Powered By Blogger
ŞAİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞAİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Haziranda Ölmek Zor - Hasan Hüseyin

Hasan Hüseyin Korkmazgil toplumcu-gerçekçi şiirin temsilcilerinden birisi olarak kısa hayatına pek çok eser sığdırmış şairlerden! Bestelenen şiirlerini veya bazı ünlü şiirlerini (Haziranda Ölmek Zor gibi) daha önce bir şekilde duymuştum ancak bir şiir kitabını ilk defa okuyorum. Aslında Hasan Hüseyin'in şiirleri birden on beşe kadar seri halinde basılmış, dolayısıyla sekizinci kitaptan başlamış olmam size tuhaf gelecek ama bu kitap bana armağan edildi :). Şiir okumayı ve kendime kitap armağan edilmesini sevdiğim için çok vakit kaybetmeksizin bu hafta sonu bu kitabı okudum.  Hem kitabın başında yer alan hem ilk baskısı için (1976 yılında) ve diğer baskıları için yazılmış (1982 yılında) önsözlerini hem de Hasan Hüseyin'in şiirlerini çok beğendim. Kitabının adını neden "Haziranda Ölmek Zor" olduğuna ilişkin yaptığı açıklamayı sizinle de paylaşmak isterim. Bildiğiniz üzere Nazım Hikmet ve Orhan Kemal haziran ayında vefat etmiş iki şairimizdir. Orhan Kemal'in vefatından sonra her ikisine de ithafen yazılan şiir için yazar, kendi memleketinde (Sivas) uzun geçen soğuk kış aylarından sonra haziran ayının allı-güllü ve bereketiyle gelmesinden bahisle böyle bir ayda hiçbir canlının acı çekmemesini, ölüm yüzü görmemesini dilediğini belirtmektedir: Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/ yaralı bir şahin olmuş yüreğim/uy anam anam/ haziranda ölmek zor! Şairin diğer şiirlerinde dönemin bazı olumsuz koşullarından etkilenerek bazen karamsarlığa düştüğü gözlense de, genel itibariyle yaşama sevincini ve memleketinin haziran kokusunu da almak mümkün. Anadolu'yu anlatmayı sevdiği için belki de, ben buram buram toprak, renk ve umut kokan Hasan Hüseyin'in şiirlerini çok sevdim, okumanızı tavsiye ederim.

Yukarıda size şairin bazı şiirlerinin bestelendiğinden bahsetmiştim. Grup Yorum tarafından söylenen "Haziranda Ölmek Zor" şiirinin dışında hepinizin bildiği "Acılara Tutunmak" şarkısının da şairi Hasan Hüseyin'dir. 1984 yılında vefat eden şairimizin mizah dergilerinde yayınlanmış mizah hikayeleri, bir gezi yazısı (Bağdat Basra Yollarında - 1974) ve birkaç tane çocuk kitabı bulunmaktadır.

....
Uzun eski satıcıyım sevda satarım
Sevda satar aç yatarım çağlar üstüne
Bileklerim ta ezelden kandan kınalı
Gelinler hey güzeller hey kızlar hey

Fistanı da allı güllü basmadan
Gelin olmuş ondördüne basmadan
Uzat elin karanlıklar basmadan
Çiçek devşir üzerimden sevdiğim
Toprağıma basmadan

-------------
......
Birdenbire anladım
Sabahleyin balkonda gerinmenin güzelliğini
Otobüste göz göze gelip gülümseşmenin
Bir bayram kartpostalında denzile bakışmanın
gidilmemiş korularda yaz akşamları
Çam kokulu yerllerle öpüşüp koklaşmanın
Birdenbire anladım
Eşsiz güzelliğini
....
Ama işte anlamadım nedense
Severken ağlatmanın güzelliğini

7 Ekim 2015 Çarşamba

Cümlemiz - Ziya Osman Saba

Muhtemelen lise yıllarından anımsadığınız üzere, Cumhuriyet Dönemi şairleri arasında belirli akımlar vardı; Garip Akımı, İkinci Yeniciler gibi. Ziya Osman Saba da Yedi Meşaleciler'in kurucularından biridir. Yedi Meşaleci'ler 1928 yılında yayınladıkları "Yedi Meşale" adlı edebiyat dergisi ile adını duyuran altı şair ve bir öykü yazarından oluşan bir topluluktur. 1928'de yayınladıkları "Yedi Meşale" adlı ortak kitapta yazılarını bir araya getiren topluluk şu isimlerden oluşmaktadır: Ziya Osman Saba; Yaşar Nabi Nayır; Sabri Esat Siyavuşgil; Muammer Lütfi; Cevdet Kudret; Vasfi Mahir Kocatürk; Kenan Hulusi. O dönemdeki edebi akımlar gibi bir önceki akıma tepki olarak ortaya çıkmıştır. Şiirde yenilik ve canlılık hedefleyerek Fransız şiirini örnek almak istemişlerdir. Hedeflerini ne kadar gerçekleştirdiler bilemiyorum ancak topluluğun en genç üyesi olan Ziya Osman Saba'nın da diğer üyeler gibi Türk Edebiyat Tarihinde hatırı sayılır bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Şiirlerini Meşale Dergisi, Varlık Dergisi veya Milliyet gazetesi gibi tanınmış platformlarda yayınlayan şairin "Sebil ve Güvercinler" adında bir şiir kitabı da hayattayken basılmıştır. Şiirlerinde (en azından okuduğum bu Cümlemiz derleme kitabından tespit ettiğim kadarıyla) çocukluk ve gençlik yıllarında özlem (ilk şiirleri), melankoli (muhtemelen mutsuz geçirdiği evlilik yılları), yaşamın küçük sürprizlerinden mutluluk çıkarma ve yaşama sevinci ve ilerleyen yaşlarına ait şiirlerinde ise ölüm konularının işlendiği görülmektedir. Şairin şiirlerinde genellikle serbest ölçüyü tercih etmektedir.

Ziya Osman Saba ağırlıklı olarak şiir yazsa da, öyküleri ve tercüme eserleri de mevcuttur. "Yetişir" ve "Gökyüzü" adındaki şiirlerini sizinle paylaşmak isterim, şiire meraklıysanız, kitabını alıp okumanızı da tavsiye ederim:

Beni hatırladıkça
Ara sıra gönlümü al.
Sokakta görünce, gülümse
Yanıma yaklaş
Az elin elimde kal.

Evine misafir geleyim,
Kahvemi sen pişir.
Taze doldurulmuş sürahiden
Bir bardak su ver
Yetişir...
-----------------------
Bakmak istiyorum günler günü gökyüzüne
Nere olursa olsun, yatıp sırtüstü yere,
Damlardan, bacalardan, duvarlardan öteye
Bakmak istiyorum günler günü
Gökyüzüne.

7 Temmuz 2015 Salı

Yaşam Başka Yerde - Milan Kundera

Ülkesindeki politik baskılara dayanamayarak Fransa'ya göç eden ve yazdığı kitaplar nedeniyle vatandaşlıktan çıkarılan Çek asıllı yazar Milan Kundera'nın adını son zamanlarda hem takip ettiğim bloglardan hem de sosyal medyadan sıkça duymaya başladım. Çağımızın varoluşçu roman yazarı olarak kabul edilen (muhtemelen son temsilcisidir) Kundera'nın en tanınan eseri "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" romanını okumak isterdim ancak elimdeki şartlarda şimdilik bu kitaba ulaşabildim :).  Aslında daha önce Kundera okumamış kişilere yazarın bu kitabı tavsiye edilmiyor (sanırım biraz ağır olduğu için) ancak ben ilk kitap olarak bunu seçmiş olmaktan memnunum. Yazarın hem kalemini hem de anlattığı hikayeyi ilginç bulduğumu belirtmek isterim (okuduğum ilk kitabını oldukça beğendim). Kitap yedi bölümden oluşuyor ve genç bir şairin hayatını daha doğrusu bir erkek olarak ve bir sanatçı olarak var olma çabasını anlatıyor. Genç şair Jaromil (adı ilkbaharda sevilen anlamına geliyor) babası tarafından istenmemiş ve annesinin isyanıyla dünyaya gelmiş olan, kitabın bazı bölümlerinde kendini sevdirirken bazen de nefret ettiren ilginç bir çocuk olarak karşımıza çıkıyor. Yıllarca annesinin gölgesinde kalan şairin kendini baskı altında hissetmesi ve dönemi itibariyle içinde yaşadığı ülkenin rejiminden (Çekoslovakya-Sosyalist rejim) etkilenerek seçimler yapması hem hayatına giren kadınlarla ilişkilerine hem de kendi hayatına yön veriyor, size de satır aralarından profil çıkarmak kalıyor.

Yazarın bu romandaki anlatım tarzını beğendiğimi belirtmiştim, bunun sebeplerinden birisi baş karakteri okuyucu nezdinde "tek"leştirmesi. Demek istediğim, neredeyse ondan başka herkesi sıfatlarıyla (anne, baba, kapıcının oğlu, fakülteden arkadaş, kızıl saçlı kız vb.) ancak şairimizi adıyla bize tanıtması. Ayrıca kitap yazıldığı dönem itibariyle Çek Cumhuriyetinin politik ve sosyal olarak geçtiği yollar hakkında da okuyucuya fikir verir nitelikte, aynı zamanda bazı Çek şairlerden alıntılar yapılarak dipnotlarda tanıtıldıklarını da görüyoruz. Yalnızca Çek şairler değil, Jaromil'in hayatının evrelerinde Arthur Rimbaud, İngiliz şair Keats ve Rus şair Lermontov'un hayatından kesitler de sunuluyor. Bu üç şairin ortak özelliği çok genç hayata veda etmiş olmaları, kitaptaki ortak özellikleri ise hepsinin Jaromil'de birleşmesi. Okumanızı tavsiye ediyorum!

"Anne, Jaromil'in masası üzerine bıraktığı şiirleri tek kelime etmeden okuyor ve satır aralarından oğlunun yaşamını çıkarmaya çalışıyordu. Bari şiirler daha anlaşılır bir dilden konuşsaydı! İçtenlikleri sahteydi; muamma ve imalarla doluydular; anne oğlunun kafasının kadınlarla dolu olduğunu bildi, ama onlarla ne yaptığı konusunda hiçbir şey çıkaramadı."

29 Mayıs 2015 Cuma

Eski Sokak - Behçet Necatigil

Bazen yeni bir kitaba başlamak için zamana ihtiyaç duyduğumda, bir şiir kitabı alıyorum alime. Yapı Kredi yayınlarının şiir kitaplarını şairlerin en sevilen şiirlerini derleyen ve kısa sürede okunabilen kitaplar olduğu için tercih ediyorum. Bu kez aralarından Behçet Necati'nin şiirlerini seçtim. Şairin daha önce "Lâdes" şiirinden başka herhangi bir şiirini okuduğumu anımsamıyorum (Kelebeğin Rüyası filmi ile hayatı hakkında araştırmalar yapmıştım ancak herhangi bir kitabını okumamıştım). 1916 doğumlu olan şairin gerçek adı Mehmet Behçet Gönül iken daha sonra mahlasını soyad olarak almıştır. İÜEF Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Behçet Necatigil, 1979'da vefat edene kadar Edebiyat ve Kompozisyon dersleri vermiştir. Behçet Necatigil'e göre bir şair yaşamı boyunca üç dönemden geçer: Gurbet, hasret ve hikmet. Gurbet dönemi arayış dönemi olup, bu dönemde şair beğendiği şairlere özenir, hasret döneminde ise bir şair kendi kişiliğini bulma çabasındadır. Şairin kendini bulduğu hikmet dönemi ise, çok az değişir, şair artık şiirin özelliklerini ustaca kullanmaktadır. Behçet Necatigil'e göre, geçmişin büyük şarileri ancak bu dönemde gerçekten anlaşılır. 1935 yılında bu yana şiir yazan şairin bu değişimlerinin şiir kitaplarına yansıdığı da söylenmektedir. Eski Sokak, derleme bir kitap olduğu için genel bir kanıya varmak zor olsa da, "şiiri az kelimeyle kurmak" fikriyle hareket eden şairin sözcüklerini titizlikle seçerek ustaca bir anlatıma yöneldiğini söylemek mümkündür.

"Eski Sokak" taki bazı şiirleri de, hikmet döneminde yazılmış ve sözcüklerin ses değelerine önem veren şiirlerdir. Şair sözcüklerin anlamlarından yararlaranak anlam çoğaltması yapmıştır: Bronskopi, Filigran, Travers vb. Divan şiirlerini çok iyi bilen şairin bazı şiirlerinde divan edebiyatı edebi sanatlarını da kullandığı söylenmektedir. Behçet Necatigil için kısaca "uzun bir arayış sonrası kendini bulan üretken bir şair" diyebiliriz.

