Powered By Blogger
İŞBANKASI YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İŞBANKASI YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2018 Pazartesi

İnsan Neyle Yaşar? - L.N. Tolstoy

İnsan Neyle Yaşar?, hayatının bir döneminde kendisini inançlarına bağlayan Tolstoy'un bu döneminde (1872-1886) yazdığı hikayelerinin bir kısmının derlenmesinden oluşan bir kitaptır (İşbankası yayınları Rusça aslından tercümedir). Eser toplamda yalnızca altı hikayeden ibarettir ve tüm hikayelerin ana temalarını da ortak bir konu olarak "insan" oluşturmaktadır. Yazar bir dönem inançlarının etkisinde kaldığı için kitaptaki bazı hikayelerinde İncil'den de yaptığı alıntılarda insanları eğitmeyi ve iyi bir insan olmak yönündeki  ahlak anlayışını yaygınlaştırmayı hedeflemiştir. Hikayelerde didaktik konuların yanı sıra gözleme dayalı olarak Rus köylülerinin, ihtiyaç içindeki fakir halkın ve göçebe topluklukların yaşam tarzı hakkında da bilgiler bulundurmaktadır. "İnsana Çok Toprak Gerekir mi?" hikayesinde Başkurtlar ve onların yaşam alanları hakkında verilen kısa bilgiler, "Mum" hikayesinde Rus köylüsünün derebeylik (kahyalık da denilebilir) sorunu, "İlyas"  ve "İnsan Neyle Yaşar?" hikayelerinde inanç ve teslimiyet gibi konular işlenmiştir. Yazar yeri geldiğinde Tanrı'nın meleklerini ve şaytanlarını da insanlar arasında yaşıyormuşçasına hikayelerine konu ederek daha soyut mesajlar vermeyi de ihmal etmemiştir. Bu yönüyle Gogol'un Palto hikayesi ile bazı benzerlikleri de bulunmaktadır. Belki de Rus edebiyatçıların realizm akımındaki çizgileri bu benzerliği de ortaya çıkarmış olabilir.

Tolstoy'un her zaman tuhaf bir hayat algısı olmuş, zengin doğmasına rağmen tüm malvarlığını fakir Rus köylüleri ile paylaşarak yaşlılık döneminde onlar gibi yaşamaya başlamış. Ancak Tolstoy hayatının her döneminde mutlaka yazılarına devam etmiş, yalnızca kitaplarında işlediği temalar değişmiş. Bu eserindeki altı hikayenin hepsi de hayatın anlamını anlamaya çalışan inançlı bir adamın arayışları üzerine kurgulanmış. Tolstoy arayışını konu ettiği hikayelere yer yer doğa üstü kavramları da yerleştirmiş, bu durumda eserleri didaktik olmasına rağmen çok akıcı hale getirmiş. Hikaye okuyan biriyseniz bu kitabı seveceksiniz, sevmiyorsanız da, Tolstoy çok üretken bir yazar olduğundan, mutlaka seveceğiniz bir eserini bulacaksınız. İyi okumalar!

Önceleri Tanrı'nın insana sırf yaşasınlar diye can verdiğini sanıyordum; artık diğer nedenleri de biliyorum. Anladım ki Tanrı insanların ayrı yaşamasını istemiyor; bu yüzden tek tek neye ihtiyaçları olduğunu açık etmiyor. Beraber yaşamalarını istediğinden hepsine kendileri ve diğerlerinin neye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. İnsanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş."

