Powered By Blogger
AYSEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AYSEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2015 Perşembe

Selvi Boylum Al Yazmalım - Cengiz Aytmatov

Türk sinemasının en sevilen filmlerinden "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmini izlemeyen ya da en azından konusunu bilmeyen yoktur diye tahmin ediyorum. Ancak şimdiye kadar bu eserin asıl sahibi hakkında bilgi sahibi bir insanla karşılaşmadım. Yeri gelmişken belirteyim, Atıf Yılmaz'ın 1978 yılında yönetmenliğini yaptığı film, Cengiz Aytmatov'un 1970 yılında yazmış olduğu "Kırmızı Eşarp" (İngilizce: Red Scarf)  isimli hikayeden esinlenilmiştir. Filmde anlatılan hikaye birkaç küçük farklılık dışında kitap ile neredeyse aynı ilerlemektedir ve duyguların verilişi ve hikayenin insanın gönlüne dokunması bile aynıdır (Ayrıca kitabın yazılış biçiminden yaşananların gerçek olduğu izlenimi de çıkmaktadır). Bu nedenle ilk defa bir eserin hem kitabını hem de filmini eşit ölçüde sevdim diyebilirim (daha önce de Reader için filmi kitaptan daha çok sevdiğimi belirtmiştim). Filmi izleyenlerin bildiği üzere, kahramanımız İlyas kamyon şoförlüğü yapan, fevri ve sabırsız ancak cesur yürekli bir gençtir. Mesleğini icra ettiği sırada köylerden birinde kırmızı eşarplı güzel bir genç kadın ile karşılaşır (Filmde Asya, kitapta ise Aysel). Birkaç görüşmenin ardından birbirlerinden etkilenen gençler, kızın ailesinin muhalefet etme ihtimaline karşı kaçarak evlenirler. Uzunca bir süre mutlu devam eden evlilikleri, İlyas'ın işyerindeki hırslı ve fevri davranışları sonucu yaşadığı sorunları evine yansıtması sebebiyle gölgelenir. Evliliğine karşı acımasız davranan İlyas'ın önceden tahmin edemediği bir durum vardır: Aysel sandığından çok daha onurlu bir kadındır ve onurunu kıran birinin yanında kalmaya da hiç niyetli değildir. Kitabın konusu hakkında bu kadar bilgi vermek istemezdim ancak filmde neler yaşandığını bilmeyen de kalmamıştır diye düşünüyorum.

Bu kitabında olduğu gibi sıradan insanların aşklarını, hayatlarını bu kadar yalın bir anlatımla okuyucuya aktaran Cengiz Aytmatov'u fırsat bulduğum her vakit okuduğumu belirtmek isterim. Eğer şimdiye kadar okumadıysanız, belki de tanıdık bir hikaye olan Selvi Boylum Al Yazmalım ile başlayabilirsiniz.

"İyi günler hey Isık-Göl, sonu getirilmemiş şarkım benim. Seni mavi suların ve sarı kıyılarınla alır götürürdüm benimle. Ama elde değil, sevdiğim insanın aşkını götüremediğim gibi seni yerinden asla kıpırdatamam. İyi günler Aysel! İyi günler benim al yazmalı selvi boylum! İyi günler sevgilim. Sana mutluluklar..."

