Powered By Blogger
AHMET ÜMİT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AHMET ÜMİT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kırlangıç Çığlığı - Ahmet Ümit

Her seferinde bir sonraki kitabını okumayacağıma dair kendime söz veriyorum ama hayat yine karşıma Ahmet Ümit'in kitabını çıkarıyor. Benim bu kitabı almaya arzum olmadı ama bir arkadaşım aracılığı ile bu son kitabını da okudum ve yine çok olumlu bir düşünceye sahip olduğum söylenemez. Ahmet Ümit'in son kitaplarında yazarlığının ilk zamanlarına ait kitaplarında bulduğum heyecanı tadı bulamıyorum artık. Hatta Bab-ı Esrar kitabını okuduktan sonra da belirttim gibi, yazarın kitaplarını ne zaman okuduğumun önemi yok, sadece eski kitaplarını hem kurgu hem de içerik daha çok beğeniyorum. Bu son kitabında diğer son dönem kitapları gibi Ahmet Ümit  kurguyu yine yüzeysel tutmuş ve karakter sayısı da çok sınırlı olduğundan okuyucuyu katil konusunda şaşırtma ihtimalini azaltmış. Aslında kitaptaki olaylar biraz hızlı ve heyecanlı başlamaktadır, 2012 yılında on iki rakamına vurgu yaparak on iki çocuk tacizcisini öldüren Körebe lakaplı katilin cinayetlerine, beş yıl sonra (2017) yine aynı ritüel ile devam ettiği fark edilecektir. Körebe'nin tekrar sahalara dönmüş olması beş yıldır yakalanamayan bu katilin dosyasının yeniden açılmasına neden olacaktır. Ancak polisin çalışma tarzını çok iyi bilen ve geride hiçbir iz bırakmayan katilin yakalanması da hiç de kolay olmayacaktır. Dosyanın katilin yakalanması ile kapanması için elinden geleni yapmaya hazır olan Başkomiser Nevzat ve ekibi ise pek de vazgeçecek gibi değildir.

Ahmet Ümit hakkında söylenecek güzel şeylerden birisi aktüel bir yazar olduğu yönünde olabilir. Gündemin gelişmelerini yakından takip ederek, o dönemde halkın tartıştığı konu her ne ise, bu konuya bir şekilde değinmeye gayret ediyor. Bu kitabında da ağırlıklı olarak çocuk tacizleri & pedofili sorununa değinmiş aynı zamanda Türkiye'de zor koşullarda yaşayan Suriyeli mülteciler ve göçmen kamplarında yaşanan yasa dışı olaylar hakkında bir farkındalık yaratmaya çalışmış. Bunun dışında bu kitap için olumlu kelam edemiyorum, eğer Başkomiser Nevzat'ın maceralarına devam etmek isterseniz, okuyabilirsiniz.

"... bunları anlatırken fark etitm ki, Körebe olarak dönüşümünü henüz tamamlayamamıştı. Beş yıl önce 12 kişiyi katlederek bir tür intikam almış, öldürmeyi öğrenmiş, yitirdiği güven yerine gelmişti ama cinayetleri sürdürmeyi düşünmüyordu. Belki de kendisiyle mücadele ediyordu. Ama onu taklit edenler, içindeki kan dökücüyü yeniden uyandırmışlardı. Artık zevk için can alacaktı. Belki beni de öldürdükten sonra gerçek bir canavara dönüşecekti."

Bab-ı Esrar kitabı hakkında:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2017/08/bab-esrar-ahmet-umit.html

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabı hakkında:

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Bab-ı Esrar - Ahmet Ümit

Ahmet Ümit'e tepkili olsam da, bu kitabı Antalya'dan  okumak için getirdim. Aslında bir anlamda iyi oldu çünkü bu kitabı ve içerdiği konuyu sevdim. Kitabın Konya'da geçmesi ve Konya'yı bu kadar detaylı betimlemesi hoşuma gitti, ayrıca Mevlana ve Şems için de alternatif bir hikayesi vardı. Elif Şafak'ın Aşk kitabındaki gibi, bu kitapta da günümüzde geçen olaylar ile geçmişteki Şems hikayesi iç içe geçmiş ancak Şemsin hayatındaki bilinmeyenleri Ahmet Ümit çok farklı kurgulamış. Kitaptaki hikaye babası Türk olan ve İngiltere'de sigorta müfettişi olarak çalışan Karen Kimya Greenwood'un bir otel yangını soruşturması nedeniyle Konya'ya gelmesiyle başlar. Sigorta şirketi hem Türkçe bilmesi hem de Türkleri tanıması nedeni ile Karen Kimya'yı bu olayı soruşturmaya göndermiştir ancak Karen yolculuğa çıktığından bu yana bu görevi neden kabul ettiğini sorgulamaktadır. Karen, Konya yolculuğunda kendisini huzursuz eden şeyin hamile olması olduğundan çok emindir ancak yıllar önce babası ile geldiği gizemli evlerle çevrili bu bozkır kentinin kendisine hatırlattıkları bambaşkadır. Bir taraftan sigortalı müşterileri olan otelin yangınını araştırırken bir taraftan da kendi geçmişiyle ve babasının hatıralarıyla yüzleşmektedir. Cevap aradığı konular zaten fazla ve karmaşıkken bir de üstüne anlam veremediği gizemli olayların yaşanması ve cinayet soruşturmasının ortasında kalması olayları daha da çetrefilli hale sokar. Öyle ki, Karen olayları çözebilmek için nereden başlayacağını kestiremez. Peki gerçekten menfaat söz konusu olduğunda insanlar şeytana pabucunu ters giydirebilecek kadar kötü olabilirler mi?

Ahmet Ümit'in diğer kitapları ile kıyasladığımda bu kitabını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Yazının başında da belirttiğim gibi, Konya'yı ayrıntılı şekilde anlatması, Şems hakkında okuyucuya sunduğu normalin dışındaki hikaye ve fantastik detaylar kitaba mistik bir hava kazandırmıştı. Bu nedenle özellikle tasavvufi konulara ilginiz varsa kitaptaki hikayeyi beğeneceğinizi düşünüyorum. Kitabın arkasında yazdığı gibi "dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için..." İyi okumalar!

"Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya..."

7 Haziran 2017 Çarşamba

Kar Kokusu - Ahmet Ümit

Ahmet Ümit beni yine şaşırtmadı ve yine kendini beğendiremedi :). Daha önce yazdığım incelemelerde bahsettiğim gibi, ben Ahmet Ümit'ten ilk okuduğum kitapların tadını artık alamıyorum, sıkıcı buluyorum ve bu fikrim maalesef başka bir kitabını okuduğumda da değişmiyor. Yine de Antalya'dan iki kitap getirdiğim için ilerleyen tarihlerde Bab-ı Esrar kitabını da okuyacağım. Kar Kokusu, ilk olarak 1998 yılında basılmış bir eser, ancak konusu itibariyle 1980'lerde geçiyor. Kitap Sovyetler Birliği'nde (Moskova'da) bulunan bir okulda eğitim gören bir grup Türk devrimcinin (okulda başka ülkelerden gelenler de bulunuyor) başından geçenler üzerine odaklanmaktadır. Aralarında gruptan geriye kalan kimsenin bilmediği bir casus da bulunan Türk grubu, arkadaşlarından birinin öldürülmesiyle kendilerini bir iç hesaplaşmasının ortasında bulurlar. Yalnızca Türkiye'yi veya Komünist Partiyi değil, Moskova'yı ve KGB'yi de ilgilendiren bir konu sessizce dallanıp budaklanmaktadır. Olaylar artık katili bulma meselesinden çoktan çıkmıştır. Hem yakalanma hem de ifşa olma korkusu yaşayan devrimciler, bir süre sonra hem dahil oldukları uluslararası devrimci hareketinin anlamını ve hem de asıl gerçeği kimin temsil ettiğini sorgulamaya başlayacaklardır.

Kitap hakkında tam anlayamadığım ve mantık çerçevesinde oturtamadığım bir durum var: Kitabın arkasında "yarı otobiyografik bir roman" yazıyor. Bu durumda yazarın yaşadığı veya şahit olduğu bazı konulardan esinlenerek bir kronolojik eser ortaya koyması gerekiyor. Bu nedenle 1986 yılında Türkiye'de cunta rejimi olduğunun vurgulanması beni düşündürdü. Bu tarihte Türkiye'de cunta rejimi yok ki ya da biz yanlış mı biliyoruz? Bununla birlikte, derdine düşen ve yıkılma sürecine giren Sovyetler Birliği'nin 1986 yılında hala komünist eğitmesi de bana saçma geldi açıkçası (olaylar değil, bunların 1986 yılında yaşanmış olması?). Ayrıca kitapta parti yapılanması veya komünizm hakkında çok bilgi verilmeye çalışılması ve gereksiz uzayan diyaloglar nedeniyle de biraz sıkıldım. Bu tür konular ilginizi çekiyorsa, okuyabilirsiniz. İyi okumalar!

-Değiştiremedikten sonra ne yararı var ki farkında olmanın?
-Öyle söyleme, gerçeği bilmek bir ayrıcalıktır.
-Mutsuz olma ayrıcalığı!

22 Kasım 2013 Cuma

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi - Ahmet Ümit

Son umut olarak aldığım bu kitabın amacına ulaşmadığını belirtmeliyim. Son umut diyorum, zira Ahmet Ümit'in son zamanlarda çıkardığı kitaplardan pek hoşnut kalmadım. İlk olarak "Beyoğlu Rapsodisi"ni okumuştum ve açıkçası hala beni o kadar şaşırtan ve memnun eden bir kitabını daha göremedim. Beyoğlu Rapsodisi'nde zekice bir kurgu vardı, özellikle bu son kitabı çalakalem yazılmış gibi geldi bana. "İstanbul Hatırası" fena değildi ancak "Sultanı Öldürmek" kitabını okurken buhranlar geçirdiğimi anımsıyorum :). Bu son kitabı, "Sultanı Öldürmek"ten farklı olarak, sıkıcı değil, merak uyandıran olaylar var sonuçta. Ancak, ben bu kitapta zekice bir kurgu görmedim. Benim polisiye kitaptan anladığım zekice kurulmuş bir olay örgüsü ve polisiye seven okurların katili kitap bitmeden tahmin etmeye çalışması. Ahmet Ümit'in bana hep sürprizlerle gelmesi zekamı kullanmamı engeliyor :). Bu hikayede, mafyaya yakınlığıyla bilinen genç ve yakışıklı bir adam Tarlabaşı'nda yılbaşı gecesi öldürülüyor. Olayı araştırdıkça, kumar mafyaları, "baba" adını verdiğimiz şu malum kişiler arasındaki hesaplaşma, rant ve hatun meseleleri çıkıyor ortaya. Ve yine beni hayal kırıklığına uğratan bir son ile hikaye sona eriyor. Ancak yine Başkomiser Nevzat'ın geçmişiyle hesaplaşması ve yine Evgenia var ve ara ara Gezi olaylarına atıf yapılıyor. Boş vaktiniz varsa, okumayı bir deneyebilirsiniz.

"'Kadınlar' diyor bir ses zihninin derinliklerinden, 'Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun."

"Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."

"Azraile koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın bu dünyada."

Ahmet Ümit'in diğer bir eserine ilişkin olarak yaptığım yorum aşağıdaki linktedir:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com/2012/12/sultan-oldurmek-ahmet-umit.html

27 Eylül 2013 Cuma

Masal Masal İçinde - Ahmet Ümit

Polisiye kitaplarına alıştığımız Ahmet Ümit'den bir masal kitabı mı? Bu aralar hem kolay okunur kitaplar tercih etmek istemem hem de masala olan özel ilgim sebebiyle, yazmayı istediğim kitabı buldum: Masal Masal İçinde. Adından da anlaşılacağı üzere, kitapta bir yerden başlayan ancak içi içe örülmüş altı adet masal bulunmakta. Bu masalları Ahmet Ümit'in annesine yıllar yıllar önce bir masalcı anlatmış (o zamanlar çocuklara masal anlatan masalcılar varmış) ve Ahmet Ümit de annesinden dinlediği bu masalların "güzeliğindeki giz, çarpıcı kurguları ve içeriğindeki yoğun anlam" dan çok etkilenerek büyük bir keyifle yazıya dökmüş: "İnsanoğlunun kişiliğindeki temel özellikleri öylesine gerçekçi bir biçimde gözler önüne seriyordu ki, bu anlatım karşısında hayranlık duymamak olanaksızdı." Biz büyüklerin masallardan da bazı dersler alabileceğine inananlardanım. Ayrıca masal okumak bana çok keyifli gelir, yepyeni bir fantastik dünyaya girmişsiniz gibi. Kitap, övünmeyi pek seven iyi yürekli bir padişahın vezirinin uyarısıyla halkın içine karışmasıyla başlıyor ve padişahın karşılaştığı birbirinden ilginç anlatacak hikayeleri olan insanların anlatılarıyla devam ediyor (şapkacının anlattıkları, müezzinin anlattıkları, dem,ircinin anlattıkları, kuyumcunun anlattıkları ve köradamın anlattıkları). Herkesin kendi hikayesi merak uyandırıyor ve her hikayeden alınacak çok ders var. Bu aralar bu masal olayına taktım, hadi hayırlısı :) Masal severler, umarım yakında görüşeceğiz, iyi okumalar!

29 Aralık 2012 Cumartesi

Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit


Ahmet Ümit’i severim. “Beyoğlu Rapsodisi”ni lisede iken okumuştum ve çok beğenmiştim. Daha sonrasında aynı zevki alırım düşüncesiyle başladığım hiç bir kitabını o şekilde sevemedim. Bu kitabı almam da biraz tesadüf oldu. 2012 Tüyap kitap fuarında indirimli kitap alabilmek için gittiğim gün Ahmet Ümit’in imza günüymüş meğer. Ona bir kitap imzalatmak istedim ve nedense okumadığım kitapları arasında elim bu kitaba gitti (keşke başka kitabını alsaydım :)). Çok ilginç başlamıştı aslında. Orta yaşı çoktan geride bırakmış bir tarih profesörünü (Müştak – Ahmet Ümit bu ismi çok aradı galiba) ve yıllar önce (21 yıl) onu terk ederek Amerika’ya giden ve burada çok başarılı olan başka bir tarih profesörünü (Nüzhet – bu isim de çok aranmış gibi duruyor) tanıtıyor bize önce. Yıllar sonraki ilk telefon konuşmalarında akşam yemek yemek üzerine anlaşıyorlar fakat psikojenik füg (kişinin bazen tüm belleğini kaybetmesi – kitapta hastalığın detayları anlatılıyor) hastalığı olan Müştak bey, Nüzhet Hanımın evine gittiğinde onu boynundan kitap açacağıyla (bir örneği de kendinde bulunan Osmanlı tuğralı açacak) öldürülmüş olarak buluyor. Muzdarip olduğu hastalık dolayısıyla bu cinayetten kendini sorumlu tutuyor hatta anımsayamadığı bu cinayet anı için çeşitli senaryolar yazıyor beyninde. Zira bu kadın ona o kadar acı çektirmişti ki, zaten yıllarca onu öldürmek istemişti. Kitap polislerin katili araştırması ile devam ederken ortaya ilginç olaylar çıkar. Nüzhet Hanım tarihte büyük tartışmalar yaratacak biz tez üzerine çalışıyormuş meğer ve belki de öldürülmeseydi çok konuşulacakmış: Osmanlı’da Baba – Oğul - Kardeş Katilliği (Sultan II. Murat – Fatih Sultan Mehmet ve oğlu II. Bayezid dönemi). Bu sebeple çok muhafazakar bazı ünlü tarihçilerin (Nüzhet Hanımın bir zamanlar asistanlık yaptığı yaşlı profesör ve onun şimdiki asistanları) belki de bu cinayette parmağı vardı? Veya çocukluğundan beri aralarında adı konulmamış garip bir çekim olan Müştak Bey’in kuzeni Şaziye Hanım yine görüştüklerini öğrenince kıskançlık krizine mi girmişti acaba?

Bu bilgileri daha kitabın başındayken ediniyoruz zaten. Ve sonrası – sonuna kadar – bize verilmiş gerekli gereksiz tarih bilgileriyle dolu. Fatih İstanbul’u nasıl fethetti? Babası II. Murat’la olan alakası nasıldı? Neredeyse kitabın yarısında zaten İstanbul’un eski semtlerinde düzenlenen bir fetih gezisi anlatılmaktadır. Bu bölümde neredeyse kitabı bırakıyordum ancak prensiplerim var. Başlanan kitap bitirilecektir. Neyse, kitabı bitirdim ancak biraz hayal kırıklığına uğradım. Polisiye kitap yazmak insanları şaşırtmak için hiç alakasız ve hiç ip ucu verilmemiş birini katil yapmak mıdır? Bilemiyorum. Yine de, tarihe meraklı kişilerin bu kitabi okumak hoşlarına gider diye düşünüyorum. Polisiye meraklılarını bilemem.

"Artık gençlik çok gerilerde kaldı. İhtiraslar, hırslar, kıskançlıklar, açık söyleyeyim şehvet, hepsi ağır ağır sönüyor. İster istemez geçmişe bakıyor insan....İster istemez geçmişi düşünüyor. Kimler vardı hayatımda, kimler kaldı..."