27 Aralık 2016 Salı

Macbeth - William Shakespeare

Shakespeare’in eserlerini mümkün mertebe okumaya çalışacağım zira Macbeth’den sonra bende henüz okumadığım diğer eserlerinde de büyük cevherlerin saklı olduğu izlenimi uyandı. Shakespeare de olsa art arda okumak istemiyorum bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlamasın diye. Tabi, ara sıra okumak şeklinde okuma zevkinize tat katabilirsiniz. William Shakespeare’in dünyanın en iz bırakan ve başarılı yazarları arasında olduğu su götürmez bir gerçek, ayrıca çok da üretken olması nedeniyle pek çok eserin de sahibi. Macbeth bu eserlerin arasında Romeo ve Juliet’ten sonra en tanınanlarından biridir. Shakespeare’in en kısa trajedisinde olaylar üç cadının İskoç soylusu gözü pek savaşçı Macbeth’e ve arkadaşı  Banquo'ya krallıkla ilgili kehanetini bildirmeleriyle başlar. İskoç kralı Duncan’a bağlılığı ile bilinen Macbeth bu kehanete aldırış etmez ancak günler geçtikçe kral olma tutkusu yavaş yavaş kendisini sarar. Karısına da bu tutkusundan bahsetmesinin ardından hırslı bir kadın olan Lady Macbeth'in de desteklemesiyle iyice gözünü karartır. Kral olmak uğruna hiç yapabileceğini tahmin etmediği şeyleri yapan ve derin pişmanlıklar yaşayan Macbeth, uğruna bu kadar fedakarlık yaparak kazandıklarını da kaybetmemek için zorbalık yolunda hızla ilerlemektedir. İskoçya'nın geleceği ile ilgili Banquo'nun da bildikleri kendisini rahatsız etmektedir. Cadıların kehanetlerine gereğinden fazla önem veren Macbeth, cadıların insanların kaderleri ile oynamaktan zevk aldığını biraz geç fark eder.

Macbeth hem kısa olması hem de konusunun akıcılığı nedeniyle olsa gerek, tiyatroya ve sinemaya uyarlanmış bir eserdir. Konusundan esinlenilerek çekilen filmlerin yanı sıra, 1971 yılında Roman Polanski tarafından ve 2015 yılında Justin Kurzel tarafından doğrudan aynı adla sinemaya uyarlanmış filmleri de mevcuttur. Ben henüz bu filmleri izlemedim ancak 2015 yapımı olan filmi yakın bir zamanda fırsat bulursam izlemeyi düşünüyorum. Shakespeare seviyorsanız ve daha önce okumadıysanız bu kitaba mutlaka okuyun. Benim tavsiyem İşbankası yayınları zira çevirisi Sabahattin Eyyüboğlu tarafından yapılmış. İyi okumalar!

"İş kral olmakta değil, kral olup sağ kalmakta / Banquo'dan korkumuz kökleri derin
Yaradılıştan kralca bir yanı var / Asıl korkulacak yanı da o
Her şeyi göze alabilir; yürekli adam / Üstelik aklını da kullanır yiğitliğinde,
Çürük tahtaya basmadan yapar yapacağı / Bir tek onun varlığı korkutuyo gözümü.
Yanında kafam siniveriyor sanki / Antonios da Caesar'ın yanında öyle olurmuş."

2 Mayıs 2014 Cuma

Ölmeye Yatmak - Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu'nun İncegül Bayram'ı anlattığı Fikrimin İnce Gülü kitabından sonra aldığım tavsiye üzerinde Ölmeye Yatmak'ı okudum. Açıkçası ilginç bir konusu olsa da, ben sanırım diğer kitabını daha çok sevmiştim. Ancak bu kitaptan sonra daha iyi anladım ki Adalet Ağaoğlu insanı çok iyi gözlemliyor ve iç hesaplaşmaları tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor -sanki kendi yaşamış gibi-. Atatürk'ün öldüğü yıl ilkokulu bitiren Ankara'nın henüz gelişmemiş bir ilçesinin çocukları üzerinden 1960ların sonuna kadar Türkiye'nin (en azından halkın) objektif bir belgeselini anlatıyor kitap. Romanın kahramanı bir sabah (7.22'de) bir otel odasında ölmeye yatan olgun yaşta (40 olduğunu tahmin ediyorum) bir doçent hanım ve hikaye onun ölümü beklerken bir film şeridi gibi gözünün önünden geçen hayatı ve iç hesaplaşmaları ile başlıyor: "Bir yanda Aysel'in saat 7:22'den 8:49'a ölmeye yattığı otel odasında kadın, öğretim üyesi ve aydın kimlikleri ekseninde kendisiyle hesaplaşması; öte yandaysa Ankara dekorunda, 1938'den 1968'e "işbaşındaki" Atatürk sonrası Cumhuriyet kuşaklarının "düşlenen-olan" sarkacındaki bireysel ve tolumsal tarihleri..." İşte tam da burada bahsedildiği gibi, modernleşmenin henüz çok başındaki genç Türkiye'nin iki arada bir derede kalmış çocuklarının toplumsal baskı altındaki modernleşme çabaları daha iyi bir kelime ile anlatılamazdı: Sarkaç. Bir ileri "Atatürk gençliği", "Kadın erkek eşitliği", "Polka ve ronda yapan çocuklar" bir geri, "kızlar kısmı okumaz", "kızlar erkeklerle parkta yan yana yürümez", "faşist gençler", "komünist mi olacaksın başımıza?". Aysel'in kendisi ve ilkokulu beraber bitirdiği arkadaşları üzerinden (zavallı babasız köylü Ali, Kaymakamın oğlu Aydın, Savcının kızı Sevil, esnafın oğlu Ertürk, okutulmayan Semiha vb.) Türkiye'nin bir dönemini gözlemleyebileceğimiz bu eserden aydın olmanın  sarkacında kadınlığını ve kendisini yeniden tanıdığına da şahit oluyoruz. "Ölmeye Yatmak'ta cinsellik, Cumhuriyetle birlikte ilkokullardaki müsamerelerin bir parçası olmaya başlayan kızlı erkekli gösterilerden, genç yaşta yapılan evliliklere, monoton birlikteliklerden evli insanların kurduğu gizli ilişkilere pek çok farklı düzlemde tolumsal baskılar karşısındaki konumu ile ele alınıyor."
 
