Powered By Blogger
FİKRİMİN İNCE GÜLÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FİKRİMİN İNCE GÜLÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2017 Çarşamba

Buzdan Kılıçlar - Latife Tekin

Uzun zamandır bu kitap bendeydi, hatta bir ara bir kısmını okumuştum, neyse sonunda tamamlayabildim. Latife Tekin'in nasıl bir dil kullandığını bilenler tahmin edecektir, okunması zor bir kitap. Ben ağır bir dil kullanılmasına karşı değilim ancak daha önce de bahsetmiş olmalıyım, tdk.gov.tr'de yer almayan ne olduğunu anlamadığım kelimelerin kullanılması beni çok rahatsız ediyor. Latife Tekin de "pılık pırtık adamlar" şeklinde ne olduğunu net anlayamadığım bir kelime öbeğini o kadar sık kullanmış ki benim kitabı okurken dikkatim dağıldı. Yorumu size bırakarak kitabın konusunu biraz anlatmak istiyorum. Buz gibi sefaletin hissedildiği kitapta yazar bir gecekondu mahallesinde yaşayan ve arabasıyla romantik bir bağ kuran bir adamı ve onun iki kardeşini anlatıyor. Halilhan Sunteriler olarak tanıdığımız adam kardeşleri ve arkadaşı Gogi'nin de yardımıyla işlerini yoluna koymaya çalışrıken bir taraftan da sallantıda olan aile ilişkisiyle başa çıkmaya çalışmaktadır. Halilhan'ın canı gibi sevdiği arabası Volvo her türlü ilişkisini belirleyen bir kilit taşı gibidir. Çünkü Halilhan'ın yaşadığı yerde insanlar eşyalara anlayamadığımız anlamlar yükleyebilmekte, deyimi yerindeyse hayatta kalabilmek için size yabancı gelen kararlar alabilmektedirler. Yazarın deyimiyle pılık pırtık adamların yoksul dünyalarının sınırlarını gösteren haritaları anlayabilmek için bu naif ve hüzünlü hikayeye girmek gerekmektedir.

Yazarın "Sevgili Arsız Ölüm" kitabını okumadım ancak okuyanlar bu eserin yazarın başyapıtı olduğundan söz etmekteler. Ben de bir gün yeterince güçlü hissedersem Latife Tekin okumaya bu kitap ile devam edebilirim. Bu arada, daha önce "Fikrimin İnce Gülü" hakkındaki yazımda "Buzdan Kılıçlar"ın üniversitedeyken Türkçe dersinde "Araba Sevdası" ile beraber üçleme halinde okutulduğundan bahsetmiştim. Her üç kitabında tuhaf bir bağı var gerçekten, yeri gelmişken bahsetmek istedim, okumak istersiniz belki. İyi okumalar!

"'Leri şarupdiende tisika cemi' deriz bizler eşyalarımıza. Yani 'Yoksullar ülkesinin sınırlarını gösteren harita'. Karnımızı doyurmak için çırpındığımız her ânı eşyalarımızda dondurup saklamamız boşuna değildir. Soluk alıp verdiğimizi, geçmişte de var olduğumuzu kendimize kanıtlama ihtiyacı içindeyiz. Bedenlerimizi ve ruhlarımızı dünyanızın saldırılarından korumak için kurduğumuz şaşırtıcı, mucizevi savunma sistemimizin kıymetli bir parçasıdır dekorlarımız. Bu kadar sır verdiğim yeter!"

Fikrimin İnce Gülü kitabı hakkında:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2013/12/fikrimin-ince-gulu-adalet-agaoglu.html

2 Mayıs 2014 Cuma

Ölmeye Yatmak - Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu'nun İncegül Bayram'ı anlattığı Fikrimin İnce Gülü kitabından sonra aldığım tavsiye üzerinde Ölmeye Yatmak'ı okudum. Açıkçası ilginç bir konusu olsa da, ben sanırım diğer kitabını daha çok sevmiştim. Ancak bu kitaptan sonra daha iyi anladım ki Adalet Ağaoğlu insanı çok iyi gözlemliyor ve iç hesaplaşmaları tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor -sanki kendi yaşamış gibi-. Atatürk'ün öldüğü yıl ilkokulu bitiren Ankara'nın henüz gelişmemiş bir ilçesinin çocukları üzerinden 1960ların sonuna kadar Türkiye'nin (en azından halkın) objektif bir belgeselini anlatıyor kitap. Romanın kahramanı bir sabah (7.22'de) bir otel odasında ölmeye yatan olgun yaşta (40 olduğunu tahmin ediyorum) bir doçent hanım ve hikaye onun ölümü beklerken bir film şeridi gibi gözünün önünden geçen hayatı ve iç hesaplaşmaları ile başlıyor: "Bir yanda Aysel'in saat 7:22'den 8:49'a ölmeye yattığı otel odasında kadın, öğretim üyesi ve aydın kimlikleri ekseninde kendisiyle hesaplaşması; öte yandaysa Ankara dekorunda, 1938'den 1968'e "işbaşındaki" Atatürk sonrası Cumhuriyet kuşaklarının "düşlenen-olan" sarkacındaki bireysel ve tolumsal tarihleri..." İşte tam da burada bahsedildiği gibi, modernleşmenin henüz çok başındaki genç Türkiye'nin iki arada bir derede kalmış çocuklarının toplumsal baskı altındaki modernleşme çabaları daha iyi bir kelime ile anlatılamazdı: Sarkaç. Bir ileri "Atatürk gençliği", "Kadın erkek eşitliği", "Polka ve ronda yapan çocuklar" bir geri, "kızlar kısmı okumaz", "kızlar erkeklerle parkta yan yana yürümez", "faşist gençler", "komünist mi olacaksın başımıza?". Aysel'in kendisi ve ilkokulu beraber bitirdiği arkadaşları üzerinden (zavallı babasız köylü Ali, Kaymakamın oğlu Aydın, Savcının kızı Sevil, esnafın oğlu Ertürk, okutulmayan Semiha vb.) Türkiye'nin bir dönemini gözlemleyebileceğimiz bu eserden aydın olmanın  sarkacında kadınlığını ve kendisini yeniden tanıdığına da şahit oluyoruz. "Ölmeye Yatmak'ta cinsellik, Cumhuriyetle birlikte ilkokullardaki müsamerelerin bir parçası olmaya başlayan kızlı erkekli gösterilerden, genç yaşta yapılan evliliklere, monoton birlikteliklerden evli insanların kurduğu gizli ilişkilere pek çok farklı düzlemde tolumsal baskılar karşısındaki konumu ile ele alınıyor."
 
"Ey Aysel! Şimdi sen nerelerdesin? Yine öyle papatya gibi beyaz ve ince misin? Alaturkalık etmeyip benimle arkadaşlık kursaydın kötü mü olurdu? Bu gece seni Gençlik Parkı'na götürürdüm". Sen Mekteb-i Sultani görmüş Fransızca bilen insansın Aydın, sen ağlama, Türk gençliği ağlasın senin yerine: "Beğendiğim bir kızla bir akşamüstü güneş batarken deniz kıyılarında çamlar altında yürüyemedikten sonra ne anladım ben okumuşluğumdan?" Cevap verme Aydın! Memleketin en okumuşundan en cahiline kadar okuyan kızlara "kadın" gözüyle bakmayı bırakamadığınız doğru mu? Bu çarpık ilişkiler arasında evli bir kadının kocasını aldatması yanlış mı? En güzel cevabı Aysel verir belki de: "Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek" Bu kadar da basit aslında!
 
Benim yazacaklarım kitabın hak ettiğinden çok az olacak, özelliklle pek çok yazar tarafından onlarca kez eleştirisi yapılmış ve sosyoloji derslerinin en önemli akademik eseri iken. Bu nedenle en iyisi bu kitabı okuyup kendi fikrimizi edindikten sonra hakkında yazılan eleştirileri okumak olacak. (Ölmeye Yatmak romanında Aysel'in yabancılaşmasına ilişkin hazırlanan bir inceleme: http://www.jasstudies.com/Makaleler/989615944_H%C3%BCseyin%20Ayaz_33-40.pdf).
  
Nasıl yazdı Adalet Ağaoğlu bu eseri? Üzerinde yıllarca düşünmüş ve on iki yaşından kırk yaşına kadar bu hikayeyi kalbinde yaşayarak saklamış olmalı. Ankara bu kadar küçük yer miydi gerçekten? Objektif gözlemle anlatılan bu kitabın bile yalnızca Ankara dekorunda kalması dolayısıyla tüm Türkiye'yi yansıtamadığını düşünsem de, bu dönemlere ilişkin hiçbir şey bilmediğimi anladım. Okurken sık sık iki kitap aklıma geldi: Adı:Aylin ve Tutuklama. Yalnızca iki kitap mı? Bu dönemlere ilişkin bilgim bu kadar zayıfmış işte: Yalnızca "modalarda yalılarda yaşayan" İstanbul zenginleri (Adı:Aylin) ve "vatan haini komünist Sovyet Ajanı" bir aydının tutuklanması (Tutuklama)? Siz gelin bu kitabı okuyun, şiddetle tavsiyemdir! Akabinde Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabına heyecanla başlayabilirsiniz.
 
Fikrimin İnce Gülü hakkındaki yorumum için:
 
Aclan Sayılgan'ın Tutuklama'sı:

25 Aralık 2013 Çarşamba

Fikrimin İnce Gülü - Adalet Ağaoğlu

Üniversite (neredeyse tek Türkçe dersimiz olan) Türkçe derslerinde konusu birbiriyle alakalı üç kitap seçilirdi ve o kitaplardan birisi sunum, birisi yazı ödevi ve diğeri de final sınavında sorulmak üzere belirlenirdi. Benim okuduğum serinin kitapları bana pek alakalı gelmese de, oda arkadaşım "Fikrimin İnce Gülü", "Buzdan Kılıçlar" ve "Araba Sevdası"nı okumuştu. O dönem aklıma takıldı bu kitap. Şimdi Kış Okuma Şenliği kapsamında Türk Edebiyatında klasik kabul edilen bir kitap kategorisine tercihim bu oldu. Klasik kabul edilen ve çok akıcı bir Türkçeyle yazılmış (Yaşar Kemal'i tenzih ederim) nadir kitaplardan birisi budur herhalde. Hepinizin bildiği gibi, bu kitapta İncegül Bayram'ın Almanya'dan aldığı bal renkli mercedesiyle (Balkız) sınır kapısından geçip köyüne giderken hissettikleri anımsamalar şeklinde (flashbacks) anlatılmaktadır. Sarı Mercedes filmi (1987 - İlyas Salman) bu kitaptan ilham alınarak çekilmiştir. Filmi yıllar önce izlediğim için detaylarını anımsayamasam da, filmin kitapta anlatılanlardan biraz daha farklı bir senaryo izlediğini duymuştum. Kitaptaki karakter, Bayram, neredeyse kimsesiz, sefil bir çocukluk geçirmiştir ve artık itibar görmek istemektedir. Ancak kendisini sosyal olarak tam geliştirememiş materyalist beyni  Bayram'ı bu itibarı Almanya'da kazandığı biraz para ve sarı mercedesiyle elde edebileceğine inandırır. Hatta bu uğurda sevdiceğini yüzüstü bırakır, arkadaşına ihanet eder (İbrahim'e çürük raporu alıp kendisi onun yerine gidebilir mi, olur mu, yok olmaz kanı bozuk değildir İncegül Bayram'ın, ama....). Büyük bir aşkla bağlı olduğu mercedesiyle memleketine dönerken yol boyu köyünde bey gibi karşılanacağını, amcasının onunla gurur duyacağını, sevdiği kızın onu merakla beklediğini düşünmektedir Bayram ancak hem yolda başına gelenler hem de köye varınca yaşadıkları güzel bir hayat dersi olur ona.

Kitap 1976 yılında yazılmış ve Adalet Ağaoğlu'nun ikinci romanı. Aslında ben en çok ilk romanı olan "Ölmeye Yatmak" kitabını merak ediyorum (aldım da kitabı) ancak üçleme olduğu için bu aralar başlamak niyetinde değilim :). Bu arada, kitabın arkasında benim anlatmak isteyip anlatamadığım bir açıklama var: Fikrimin İnce Gülü, Adalet Ağaoğlu'nun hem almanya ve öteki olmak gerçeğine, hem de sistemin insanı neye çevirebildiği üzerine öncü ve farklı bakışıyla öne çıkan ikinci romanı. Almanya'da çalışan Bayram'ın sarı Mercedesiyle Kapıkule'den köyüne giderken yaşadıklarıyla, bellekteki bir yolculuğa da dönüşen roman; pek çok yabancılaşma ve içe "yolculuk" yaratısından önce kaleme alınmış, otuz yıldır tazeliğini yitirmeyen yazınsal bir uyarı...

"Fikrimin ince gülü / Kalbimin şen bülbülü / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni /

Ellerin ellerimde / Gözlerin gözlerimde / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni /

Ateşli dudakların / Gamzeli yanakların / O gün ki gördüm seni / Yaktın ah yaktın beni. "