Lades
Uzayacağa benzer
Tutuştuğumuz lades

İşi gücü bırakıp
Mezarlığa nazır
Bir eve taşındım

Ölüm, sen beni aldatamazsın
Aklımda!
-----------------------------------------------
Ses
Kopan çığlar altında kalanlar olduğu
Oysa görülüyordu

Bir kadının ilerde
Bir şeyler hıçkırdığı;
Bir erkeğin birine,
Görünmeyen birine bir şeyler seslendiği
Oysa görülüyordu

Ama duyulmuyordu. --Ses!
Sanki ses olmayınca hiçbiri olmuyordu.

17 Mart 2015 Salı

Bir Aşka Vuran Güneş - Oktay Rifat

Virginia Woolf'tan sonra sade bir dille yazılmış akıcı bir şiir kitabını okumak çok iyi geldi, ne yalan söyleyeyim. Oktay Rifat'ın Türk şiirindeki ilk devrimci hareketin öncülüğünü yapan Garip akımının temsilcilerinden olması sebebiyle (farklı tarzda yazılmış şiirleri olsa da) bazı şiirleri gündelik yaşamı yansıtan şekilde serbest olarak yazılmış olduğu için rahat okunan bir kitaptı. Geleneksel şiirin katı kurallarına karşı çıkan Oktay Rifat'ın şiirlerinde sıradana nesneler ve doğa görünümleri ve bunlar karşısında hissettikleri anlatılmıştır. En azından "Bir Aşka Vuran Güneş" kitabnda derlenen şiirlerinin şu şekilde bir özeti olabilir: Mavi, yeşil, dağ, taş, deniz, ova, koyun, kuzu, karga, tilki... Eğitimli bir aileden gelen ve çocukluğundan bu yana musiki & şiirle bir şekilde alakadar olan Oktay Rifat aslında çok yönlüdür. "Bir Kadının Penceresinden" romanının ve sahnelenen pek çok oyunun yazarı olmasının yanında, Yunan ve Latin mitolojik kitaplarının çevisini yapmış bir avukattır (resim yaptığı da söylenenler arasında). Bununla beraber, Oktay Rifat, pek çok kitabın çevirisini yaparak Türk okuyucuya kazandıran Samih Rifat'ın da babasıdır. Ayrıca teyzesi de başarılı bir ressam (Celile Hanım) ve teyzesinin oğlu da tanınan bir şairdir (Nazım Hikmet). Ahmet Hamdi Tanpınar'dan ders alan Oktay Rifat'ın okul arkadaşları da tanınan şair & yazarlardır.

Daha önce belirttiğim gibi, ilk şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan şair, Melih Cevdet ve Orhan Veli ile başlattığı Garip akımından sonra serbest ölçü ile şiirler yazmıştır. Ancak konu olarak sık sık değişiklik gösteren şiirleri mevcuttur, dönemin olaylarından etkilenmiştir (politik konulara da değinmiştir). Bu durumu Cemal Süreya, her ne kadar şiirsel konjonktürü değişse de, Oktay Rifat'ın kimlik değiştirmediği, başta yadırgansa da, dönemleri birbirine bağladığı şeklinde açıklamıştır.

Ne güzel enseyi geçmemesi saçların
Alnımızda bitmesi
Tane tane olması kirpiklerin
Tel tel olması kaşların
Ne güzel insan yüzü
Elmacık kemiği ve on parmak
Ya dünyamız bütün bu mevsimler
Bulutlar telli kavak

Ya İstanbul
---------------------------
Uçaklar gelecekmiş
Korkum yok benim
Kağıt gemilerim
Kurşun askerlerim hazır
Hem bunlar bozulursa
Babam yenilerini alır
----------------------------
.....
Güneş batabilirdi
Ey gözleri sudan sarı
Ay doğabilirdi
Ey gözleri geceden karanlık

Ama bir kaya gibi koruyordu seni
Şiirin aşınmaz zamanı

7 Kasım 2014 Cuma

Bir Yeryüzü Tanığı - İlhan Berk

Daha önce şairin herhangi bir şiir kitabını okumamıştım ancak birkaç şiirinin hatrına İlhan Berk'i severdim. Sadık Albayrak'ın "ot şairi" olarak nitelendirip eleştirmesinden sonra, kendisini biraz daha merak ettim. "Bir Yeryüzü Tanığı"nda şairin tanınan şiir kitaplarından bazı şiirler alınarak bir derleme yapıldığından, şairi tanımak için bu kitapla başlamak iyi fikir. Bu kitapta şairin değişik zamanlarda yazdığı şiirleri arasındaki (ki kendisi 1918-2008 yılları arasında yaşadığı için şiir yazacak bol bol vakti olmuştur) hem konu hem de tarz olarak mevcut olan farklar kolayca fark edilmektedir. Bir cümle İlhan Berk'i en iyi tanımlar: Her şey şiire dönüştürülmek için vardı zaten, defalarca söylediği gibi: taşlar, ağaçlar, sebzeler, otlar, sular, gök, kentler, aşklar, yanızlık ve hatta kendisi... Her şey... Şair Anadoluda gezdiği şehirlerden, denizden, taştan, balkondan daha doğrusu gördüğü/gözlemlediği her şeyden şiirlerini yazarken faydalanmıştır. Ancak açıkçasını söylemek gerekirse, bazı şiirleri çok sevip, içten bulsam da, bazı şiirlerinden de bir o kadar hoşlanmadım. Belirli bir sebebi yok aslında, yalnızca imgeleri çok kullanmış olması buna etken olabilir. Resim sanatına ilgi duyan birisi olarak, bu tarzdan hoşlanmam gerekirdi (İlhan Berk de aynı zamanda ressamdır) ancak çevresindeki her şeyi ilk kez görüyormuş gibi anlatması, pek çok kez anlatması belki bir noktada bana sıkıcı gelmiş olabilir. Ressamlığına gelince, hayatının son dönemlerinde kendisini resim yapmaya adayan şairimiz, bu durumu yazmanın mutsuzluk olduğu (Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz), resim yapmanın ise onu bu melankoliden çıkardığı şeklinde yorumlamıştır (...yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: resim yapmak). Gerçekçi! :)

Behçet Necatigil tarafından "Şiirimizin Evliya Çelebisi" olarak tanımlanan bu şairi bir tanıyın derim. Yaşadığı çevreyi nasıl gözlemlediğini inceleyerek yaşadığınız çevreyi daha farklı gözle görmeye başlayabilirsiniz: "Herkese ait bütün aşklar yataklarda yaşanır / Ben dünyanın bütün yataklarına izinsiz giriyorum."
.....
Yanmış ve yakılmış şehirlerimize bir akşamüzeri askerlerimiz girdi
Kursaklarında bir parça ekmekle insanlar ayaktaydı
O gün dünyayı ve insanları tanıdım
O gün ayağımın dibindeki şehirde ağlamayı öğrendim.
--------------------------
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm

Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.

12 Eylül 2014 Cuma

Henüz Vakit Varken Gülüm - Nazım Hikmet

Şiir okumayı severim ancak özellikle okumaktan hoşlandığım şairler var: Orhan Veli veya Muzaffer Tayyip Uslu gibi. Nazım Hikmet de o şairler arasındadır. Şiir kitaplarımı (sizin de fark ettiğiniz üzere) hususiyetle Yapı Kredi Yayınlarından seçiyorum zira ortalama yüz sayfada şairlerin en çok beğenilen şiirlerinin bir derlemesi yapılıyor. Böylece sıkılmadan bir şair hakkında bilgi sahibi olarak şiirlerini okuyup, başka kitaplara yönelebiliyorsunuz. Uzun bir aradan sonra yeniden Nazım Hikmet'in şiir kitabını okumak bana iyi geldi. Yeri gelmişken söylemek isterim, sanılanın aksine, Nazım Hşkmet yalnızca şair değildir, yayınlanan şiir kitaplarının ve çeşitli dergilerdeki yayınlarının yanı sıra (fıkra yazarlığı yapmıştır), sinema ile ilgilenmiş ve "Cici Berber", "Fena Yol", "Karım Beni Aldatırsa", "Milyon Avcıları" gibi filmlerin senaryolarını yazmıştır. Ayrıca "Düğün Gecesi" (1933) ve "Güneşe Doğru" (1937) filmlerini ise hem yazıp hem yönetmiştir. Dönemin politik paranoyası sebebiyle görüşlerinden dolayı zor günler geçirmiş, pratik politikadan uzak durmak, kavgasını bir devrimci şair olarak  sürdürmek eğilimine karşın, yargılamlardan kurtulamamıştır. Hayatının son yıllarını Moskova'da geçiren Nazım Hikmet'in "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim" adlı bir romanı da bulunmaktadır.

Çok zor koşullarda geçen yaşamı kendisine ilham olmuş olmalı ki, inanılmaz üretken bir şair & yazardır. Rus fütürist sanatçılardan da etkilenerek basamaklı diye tabir ettiğimiz şiirleri de eserleri arasındadır. Genel olaral serbest konularda serbest şiirler yazmıştır. Bu şiir kitabından (belirli bir kronoloji izlendiği için) az da olsa sanatına yansıttıkları hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.

En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür.

*****************************
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor, yüreğim sersem,!" diyorsun
"Seni asarlarsa, seni kaybedersem" diyorsun
"Yaşayamam!"
Yaşarsın karıcığım,
Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
Yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
En fazla bir yıl sürer
Yirminci asırlılarda ölüm acısı

28 Ağustos 2014 Perşembe

Ruhsatsız Kelimeler - Davut Savaş Çıtraz

Fırsat bulduğum taktirde tanınan kitapların dışındaki eserleri de okumak hoşuma gider. Ruhsatsız Kelimeler genç bir şairin son yıllarda yazdığı şiir ve kısa sözlerinden oluşmuş bir şir kitabı (muhtemelen adından da anlaşılacağı üzere). Kitabın şairi kendisini "sigarayı sağlam içen, huysuz, aksi ve gri bir adam" olarak tanımlamış. Aksi düşünülemezdi zaten, o zaman şair olamazdı. Şiirleri okunduğunda pek çok şair gibi şairin melankolik ve duygusal ruh halinin portresi çizilebiliyor. Sabahattin Ali gibi hayata melankolik pencereden bakan bir şair ve dolayısıyla şiirlerin ağırlığını anlayabiliyoruz: Aşk (Zeytin kokulu kadın). Kitap dört bölümden oluşuyor: Bir Çay Koy (şair çayı seviyor sanırım), İki Sigara Yak (sigarayı sevdiğini söylemişti zaten), Ötesini Sen Bilirsin (ayrılık şiirleri) ve Yaralı Bir Cinnet (bu kısmı da biraz depresyon içeriyor). Açıkçası belirli bölümlere sürekli ayrılık/aşk acısını anlatan şiirleri okumak biraz yorucu oluyor, bu nedenle mümkün ise kitaba ara verilerek (mesela birkaç öykü okuyarak veya bikaç gün bekleyerek) devam etmekte fayda var. Bununla beraber, şairin içten yazıdığı pek çok şiirde kendi yaşamınızdan veya en azından çevrenizde gözlemlediğiniz hayatlardan bir parça bulacağınızdan eminim. Şiir okumayı seviyorsanız, bir de bunu deneyin derim!

Şairin kitabın başında yazdığı şiir yorumuna katılıyorum: "Her insan bir şiirdir aslında. Onun güzelliğini ortaya çıkaran ise okuyucusudur. Çünkü herkes şiiri kendi düşüncesiyle yoğurur ve öyle okur." Nasıl ki her kitap için beğenimiz farklı, güzellik anlaşıyı rölatif, şiirler de öyle. Ve şairin bir yaklaşımı daha beğendim: Bazı şairler yazdıkça tüketir içindekini...

Yaz/amadığım, yaz/amayacağım şiirlerim var satır satır
Sakladıklarım sayfa sayfa
Nihayetinde tükettiklerim ömür ömür.
Ben ölünce hepsinin hesabına "hükümsüzdür" diye not düşülür.
Arada bir satır aralarında yazarım bazılarını anlamazsınız!
Geçtiğim yolları bilseniz
Geldiğim yerlere inanmazsınız...

**********************
Anlaşılmak isteyince,
Anlaşılır kılınmıyor her şey sevgili.
Kafam biraz karışık
İyisi mi!
Sen bir çay dök içelim.
Limonlu, tek şekerli ve de açık.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Üstü Kalsın - Cemal Süreya

Kitaba adını veren "Üstü Kalsın" şiiri Cemal Süreya'nın ölmeden önce yazdığı son şiirlerindendir. Asıl adı Cemalettin Seber olan şairimiz, kitabın sonunda hayatının anlatıldığı bölümde bahsedildiği kadarıyla aralarında son eşi Birsen Sağnak'ın adının da bulunduğu pek çok değişik mahlasla şiirlerini yayınlamıştır (Ali Fakir, Suna Gün, Adil Fırat.. vb). Bununla beraber, anladığım kadarıyla kendisi tam bir aşk adamı! Başından pek çok romantik ilişki ve üç evlilik geçmesinin yanında yazdığı muhteşem şiirlerle de bunu belli ediyor. Gençliğinde pek çok kültür-sanat dergisinin yayınlanmasına öncülük eden ve şiirleri pek çok dergide yayınlanan Cemal Süreya'nın en dikkat çekici şiiri yeni bir akım başlattığı kabul edilen Üvercinka'dır (İkinci Yeni şiriinin öncülerindendir kendisi). Cemal Süraya, İkinci Yeni şiirinin en yetkin örneklerinden biri olarak kabul edilen Üvercinda'ka (Güvercin Kanadı) Garip akımına karşı dursa da, ondan gelen dil ve kültür değerlerini farklı bir duyarlık alanı yaratarak kullandığı söylenebilir. En azından Garipçilerin zekaya dayalı yalın anlatımlarına bazı noktalarda benzediği kanaatindeyim. #ŞiirSokakta akımıyla Cemal Süreya şiirlerinin bazı dizeleri ülkenin pek çok yerinde duvarlara yazıldığı için, şairin şiirlerine biraz aşinalığımız var:  "Ben nerede bir çift göz gördümse / Tuttum onu güzelce sana tamamladım / Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu / Bir bunun için yaptım" Bu kadarı size yeterli gelmez biliyorum, o sebeple sevilen şiirlerinin derlendiği bu kitabı bir okuyun derim!

Oldukça üretken bir yazar olan Cemal Süreya, Üvercinka ile 1958'de Yeditepe Şiir Armağanı; Göçebe ile 1966'da TDK Şiir ödülü, Sıcak Nal ve Güz Bitiği ile 1988 Behçet Necatigil Şiir ödülünü almıştır. 1991 yılından bu yana ise kendi adına şiir ödülü verilmektedir (Cemal Süreya Şiir Ödülü).

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın  şu hayat
Fena değildir..

Üstü kalsın..

**************************
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

***************************

Daha önce Cemal Süreya hakkındaki yazım:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/01/cemal-sureya-bizim-ikinci-yenicilerden.html

24 Mart 2013 Pazar

Bütün Şiirleri - Sabahattin Ali

Sabahattin Ali'yi "Kürk Mantolu Madonna" sını okuduğumdan beri çok seviyorum. Bütün kitaplarını okuma isteği var içimde. İlk olarak bu şiir kitabı dikkatimi çekti, aldım. Bir çırpıda bitti :). Bu kitap şairin "Dağlar ve Rüzgar", "Kurbağanın Serenadı" ve "Öteki Şiirler" şiir kitaplarının birleşimi. Şiirlerinin büyük kısmı yalın bir Türkçe ile ve hece ölçüsü ile yazılmış. Kitabın sonunda bazı yazıları ve şiirleri yer alıyor ki aruz ölçüsüyle ve oldukça zor anlaşılır bir Osmanlıca ile yazılmış. Bu kısmı biraz gözardı ettim maalesef. 
Şiirlerinde biraz kırılganlık var Sabahattin Ali'nin. Umutsuzluk, yalnızlık, hüzün ve doğa sevgisi var. Doğa sevgisi de çaresizliğinden ve yalnızlığından ileri geliyor gibi. Hapishanede yazdığı şiirleri de biraz isyankar. Aslında, şiirlerinden Sabahattin Ali'nin tüm gelgitleri ve karasızlıkları anlaşılıyor. İnsanlara kırgınlığını "Bir gün kadrim bilinirse / İsmim ağza alınırsa / Yerim soran bulunursa / Benim meskenim dağlardır." dizelerinden, mutsuzluğunu "İçiliversem dem gibi / Kırılıversem cam gibi / Şamdanda yanan mum gibi / Sabahı görmeden bitsem." dizelerinden ve "Ne kadar boşmuş hayat / İşte, bana birkaç hat / İhtiyarladın diyor." dizelerinden, karamsarlığını "Ekmeğim bahtımdan katı / Bahtım düşmanımdan kötü / Böyle kepaze hayatı / Sürüklemekten yoruldum." dizelerinden (adamı intihara sürükler bu şiir) anlayabiliyoruz. Kitapta onlarca örnek bulabilirsiniz. Yazdıklarım benim paylaşmak istediklerim. Kurbağanın Serenadı bölümünde bazı şiirleri ilan-ı aşk içeriyor ancak sevgiliyi övmekten çok benim sevmeye hakkım yok ben kimim ki der gibi :). Ayrılık şiirleri de var ama daha ziyade sevmekten vazgeçtiğini vurguluyor Sabahattin Ali: "Kendimi aldırdım gama / Yerleştin kaldın kafama / Unutmak istedim ama / Yar seni unutamadım." Kurbağanın Serenadı'ndan: "Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında / Bak sevgilim haddini bilmeyen bir kurbağa / Başladı yosunlarda serenat çalmaya /...../ Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık / Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık? / Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?"

Sabahattin Ali'nin şiirleri üzerine sayfalarca yazı yazılır aslında. Ben kitabını okumanızı tavsiye ederek gerisini sizin tespitlerinize bırakmak isterim. En sevdiğim şiiri "Çakır"ı da beğeninize sunarak:
"Altın saçlarını sıkıca tarar / Sonra iki örgü yana bırakır / Ayağında pembe dallı mor şalvar / Taze gelin gibi süzülür Çakır...
........
Çakır'sız olamaz hiçbir eğlence / Herkesin gönlünü kaplar çünkü sis / Bazen mal olsa da iki üç gence / Yine Çakır'ını ister her meclis...
Geniş meydanlarda yakılır çıra / Çakır nazlı nazlı dokunur defe / Süt gibi rakıyı sunar Çakır'a / Gür bıyıklı ateş gözlü bir efe...
......
Çakır yılan gibi döner kıvrılır / Sırma saçlarında fildişi tarak / Tabanca çekilir bıçak sıyrılır / O döner elini şakırdatarak...
Yalnız bazı kere taze gelinler / Bize kocamızı ver diye inler / O zaman Çakır'ın gözü doludur / O zaman gözünün önüne gelen / Cepheden şehitlik alıp yükselen / İncecik bıyıklı bir yavukludur..."

14 Mart 2013 Perşembe

Rüştü Onur - Salah Birsel

Kitabın tam adı "Rüştü Onur - Şiirleri - Mektupları - Ardından Yazılanlar". Adından da anlaşılacağı gibi, kitapta şairin şiirleri ve bazı mektupları yer almaktadır. Mektuplar Salah Birsel'e yazılmış genel olarak. Ancak, Salah Birsel cevap olarak yazdığı mektupları koymamış niyeyse :). Kitabın yeni baskılarında Rüştü Onur'un iki adet hikayesi de yer alıyor. 

Herkes gibi, ben de bu şairlere Kelebeğin Rüyası filminden sonra ilgi duydum. Uzun zamandır şiir okumadığımın farkındaydım ancak, beni bugünlerde şiir konusunda harekete geçiren etken oldu bu film. Bununla beraber, Rüştü Onur'un şiirleri beni Muzaffer Tayyip kadar etkilemedi açıkçası. Rüştü Onur biraz daha karamsar ve biraz farklı açıdan bakıyor sanki hayata, biraz daha naif. Beğendiğim şiirleri var elbette, paylaşmak isterim: "Benden zarar gelmez / Kovanındaki arıya / Yuvasındaki kuşa / Ben kendi halimde yaşarım / Şapkamın altında / Sebepsiz gülüşüm caddelerde / Memnuniyetimden " (Memnuniyet şiirinden alıntı). "Sen aziz şehrim / Uykusuz yaşadığımı bilmelisin / Bütün işçilerin / Saçak altında uyuduğu bir saatte / Ben mızıka çalarak geçiyorum sokaktan / Sen aziz şehrim / Ellerim gözlerim kadar benimsin." (Nostalji şiirinden alıntı). Rüştü Onur'un ölümünden sonra Behçet Necatigil'in yazmış olduğu bir şiiri de burada paylaşmak isterim:

"Bir şair yaşamıştı Zonguldak'ta / Adı Rüştü Onur'du / Bilseydi hatırlanacağını / Ölümünden sonra / Memnun olurdu."