"Ey Aysel! Şimdi sen nerelerdesin? Yine öyle papatya gibi beyaz ve ince misin? Alaturkalık etmeyip benimle arkadaşlık kursaydın kötü mü olurdu? Bu gece seni Gençlik Parkı'na götürürdüm". Sen Mekteb-i Sultani görmüş Fransızca bilen insansın Aydın, sen ağlama, Türk gençliği ağlasın senin yerine: "Beğendiğim bir kızla bir akşamüstü güneş batarken deniz kıyılarında çamlar altında yürüyemedikten sonra ne anladım ben okumuşluğumdan?" Cevap verme Aydın! Memleketin en okumuşundan en cahiline kadar okuyan kızlara "kadın" gözüyle bakmayı bırakamadığınız doğru mu? Bu çarpık ilişkiler arasında evli bir kadının kocasını aldatması yanlış mı? En güzel cevabı Aysel verir belki de: "Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek" Bu kadar da basit aslında!
 
Benim yazacaklarım kitabın hak ettiğinden çok az olacak, özelliklle pek çok yazar tarafından onlarca kez eleştirisi yapılmış ve sosyoloji derslerinin en önemli akademik eseri iken. Bu nedenle en iyisi bu kitabı okuyup kendi fikrimizi edindikten sonra hakkında yazılan eleştirileri okumak olacak. (Ölmeye Yatmak romanında Aysel'in yabancılaşmasına ilişkin hazırlanan bir inceleme: http://www.jasstudies.com/Makaleler/989615944_H%C3%BCseyin%20Ayaz_33-40.pdf).
  
Nasıl yazdı Adalet Ağaoğlu bu eseri? Üzerinde yıllarca düşünmüş ve on iki yaşından kırk yaşına kadar bu hikayeyi kalbinde yaşayarak saklamış olmalı. Ankara bu kadar küçük yer miydi gerçekten? Objektif gözlemle anlatılan bu kitabın bile yalnızca Ankara dekorunda kalması dolayısıyla tüm Türkiye'yi yansıtamadığını düşünsem de, bu dönemlere ilişkin hiçbir şey bilmediğimi anladım. Okurken sık sık iki kitap aklıma geldi: Adı:Aylin ve Tutuklama. Yalnızca iki kitap mı? Bu dönemlere ilişkin bilgim bu kadar zayıfmış işte: Yalnızca "modalarda yalılarda yaşayan" İstanbul zenginleri (Adı:Aylin) ve "vatan haini komünist Sovyet Ajanı" bir aydının tutuklanması (Tutuklama)? Siz gelin bu kitabı okuyun, şiddetle tavsiyemdir! Akabinde Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabına heyecanla başlayabilirsiniz.
 
Fikrimin İnce Gülü hakkındaki yorumum için:
 
Aclan Sayılgan'ın Tutuklama'sı: