Powered By Blogger
OKTAY RİFAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OKTAY RİFAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2015 Salı

Bir Aşka Vuran Güneş - Oktay Rifat

Virginia Woolf'tan sonra sade bir dille yazılmış akıcı bir şiir kitabını okumak çok iyi geldi, ne yalan söyleyeyim. Oktay Rifat'ın Türk şiirindeki ilk devrimci hareketin öncülüğünü yapan Garip akımının temsilcilerinden olması sebebiyle (farklı tarzda yazılmış şiirleri olsa da) bazı şiirleri gündelik yaşamı yansıtan şekilde serbest olarak yazılmış olduğu için rahat okunan bir kitaptı. Geleneksel şiirin katı kurallarına karşı çıkan Oktay Rifat'ın şiirlerinde sıradana nesneler ve doğa görünümleri ve bunlar karşısında hissettikleri anlatılmıştır. En azından "Bir Aşka Vuran Güneş" kitabnda derlenen şiirlerinin şu şekilde bir özeti olabilir: Mavi, yeşil, dağ, taş, deniz, ova, koyun, kuzu, karga, tilki... Eğitimli bir aileden gelen ve çocukluğundan bu yana musiki & şiirle bir şekilde alakadar olan Oktay Rifat aslında çok yönlüdür. "Bir Kadının Penceresinden" romanının ve sahnelenen pek çok oyunun yazarı olmasının yanında, Yunan ve Latin mitolojik kitaplarının çevisini yapmış bir avukattır (resim yaptığı da söylenenler arasında). Bununla beraber, Oktay Rifat, pek çok kitabın çevirisini yaparak Türk okuyucuya kazandıran Samih Rifat'ın da babasıdır. Ayrıca teyzesi de başarılı bir ressam (Celile Hanım) ve teyzesinin oğlu da tanınan bir şairdir (Nazım Hikmet). Ahmet Hamdi Tanpınar'dan ders alan Oktay Rifat'ın okul arkadaşları da tanınan şair & yazarlardır.

Daha önce belirttiğim gibi, ilk şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan şair, Melih Cevdet ve Orhan Veli ile başlattığı Garip akımından sonra serbest ölçü ile şiirler yazmıştır. Ancak konu olarak sık sık değişiklik gösteren şiirleri mevcuttur, dönemin olaylarından etkilenmiştir (politik konulara da değinmiştir). Bu durumu Cemal Süreya, her ne kadar şiirsel konjonktürü değişse de, Oktay Rifat'ın kimlik değiştirmediği, başta yadırgansa da, dönemleri birbirine bağladığı şeklinde açıklamıştır.

Ne güzel enseyi geçmemesi saçların
Alnımızda bitmesi
Tane tane olması kirpiklerin
Tel tel olması kaşların
Ne güzel insan yüzü
Elmacık kemiği ve on parmak
Ya dünyamız bütün bu mevsimler
Bulutlar telli kavak

Ya İstanbul
---------------------------
Uçaklar gelecekmiş
Korkum yok benim
Kağıt gemilerim
Kurşun askerlerim hazır
Hem bunlar bozulursa
Babam yenilerini alır
----------------------------
.....
Güneş batabilirdi
Ey gözleri sudan sarı
Ay doğabilirdi
Ey gözleri geceden karanlık

Ama bir kaya gibi koruyordu seni
Şiirin aşınmaz zamanı

11 Temmuz 2014 Cuma

Sakın Şaşırma - Orhan Veli

İlk okuduğum andan bu yana Orhan Veli'nin içtenliğine hayranım diyebilirim. Genç yaşında geleneklerin dışına çıkarak yepyeni bir akımı denemesi hatta tanıtıp sevdirmesi başlı başına ilgi uyandıracak bir harekettir. 1941 yılında Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabıyla yenileşme hareketini başlattıklarında (Bu nednele Birinci Yenicilerin bu hareketine Garip Akımı da denilmiştir) edebiyatçıları "alışılmış şeylerden şüphe etmeye davet ettikleri için güçlü bir muhalefet ile de karşılaşmışlardır. Bütün toplumcu şairler ve gelenekçi edebiyatçılar kendilerini sert bir şekilde eleştirmiştir. Hatta Yusuf Ziya Ortaç bir yazısında "Ey Türk gençliği! Sizi bu hayasızlığın suratına tükürmeye davet ediyorum" diyerek kendilerinden sanki bir vatan haini gibi söz etmiştir. Buna rağmen, toplumda büyük ilgi uyandıran Orhan Veli'nin öncülük ettiği bu akım özellikle yenilikleri destekleyen Nurullah Ataç'ın da desteğiyle Türk şiirinde kendine önemli bir yer edinmiştir. Orhan Veli'nin meşhur "Süleyman Efendi" şiiri, söylendiği kadarıyla, sokakta, kahvehanelerde, sosyal diğer mekanlarda insanların dilden dile aktardığı bir şiir olmuştur (Y.Z. Ortaç'ın ve bazı şairlerin neden bu kadar karşı çıktıklarına şaşırmamak gerekiyor belki de). Garip Akımının ve Orhan Velinin başlıca özelliği süsten arınmış bir yalınlık, içtenlik, duygulara olduğu kadar düşünce ve akla da seslenmek olan şiirlerde belagattan kaçınarak anlama yönelmektir. Süleyman Efendi'nin anlatıldığı şiiri okuyanlar ne demek istenildiğini daha iyi kavrayacaklardır.

Orhan Veli'nin bütün şiirlerini Almanya'da Münih'ten Salzburg'a giden trende okumuştum. O sebeple tekrar okumak hem güzel anılarımı canlandırdı, hem de daha önce fark etmediğim noktaları fark etmemi sağladı: Yaşama sevinci. İçten ve yalın anlatımına hayran olduğum yazarın ne kadar yaşama sevinciyle dolu, güzel havaları ve denizi bu kadar seven biri olduğunu fark etmek kendisiyle aramda özel bir bağ kurdu :)

Dağ başındasın / Derdin günün hasretlik / Akşam olmuş / Güneş batmış / İçmeyip de ne halt edeceksin?

Bekliyorum / Öyle bir havada gel ki / Vazgeçmek mümkün olmasın.

Çayın rengi ne kadar güzel /Sabah sabah / Açık havada! / Hava ne kadar güzel / Oğlan çocuk ne kadar güzel / Çay ne kadar güzel!

Beni bu güzel havalar mahvetti
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden
Tütüne böyle havada alıştım
Böyle havada aşık oldum
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
-----------------------------------
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam.