Powered By Blogger
ŞEMS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞEMS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Bab-ı Esrar - Ahmet Ümit

Ahmet Ümit'e tepkili olsam da, bu kitabı Antalya'dan  okumak için getirdim. Aslında bir anlamda iyi oldu çünkü bu kitabı ve içerdiği konuyu sevdim. Kitabın Konya'da geçmesi ve Konya'yı bu kadar detaylı betimlemesi hoşuma gitti, ayrıca Mevlana ve Şems için de alternatif bir hikayesi vardı. Elif Şafak'ın Aşk kitabındaki gibi, bu kitapta da günümüzde geçen olaylar ile geçmişteki Şems hikayesi iç içe geçmiş ancak Şemsin hayatındaki bilinmeyenleri Ahmet Ümit çok farklı kurgulamış. Kitaptaki hikaye babası Türk olan ve İngiltere'de sigorta müfettişi olarak çalışan Karen Kimya Greenwood'un bir otel yangını soruşturması nedeniyle Konya'ya gelmesiyle başlar. Sigorta şirketi hem Türkçe bilmesi hem de Türkleri tanıması nedeni ile Karen Kimya'yı bu olayı soruşturmaya göndermiştir ancak Karen yolculuğa çıktığından bu yana bu görevi neden kabul ettiğini sorgulamaktadır. Karen, Konya yolculuğunda kendisini huzursuz eden şeyin hamile olması olduğundan çok emindir ancak yıllar önce babası ile geldiği gizemli evlerle çevrili bu bozkır kentinin kendisine hatırlattıkları bambaşkadır. Bir taraftan sigortalı müşterileri olan otelin yangınını araştırırken bir taraftan da kendi geçmişiyle ve babasının hatıralarıyla yüzleşmektedir. Cevap aradığı konular zaten fazla ve karmaşıkken bir de üstüne anlam veremediği gizemli olayların yaşanması ve cinayet soruşturmasının ortasında kalması olayları daha da çetrefilli hale sokar. Öyle ki, Karen olayları çözebilmek için nereden başlayacağını kestiremez. Peki gerçekten menfaat söz konusu olduğunda insanlar şeytana pabucunu ters giydirebilecek kadar kötü olabilirler mi?

Ahmet Ümit'in diğer kitapları ile kıyasladığımda bu kitabını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Yazının başında da belirttiğim gibi, Konya'yı ayrıntılı şekilde anlatması, Şems hakkında okuyucuya sunduğu normalin dışındaki hikaye ve fantastik detaylar kitaba mistik bir hava kazandırmıştı. Bu nedenle özellikle tasavvufi konulara ilginiz varsa kitaptaki hikayeyi beğeneceğinizi düşünüyorum. Kitabın arkasında yazdığı gibi "dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için..." İyi okumalar!

"Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya..."

14 Temmuz 2016 Perşembe

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak

Elif Şafak'ın bazı kitaplarını sevmişimdir ancak son yıllarda eskiden kendisinde sevdiğim nitelikleri kaybettiğini ve her yeni kitabının bir öncekinden daha kötü olduğunu fark ediyorum. Her ne kadar eleştirsem de ben Elif Şafak okurum, neler yazdığını merak ediyorum ancak her seferinde farklı bir çeşit hayal kırıklığı yaşıyorum maalesef. Şunu söyleyebilirim ki, bu kitap "daha iyi" olabilirdi, ya da ben bu kadarını Elif Şafak'tan beklerdim. Duymaktan sıkıldığım tespitlerin, yaşamaktan sıkıldığım tüm olayların sanki yeni fark ediliyormuş gibi bana sunulmasını pek özgün bir fikir olarak bulmadım (ya da benim farkındalığım yüksektir bilmiyorum). Bir aydının/yazarın içinde yaşadığı dönemin sorunlarını anlatması kaçınılmazdır, yapılması da gerekir diye düşünüyorum. Fakat bunun insanların artık bıktığı bir uslüpla yapılmaması ya da mevcut olan tüm aksaklıkların tek bir kitap içinde sıkıştırılarak verilmesine mecbur hissedilmemesi de gerekir aynı şekilde. Kitapta din ile dinsizlik arasında kalmış Türk kızı Peri, dindar ve dirayetli Mısır kökenli Amerikalı Mona ve inançsız ve inantçı İran kökenli ama kendisini hiçbir yere ait hissetmeyen Şirin'in Oxford'da kesişen hikayeleri yıllar sonra Peri'nin anımsamaları (dün ile bugün arasında gidip gelen flashbackler) şeklinde anlatılıyor. Anlatıcının Türk olmasından bahisle Türkiye'deki kimlik bunalımı ve oturmayan kişiliklerin yanı sıra ülkenin genel bir panoraması (bu yönüyle az da olsa Konstantiniyye Oteli'ni anısmattı bana) ve Doğu-Batı çatışmasına da değiniliyor. Aslında kendini arayışa dair bir roman ve şimdiye kadar bu konularda düşünmediyseniz, zihninizde kapılar açabilir. Ancak ince kitap zevkleri olan bir kişinin genel itibari ile kitabı çok beğeneceğini de sanmıyorum.

Kitapta özgün bulduğum birkaç tespit ve hoşuma giden bazı durumlar da yaşadım (az da olsa). Özellikle bu blogu açtığım ilk gün yukarıda yazdığım Mesnevi'den sevdiğim bir alıntının kitapta da geçiyor olması beni heyecanlandırdı. Biraz tercüme farkı var ama olsun, bir kitabevinin Mesnevi'ye bu şekilde atıf yapması bana etkileyici geldi. Ayrıca kitapta aralara serpiştirilen bazı eski kelimeler sayesinde anlamını bilmediğim yeni kelimeler de öğrendim, en sevdiğim "zerefşan" oldu. Beğendiğim bir tespit:

"Edebiyata tepkisel yaklaşmayı hiçbir zaman anlayamamıştı. Türkiye gibi kimlik sorunlarıyla cebelleşen ülkelerde insanlar, ne okuduklarından ziyade neyi okumayı reddettiklerini konuşuyorlardı. Dolayısıyla okumadıkları kitapları/yazarları tartışmaya daha çok zaman harcıyorlardı."

Şaif Hafız'dan ilk olarak kitapta okuyup beğendiğim bir şiir:

Ben Tanrı'dan o kadar çok şey öğrendim ki
Artık kendimi ne Hıristiyan, ne Hindu, ne Müslüman,
Ne Budist, ne Musevi addediyorum...
Hakikan bana o kadar çok açıldı ki
Artık kendimi ne erkek, ne kadın, ne melek,
Ne de hatta saf bir ruy sayıyorum...