2 Mayıs 2014 Cuma

Ölmeye Yatmak - Adalet Ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu'nun İncegül Bayram'ı anlattığı Fikrimin İnce Gülü kitabından sonra aldığım tavsiye üzerinde Ölmeye Yatmak'ı okudum. Açıkçası ilginç bir konusu olsa da, ben sanırım diğer kitabını daha çok sevmiştim. Ancak bu kitaptan sonra daha iyi anladım ki Adalet Ağaoğlu insanı çok iyi gözlemliyor ve iç hesaplaşmaları tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor -sanki kendi yaşamış gibi-. Atatürk'ün öldüğü yıl ilkokulu bitiren Ankara'nın henüz gelişmemiş bir ilçesinin çocukları üzerinden 1960ların sonuna kadar Türkiye'nin (en azından halkın) objektif bir belgeselini anlatıyor kitap. Romanın kahramanı bir sabah (7.22'de) bir otel odasında ölmeye yatan olgun yaşta (40 olduğunu tahmin ediyorum) bir doçent hanım ve hikaye onun ölümü beklerken bir film şeridi gibi gözünün önünden geçen hayatı ve iç hesaplaşmaları ile başlıyor: "Bir yanda Aysel'in saat 7:22'den 8:49'a ölmeye yattığı otel odasında kadın, öğretim üyesi ve aydın kimlikleri ekseninde kendisiyle hesaplaşması; öte yandaysa Ankara dekorunda, 1938'den 1968'e "işbaşındaki" Atatürk sonrası Cumhuriyet kuşaklarının "düşlenen-olan" sarkacındaki bireysel ve tolumsal tarihleri..." İşte tam da burada bahsedildiği gibi, modernleşmenin henüz çok başındaki genç Türkiye'nin iki arada bir derede kalmış çocuklarının toplumsal baskı altındaki modernleşme çabaları daha iyi bir kelime ile anlatılamazdı: Sarkaç. Bir ileri "Atatürk gençliği", "Kadın erkek eşitliği", "Polka ve ronda yapan çocuklar" bir geri, "kızlar kısmı okumaz", "kızlar erkeklerle parkta yan yana yürümez", "faşist gençler", "komünist mi olacaksın başımıza?". Aysel'in kendisi ve ilkokulu beraber bitirdiği arkadaşları üzerinden (zavallı babasız köylü Ali, Kaymakamın oğlu Aydın, Savcının kızı Sevil, esnafın oğlu Ertürk, okutulmayan Semiha vb.) Türkiye'nin bir dönemini gözlemleyebileceğimiz bu eserden aydın olmanın  sarkacında kadınlığını ve kendisini yeniden tanıdığına da şahit oluyoruz. "Ölmeye Yatmak'ta cinsellik, Cumhuriyetle birlikte ilkokullardaki müsamerelerin bir parçası olmaya başlayan kızlı erkekli gösterilerden, genç yaşta yapılan evliliklere, monoton birlikteliklerden evli insanların kurduğu gizli ilişkilere pek çok farklı düzlemde tolumsal baskılar karşısındaki konumu ile ele alınıyor."
 
"Ey Aysel! Şimdi sen nerelerdesin? Yine öyle papatya gibi beyaz ve ince misin? Alaturkalık etmeyip benimle arkadaşlık kursaydın kötü mü olurdu? Bu gece seni Gençlik Parkı'na götürürdüm". Sen Mekteb-i Sultani görmüş Fransızca bilen insansın Aydın, sen ağlama, Türk gençliği ağlasın senin yerine: "Beğendiğim bir kızla bir akşamüstü güneş batarken deniz kıyılarında çamlar altında yürüyemedikten sonra ne anladım ben okumuşluğumdan?" Cevap verme Aydın! Memleketin en okumuşundan en cahiline kadar okuyan kızlara "kadın" gözüyle bakmayı bırakamadığınız doğru mu? Bu çarpık ilişkiler arasında evli bir kadının kocasını aldatması yanlış mı? En güzel cevabı Aysel verir belki de: "Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek" Bu kadar da basit aslında!
 
Benim yazacaklarım kitabın hak ettiğinden çok az olacak, özelliklle pek çok yazar tarafından onlarca kez eleştirisi yapılmış ve sosyoloji derslerinin en önemli akademik eseri iken. Bu nedenle en iyisi bu kitabı okuyup kendi fikrimizi edindikten sonra hakkında yazılan eleştirileri okumak olacak. (Ölmeye Yatmak romanında Aysel'in yabancılaşmasına ilişkin hazırlanan bir inceleme: http://www.jasstudies.com/Makaleler/989615944_H%C3%BCseyin%20Ayaz_33-40.pdf).
  
Nasıl yazdı Adalet Ağaoğlu bu eseri? Üzerinde yıllarca düşünmüş ve on iki yaşından kırk yaşına kadar bu hikayeyi kalbinde yaşayarak saklamış olmalı. Ankara bu kadar küçük yer miydi gerçekten? Objektif gözlemle anlatılan bu kitabın bile yalnızca Ankara dekorunda kalması dolayısıyla tüm Türkiye'yi yansıtamadığını düşünsem de, bu dönemlere ilişkin hiçbir şey bilmediğimi anladım. Okurken sık sık iki kitap aklıma geldi: Adı:Aylin ve Tutuklama. Yalnızca iki kitap mı? Bu dönemlere ilişkin bilgim bu kadar zayıfmış işte: Yalnızca "modalarda yalılarda yaşayan" İstanbul zenginleri (Adı:Aylin) ve "vatan haini komünist Sovyet Ajanı" bir aydının tutuklanması (Tutuklama)? Siz gelin bu kitabı okuyun, şiddetle tavsiyemdir! Akabinde Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabına heyecanla başlayabilirsiniz.
 
Fikrimin İnce Gülü hakkındaki yorumum için:
 
Aclan Sayılgan'ın Tutuklama'sı: