yayınlanan Sandman serisini daha önce yazmış olduğum "Uyanış" ile sonlandırdık aslında. Ancak muhtemelen çok sevilmesi veya Gaiman'ın bitmek bilmez ilhamı dolayısıyla 2005 yılına kadar muhtelif zamanlarda yayınlanmış bazı kitaplar da bulunmaktadır. 2003 yılında yayınlanmış olan Ebedi Geceler (Endless Nights) de 10 kitaptan oluşan Sandman Serisine on birinci kitap olarak eklenmiştir. Aslında Sandman serisinin süregelen hikayesine devam niteliğinde olmasa da, Ebedilerin her birisi için bir öykü içermesi dolayısıyla bağımsız bir devam kitabı sayılabilir (Her şey aynı tas aynı hamam der gibi de görünüyor). Kısa zamanda bitse de, son sayılar arasında en sevdiğim eser bu oldu. Ancak Sandman serisinin baş kahramanı Düş Lordu'nun bu kitaptaki hikayesi biraz sönük kalsa da, sert görünümünün altındaki naifliğini iyi yansıtmış. Kitapta en etkileycisi hikayeler Ölüm'ün (Death) ve İhtiras'ın (Desire) hikayeleri kanaatimce. Hezeyan (Delirium) ve Umutsuzluk'un (Despair) hikayeleri karakterlerini çok iyi yansıtsa da okuyucuyu biraz strese sokabilecek gibi görünüyor. Yıkım'ın hikayesi (Destruction) yarım kalmış gibiydi ancak Yıkım zaten serinin başından bu yana sürekli ortadan kaybolarak bu gizemi yaratmayı seven bir karakter. O nedenle şaşırtıcı değil. Son olarak sevgili Kader (Destiny). Onun hikayesi de Ölüm gibi, dünya kurulduğundan bu yana aynı: "Atomların ve galaksilerin hareketi onun kitabında; o ise aralarında pek bir fark görmüyor. Her şey onun kitabında. Bir gün kitap bittiğinde kitabı bırakacak; ardından ne geleceği ise hala yazılmış değil.... Kader yürümeye devam ediyor..."

Heyecan verici olmasa da, güzel bir eserdi, hatta Ebedileri tanımak adına ilk kitap olarak bile okunabilir. Şu an enerjimi diğer kitaplara (Midnight Theatre, Book of Dreams, The Dream Hunters) ayırdım, tabi Türkiye'de bulabilirsem. Sandman serisini okumak isterseniz, bir anımsatma yapayım, 1991 yılında Dünya Fantastik Edebiyatı Ödülünü alan Sandman, bu ödülü alan ilk -kurallar değiştirildiği için muhtemelen son- çizgi romandır.
 
"Çoğu kişinin isteği mum alevi gibidir, titreşir, değişir. Diğer yandan, senin isteğin bir orman yangını gibi. Seni uyarmalıyım, istediğini almak ve mutlu olmak epey farklı şeyler."
 
Sandman 10: Uyanış
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2015/04/sandman.html

22 Ocak 2015 Perşembe

Sandman / Merhametliler - Neil Gaiman

Kış Okuma Şenliğinin benim için en kolay kategorisi bu oldu. Zaten Sandman serisinin tüm kitaplarını almıştım, bu nedenle sıradaki kitabı zevkle öne aldım. Daha önce belirtmiştim serinin sekizinci kitabında biraz yavaşlama olmuştu, diğer kitaplara nazaran Dünyaların Sonu'nu daha az sevmiştim. Ama dokuzuncu kitaba bayıldım :). Kabul etmek gerekirse hüzünlüydü ancak en serinin en heyecanlı kitaplarından birisiydi. Serinin sekizinci kitabını yazarken size son sayfada yer alan bir cenaze töreninden söz etmiştim ve neden bütün Ebediler'in orada olduğunu ve kimin cenazesi olduğunu merak ettiğimi söylemiştim. İşte bu kitapta cenazenin kime ait olduğunu ve sebepleriyle birlikte sürecini öğreniyoruz. Hem -spoiler- olmaması açısından hem de oldukça hüzünlendiğim için kim olduğundan bahsetmek istemyorum -ki eğer seriyi takip eden biriyseniz öğrenmek istemeyeceksiniz zaten. Bu arada Merhametliler'in kim olduğunu açıklayalım: Her ne kadar intikam tanrıçaları olsa da, onlar kendilerinin övülmesinden hoşlanan üç jenerasyona ait kadın görünümlü yaratıklar. Yunan mitolojisinde "Erinyesler" olarak bilinen öç alma tanrıları insanların öfkelerinden beslenirler ve bazı kaynaklara göre vicdanın sesi onlara aittir. Bu kitapta daha önceki sayılardan tanıdığımız ve dünyada bebeğinden başka kimsesi olmayan Lytha Hall, bebeği kendisinen alınınca Merhametliler ile bir anlaşma yapar. Öfkesi kendisini yönlendirirken yaptığı seçimlerin neye yol açacağını öngöremeyen Lytha, karanlık güçlerin arasında yeni bir savaşa neden olur bir süredir beklenen sonlar yaşanır.

Muhtemelen en uzun Sandman hikayesiydi ancak yaşanan her şey neredeyse tek bir olayın çevresinde dönüyor. Lytha Hall'ın öfkesinin ona çizdiği yol ve Düş Lordu'nun uzun zaman önce planladığı yeni hayat yeni seride nasıl devam edecek meraklar bekliyorum. Tabi bir de Rose Walker var, İhtiras'ın fani torunu, eminim tekrar yeni kitapta boy gösterecektir. Yoksa siz hala Sandman serisini okumadınız mı?

"Size okulda öğretmedikleri şeylerin listesini yapıyorum: Birini nasıl seveceğinizi öğretmiyorlar. Size nasıl ünlü olacağınızı öğretmiyorlar. Size nasıl zengin ya da fakir olacağınızı öğretmiyorlar. Size artık sevmediğiniz birinden nasıl uzaklaşacağınızı öğretmiyorlar. Size başka birinin aklında neler olduğunu nasıl bileceğinizi öğretmiyorlar. Size ölmekte olan birine ne söyleyeceğinizi öğretmiyorlar. Size bilmeye değer bir şey öğretmiyorlar."

Sandman 8: Dünyaların Sonu
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/12/sandman-dunyalarn-sonu-neil-gaiman.html

25 Temmuz 2014 Cuma

Sandman / Fabllar ve Yansımalar - Neil Gaiman

Elimde okuyacak çok kitap oldukça, her ay birini okuduğum Sandman serisine ara vermek durumunda kalıyorum. Aslında merakla takip ediyorum ancak bazen anlatılanlara odaklanmam gerektiğinden (genel kültür ve mitolojik çok bilgi veriyor) daha uygun bir zamana ertelemek de iyi oluyor. Şimdiye kadar okuduklarım arasında en çok sevdiğim kitap bu: Sandman 6 (Fabllar ve Yansımalar'da geçmişin sislerinden günümüzün kabuslarına uzanan, aşkın ve yaşamın, gücün ve karanlığın dokuz etkili hikayesini sunuyor.) Genellikle Rüyalar Lordu Morpheus'a odaklanan hikayeler, onun geçmişinde ve özel ilişkilerinden de bilgiler vermektedir. Daha önce Sandman kitapları için "birbirinin devamı olmadığına" ilişkin bir yorum okumuştum, yeri gelmişken belirteyim: Evet, devamı değil ama önceki kitaplarda olan bazı şeylerin açıklaması sonraki hikayelere serpiştiriliyor. Bu nedenle eğer okuyacaksanız, lütfen sıralamaya uyarak okuyun. Fabllar ve Yansımalar'da anlatılanlar arasında ilginç hikayeler var, mesela Üç Eylül ve Bir Ocak, Amerika Birleşk Devletleri'nin ilk ve son imparatorunu tanıyoruz; Thermidor, Fransa'nın ihtilalden sonraki Robespierre ile olan yıllarındayız; August, Roma zamanına gidiyoruz ve İmparator August'un her yıl yalnzıca bir gün tebdili kıyafet dilenci gibi halkın arasına karışarak dolaşmasının sebepleri üzerinde duruyoruz (en sevdiğim anlatılardan birisi budur); Yumuşak yerler, Marco Polo'nun dünya seyahatinin bir bölümünün perde arkası; ve en son hikaye: Ramazan. Doğu mitolojisi ve simgelerini içeren bir hikayeyi okumak oldukça hoşuma gitti. Bağdat'ı masal şehri halinde getiren Halife Harun El Reşit'in Düş Lordu ile yaptığı anlaşmayı konu alan bu anlatıda, Doğu kültürüne ait pek çok simge ile beraber "Desert Fantasy" dediğimiz Arap- Fars mimarisi ve mitolojilerinin düşünüzde oluşturduğu tüm imgeler yer alıyor. Her ne kadar hüzünlü bir sonla bitse, düşlerimiz olduğu için yaşıyoruz sonuçta, değil mi?

"Rüyalar bir çok şeyden müteşekkildir oğlum. Hayallerden ve umutlardan, korkulardan ve hatıralardan, hatıralarından ve geleceğin hatıralarından..."

"Çöllerden geçtim ve ıssız bomboş çöllerdeki çöl rüzgarının kayaları, eski duvar kalıntılarını ve heykelleri ne hale getirdiğini gördüm. Rüzgarla kum kucaklaştıklarında şehirlerin kalıntıları, sarayları, tanrıları ve insanlığın br çağı daha yitip gitti. Unutuldu. Hatırlanmadı. Bundan iyisi olmayacak değil mi? ...Bir tek Allah bilir aslında."

Sandman 5 : Sen Oyunu
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/06/sandman-sen-oyunu-neil-gaiman.html

5 Haziran 2014 Perşembe

Sandman / Sen Oyunu - Neil Gaiman

Modern mitle karanlık fantezinin, çağdaş edebiyat ve tarihsel dramayla kesiştiği Sandman efsanesi çizgi roman tarihinde eşine rastlanmayan öykülerden bir diğeriyle devam ediyor. İlginç bir şekilde bu kitapta bir öykü var: Barbie ve rüyası. Aslında iki hikaye iç içe geçermiş şekilde anlatılsa da, anlatılan tek bir hikaye. Diğer Sandman serileri içinde (şimdiye kadar) en az sevdiğim bu kitap oldu. Yalnızca bir hikayenin anlatılması, Düş Lordu Morpheus'un çok az rol alması, (hep son anda gelip ortalığı toplamasına bayılıyorum), Death'in şöyle bir görünüp kaybolması ve henüz diğer hikayelerle ne bağlantısı olduğunu kuramamış olmam buna sebep olmuş olabilir (Bir yerde ilk kitaptaki 24 saatlik bölümde ölen bir kişinin sevgilisi vardı bağlantı sağlayan). Yani sanki New York'ta sefil bir apartman dairesinde yaşayan tüm sakinlerin hayatının dağıldığı noktadaki kesit gibiydi tüm kitap. Öncelikle apartmanda oturanları tanıyoruz, Prenses Barbara (Barbie), travesti Wanda, lezbiyen bir çift, sıkıcı bir kadın olan Thessaly ve tuhaf görünüşlü bir adam. Diğer karakterler Barbie'nin çocukluğu ve gençliği boyunca gördüğü bir rüyanın kahramanları olan kuş, fare, maymun ve dev bir köpek (tabi bu karakterler düş resifinde yaşayan bir nevi Barbie'nin hayal gücünün ürünleri). Uzun süredir rüya görmeyen ve bu nedenle bu zavallı yaratıkları rüya aleminde yalnız bırakan Barbie, kendisine iletilen bir mesaj sonucu rüya alemine girerek korkunç yaratık Guguk Kuşu'ndan hem kendisini hem de arkadaşlarını kurtarmaya çalışır. Rüya alemi bir anlamda Barbie'nin kendisinden, korkularından, çocukken sahip olduğu oyuncaklardan ve gerçek hayatta yaşadıklarından şekilleniyor. Rüyaların kabuslara dönüşmekte olduğu sırada sıkıcı bir kadın olan Thessaly (Gaiman'ın Yunanistan'la neden bu kadar bağlantı kurduğunu merak ediyorum) apartmandaki diğer kadınları da yanına alarak Ay'ı aşağı indirip ışığında yürüyerek Barbie'nin rüyasına müdahele etmek ister. Bu noktada hem rüyada hem de dünyada işler çığırından çıkar.

Sevgili Sandman her zamanki gibi sadece izlemekle yetinir. He is cool and nice! Ancak geçmiş sayılarda ne kadar çapkın olduğu ortaya çıkan Morpheus'un bu sayıda Barbie ile bir aşk yaşamasını beklerdim, bekli diğer sayılarda :)

"Bence insanların... bence herkesin içinde gizli bir dünyası var. Herkesin. Dışarıdan ne kadar sıkıcı ve sıkıntılı görünürlerse görünsünler, bütün dünyadaki herkesin gizli bir dünyası var. Hepsinin içinde hayal edilemeyecek, debdebeli, şaşılacak, aptal ve büyüleyici dünyalar var. Tek bir dünya değil. Yüzlerce, belki binlerce. Bu garip bir düşünce, değil mi?"

Sandman 5: Sisler Mevsimi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/05/sandman-sisler-mevsimi-neil-gaiman.html

21 Nisan 2014 Pazartesi

Sandman / Düş Ülkesi - Neil Gaiman

Düş Ülkesi: Neil Gaiman tarafından yazılan ve çizgi roman sektörünün en çok rağbet gören çizerleri tarafından resimlenen bu akıllıca yazılmış ve derin bir hüzün içeren destan, çağdaş kurgu, tarihi öyküler ve efsanelerin kusursuzca bir araya getirildiği, modern mitoloji ve karanlık fantezinin birleşimi olan bir eser. Sandman'ın bu üçüncü kitabında neredeyse birbirinden bağımsız dört hikaye var. Birincisi 1927 yılında ünlü yazar Erasmus Fry tarafından yakalanan ve 60 yıl boyunca onun tutsağı olan ilham perisi "Calliope"nin hüzünlü hikayesi. Calliope dokuz ilham perisinin (ilham perileri Zeus ve Mnemosyne'nin dokuz gecelik sevişmelerinin ürünleridir) en küçüğü ve epik şiirlerin ilhamıdır. Calliope'dan faydalanarak birbirinden güzel kitaplar yazan Erasmus Fry, onu kendisi gibi ilham arayışında olan başka bir yazara verir. Bu tutsaklığı sona ermeyen ve sürekli insanlar tarafından aşağılanan (tecavüze uğrayan) Calliope eskiden bir şekilde bir yakınlığı olan Ebdeiler'den birinden, Oneiros'dan yardım istemek zorunda kalır (Oneiros Sandman'ın Yunan Mitolojisindeki adıdır ve kendisi de bir süre insanların elinde tutsak kaldığı için yardım etmeye kararlıdır). İkinci hikayemiz "Bin Kedinin Düşü". Lovercraft okuyan bir arkadaşım bu hikayenin daha önce "Hayalet Şehirler: Ulthar'ın Kedileri"nde anlatıldığından bahsetti. Sandman'daki pek çok hikayenin Lovercraft'tan esinlenildiğine dair söylentiler duymuştum ancak mitoloji ve tarihten beslendikleri için aralarındaki benzerlik bana olağan geliyor açıkçası. Bin Kedinin Düşü insanoğlunun hakimiyetine kedi gözüyle bir bakış: Düşlerin Kedisiyle görüşen bir ev kedisinin diğer kedileri insanların hakimiyetinden kurtarma çabası da denilebilir. Biraz meşakkatli gibi :). Üçüncü hikaye "Bir yaz Gecesi Rüyası". Tam da tahmin ettiğiniz gibi, William Shakespeare'nin ilk en önemli eseri. Bir önceki kitapta, Düş Lordu'nun yeteneksiz bir yazarla pazarlık yaparak ona yetenek verdiği bir bölüm vardı - ki o Shakespeare'di. Ancak kendisinden bu yetenek karşılığında ne istediğini bu hikayede öğreniyoruz: Kendisi için iki oyun yazması. Birinci oyun başka bir boyuttan Düş Lordu'nun davetlisi olarak gelen doğaüstü yaratıklara bir gezici tiyatro ekibiyle oynanıyor ve ilginç bir şekilde oyunun pek çok karakteri bu fantastik kahramanların ta kendileri! Son bölüm "Maske". Burada süper kahraman olmak isteyen bir kadının düşünde Ra'nın yanına giderek ondan ölümsüzlük ve doğaüstü güçler alması anlatılıyor. Ancak olaylar pek de istediği gibi gelişmediği için, ölümsüz de olsa, çok çirkin bir görüntüye sahip oluyor ve insanların içine çıkamayarak karanlık bir evde hayatını sürdürüyor. Artık daha fazla dayanamayacağını hissettiği bir noktada ölmek isteğini yürekten belirtince birden karşısında Death'i görüyor (sonunda). Death ona gerçekten istediği şeyi almanın  bir yolunu gösteriyor.

Sandman'ın bu eserinde Ebediler'den çok az bahsedilse de, bu yan hikayeleri sevdim. Yunan mitolojisi ve Shakespeare hakkında biraz bilgi edinmemi sağladı. Sanırım bir sonraki okuyacağım kitap Shakespeare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" olacak. Uzun süredir bir yerden başlamak istediğim Shakespeare klasiklerine bu şekilde başlamak da ayrıca mutluluk verici :)

"Neden bu endişe onu da bilmiyorum. Will mükemmel hikayeler yaratmak için oldukça hevesli bir aday.  Hikayeleri insanlık var oldukça yaşayacak, kelimeleri zaman boyunca yankılanacak. Benden istediği buydu. Ama bedelinin ne olduğunu anlamadı. Ölümlüler bunu asla anlamıyor. Sadece ödülün, kalplerinin arzularının peşindeler... Ama istediğin bir şeyi elde etmenin bedeli, bir zamanlar istemiş olduğun bir şeye sahip olmaktır."

Sandman 2: Bebek Evi
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/03/sandman-bebek-evi-neil-gaiman.html

28 Mart 2014 Cuma

Sandman / Bebek Evi - Neil Gaiman

Sonunda "Sandman" serisinin ikinci kitabını da okudum. Bu hafta o kadar yoğundum ki, bu kitabı bulduğum her fırsatta birkaç sayfa okuyarak bitirdim (bir taraftan hep aklım onda kaldı). Neil Gaiman'ın hikayelerindeki korku ve umut, insanın kalbinin en derinlerinde kıvrılmış yatan korku ve umudun birer yansıması. Sandman okumak yalnızca yeni ve radikal bir çizgi roman okumak demek değil! Bu seri fantastik edebiyat severler için bulunmaz bir mücevher! Hayal gücünün sınırlarını zorluyor. Serinin bu ikinci kitabı, alakasız gibi görünen "Kum Masalları" ile başlıyor. Bir yerli kabilesi ergenliğe giren erkek çocukları çölün bir bölgesine götürerek o gece yalnızca bir kez duyacakları bir hikaye anlatıyor (bu erkek olma ritüelinin bir parçası). Hikaye geçmişte cam şehirde yaşayan güneşin şimdiye kadar gördüğü en güzel kraliçenin Düş Lordu'na aşık olması ancak ölümlülerle ölümsüzlerin aşkları yasaklandığı için intihar edip Ölümün Krallığına yol alması anlatılıyor. Sandman Ölümün Krallığın'da da bu kadına kendi diyarının kraliçesi yapmak için teklifini sunuyor ancak reddedilince Sandman'ın ona neler yaptığını henüz bilmiyoruz. Bu hikayenin bir de kadınlar arasında nalatılan versiyonu varmış, belki gelecek sayılarda öğreneceğiz. Ancak bu küçük hikayecik sayesinde Dream'in geçmişinden az da olsa bir şeyler öğreniyoruz ve devamında sevgili Ebediler'den bazıları ile tanışıyoruz: Desire (çift cinsiyetli ve feminen görünse de kadınları hamile bırakabiliyor) ve Despair (umutsuzluk ve çaresizlikten beslenen bir cins).

Bu serinin en heyecanlı olayı (ki bence birinci kitap daha heyecanlıydı) "Girdap"tı. Hikayenin geçtiği yüzyılda (20.yy) bir rüya girdabı oluşacaktır ve bu girdabı yaratacak kişi Rose isimli genç bir kızdır. Her nedense, bu girdabı fırsat bilen Desire girdap aracılığıyla Dream'i hedef alan hain planlar içindedir. Dream hem bu girdapla hem de uzun yıllar esir kaldıktan sonra geri dönüp sayım yapınca kaçtıkları anlaşılan dört hizmetkarıyla uğraşmak zorunda kalır (Brute ve Globe, Korintli ve Kemancının Bahçesi). Bir de "tuhaf nesneler koleksiyoncuları" var tabi, biri de Korintli. İşte burada psikopatlıkların dibini görebiliriz! Sandman'ın her yüzyıl buluşup sohbet muhabbet ettiği Talihli Adamları da size bırakıyorum :). 

Bir önceki yazımızda Death'in benzeri olan sanatçının resmini paylaşmıştım. Bu kez de Dream'in ilhamı olduğu iddia edilen İngiliz müzisyen Robert Smith'in resmini paylaşmak istiyorum. Her iki karakterin ilhamları da müzisyen olduğu için, Gaiman'ın bu serilerin satır aralarında engin bir genel kültür paylaşını yaptığı kanaatindeyim. Ne kadarını anladığımı bilmiyorum tabi:

"Bu demek ki dünya sonsuza kadar dibe inen simsiyah pis su ile dolu bir kuyunun üzerindeki pislik tabakası kadar katı ve inanılır. Ve derinliklerde öyle şeyler var ki düşünmek dahi istemiyorum. Bu demek ki hepimiz birer oyuncak bebeğiz. Ne olup bittiği hakkında en ufak bir fikrimiz bile yok. Yalnızca hayatımızın kontrolünün elimizde olduğunu sanarak kendimizi kandırıyoruz. Aslında bir kağıdın inceliği kadar ötemizde, uzun zaman düşünürsek bizi çıldırtacak olan şeyler bizimle oyun oynuyor.”

Sandman 1: Düş Müziği
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/02/sandman-dus-muzigi-neil-gaiman.html

24 Şubat 2014 Pazartesi

Sandman / Düş Müziği - Neil Gaiman

Sandman serisini ilk duyduğum andan itibaren okumak için can atıyordum. Birinci kitabı alarak bu seriye büyük bir heyecanla başladığımı belirtmeliyim. Serinin ilk kitabı olduğu için henüz "Ebediler"den biriyle tanışıyoruz: Dream yani Düş Lordu Morpheus (Kitabın sonuna doğru Ölüm, Death ile de tanışıyoruz ancak birbaç bölümde sadece). Yıllar sürecek hikayemiz 1916 yılında İngiltere'de Kadim Gizemler Tarikatının lideri Burgess'in (namı diğer Magus) bir şekilde elde ettiği Magdalene'nin Büyü kitabı aracılığıyla Ölüm'ü hapsetmek istemesiyle başlıyor. Düzenlenen ayinde Ölüm yerine onun küçük erkek kardeşi Dream'i tuzağa düşürülür. Dream'a ait olan miğfer, kum torbası ve varlığının bir parçasıyla oluşturduğu yakut kolyesi elinden alınır ve onun için, rünlerle çevrili bir çemberin içinde 70 yıl sürecek bir tutsaklık hayatı başlar. Tabi bu süreçte insanların düşleri bozulduğu için çeşitli ruhsal hastalıklar, uyku bozuklukları, olmayacak kabuslar dünyada baş gösterir (Ki düşünün eğer Dream yerine Death hapsedilseydi dünyanın hali ne olurdu? Can you imagine?) Bu sürenin sonunda birinin düşüne sızarak kaçabilmeyi başaran Dream kendisinden çalınarak bir şekilde evrenin (cehennem de dahil) dört bir tarafına yayılan eşyalarının peşine düşer. Hikayenin bundan sonraki kısmı Dream'in eşyalarının peşindeki maceralarıyla geçer (veeee en sonunda Death ile tanışırız ki en güzel parça burasıydı kanaatimce). Bir de 24 saat bölümü var ki tüm vahşi yönünüzü tatmin edecektir.

Sandman'ın başlangıç itibariyle oldukça ilginç ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim - ki zaten söze ihtiyaç yok modern çağın en orijinal ve fantastik çizgi romanı olarak kabul edilir- Şimdi bu noktada bir şey belirtmek isterim; korku, mitoloji ve değişik fantastik unsurlardan ilham alınarak oluşturulmuş bu eserin H.P. Lovercraft'ın Cthulhu'nun Çağrısı (The Call of Cthulhu) kitabından esinlenilerek oluşturulduğu söyleniyor ki konularına baktığım kadarıyla benzer yönleri var. Önemi var mı ? Yok! Fantastik eserler bilemeyenler için hep birbirine benzemektedir zaten :) Ama bir noktaya katılıyorum (Death'ın Siouxsie Sioux ilham alınarak çizildiği) zira katılınmayacak gibi değil şu tiplere bakın:

Her ne olursa olsun, kendinize bir iyilik yapın ve bu seriye başlayın! Hem kısa süreli de olsa dünyayı unutup kendinize bir misyon edineceksiniz: sonuna kadar gitmek! Daha yazacak çok şey var ancak serinin başka kitaplarına umarım.
 
"Bu gece yalnız hissediyorum...Her zaman yalnız yaşayan biri oldum ama rüyanın gece bölgesi sahillerinde, yalnızlık beni dalgalar ile yıkayarak kıyıyı dövüyor, ruhuma asılıyor... Gecenin sularına kum serpiyorum. Zerreler düşerken yanıyor. Bana çok geçmişte kalmış başka birini hatırlatıyor.... Onu, o zaman bile düşerken seyrettim. Yüzü mağrur, gözleri hala gururluydu... Boşlukta yürümenin vakti geldi. Bana ait olanı geri alma vakti."

"Sabahları uyandığımızda gözlerimizdeki çapakların sahibi Sandman’dir. Uykuya dalmadan önce gelir ve rüya görmemiz için gözlerimize büyülü bir kum serper. Uyanışa doğru o büyülü zerrecikler çapaklaşır."