Powered By Blogger
SERENAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SERENAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2016 Cumartesi

Uykuda Sevilen Kızlar - Yasunari Kawabata

Bu kitabı çok aradım, ancak maalesef baskısı olmadığı için bulamadım. Eğer zorlanmayacaksanız pdf hali yayınlandığı için elektronik kopyasını bilgisayarınıza indirmek suretiyle kitabı temin edebilirsiniz ve pdf kopyası üzerinden okuyabilirsiniz. Zaten uzun bir eser değil, o edenle eğer siz de bu yöntemi izleyecekseniz okumakta zorlanmayacağınızı düşünüyorum. Daha önce Yasunari Kawabata (1899-1972)'nın adını Nobel Edebiyat Ödülü alan yazarlar arasında duymuştum ancak hiçbir eserini okumaya fırsatım olmamıştı. Uykuda Sevilen Kızlar kitabına ise Zülfü Livaneli'nin Serenad'ını okurken rastladım. Dolayısıyla ne zamandır içeriğini merak ettiğim bir kitaptı, okurken de çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Hikaye Japonya'da yaşayan ihtiyar Egushi'nin bir arkadaşının tavsiyesi üzerine kızların önceden uyutulduğu bir randevu evine giderek uyuyan kızla bir gece geçirmesi üzerine kurgulanmaktadır. Randevu evinin özelliği artık erkekliklerini yaşayamayan yaşlı erkeklere, genç ve güzel kızların yanında bir gece uyuma fırsatı vermesidir. Önce bu deneyimi merak ettiği için randevu evinin kapısını çalan Egushi, zamanla bu deneyimi daha sık yaşama ihtiyacı hisseder. İçinde bulunduğu bilinmezlik, kızların kendisi hakkında hiçbir şey bilmiyor olması, nasıl uyutulduklarına dair yaşadığı merak zamanla kendisini rahatsız etmeye başlar. Ancak Egushi'nin kendisinden habersiz uyuyan kızların yatağında asıl aklından geçen, geçmişinde hayatına giren kadınlar ve hayata bir anda veda etme düşüncesidir.

Kitabı okurken her sayfada ne tür bir anımsama (flashback) geleceği bende büyük bir merak uyandırdı. Egushi'nin geçmişi de hiç sıradan değilmiş doğrusu :). Egushi'nin genç kadınların yanında uyumak istemesi muhtemelen ölümden korkmasıydı ki bunu kendisine bile ifade edemiyor olması ayrı bir tuhaflık. Kitabın sonunu ise çok çarpıcı buldum, sanırım bu kısım bile üzerinde sayfalarca tartışmayı hak ediyor. Bu arada Gabriel García Márquez'ın "Benim Hüzünlü Orospularım" da çok benzer bir konuyu anlatıyor ancak iki kitap arasında elli yıllık bir zaman farkı olduğunu da anımsatmak isterim. Okumanızı tavsiye ediyorum, farklı bulacağınızdan eminim.

"Onu böyle davranmaya iten, benliğinin derinliklerinden fışkırıp kendisini o kıza doğru götüren bir heyecan olmuştu. Kızın uyumuş olması, hiç konuşmaması, yaşlı adamın yüzüne, sesine dek hiçbir şeyi bilmemesi, kısaca orada nasılsa öyle olması, yani karşısındaki Egushi adlı yaratığa hiç aldırmaz olması... bütün bunlar birden çekilmez gibi görünüvermişti ona. Kendi varlığı kıza tümüyle yabancıydı."

Benim Hüznlü Orospularım kitabı hakkında:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2013/02/benim-huzunlu-orospularm-gabriel-garcia.html

23 Aralık 2012 Pazar

Serenad - Zülfü Livaneli

Çok sevdiğim kitaplardan biri oldu Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı. Kitabın akıcılığının yanı sıra bugüne kadar değinilmemiş bir konudan bahsetmesi de ilgi çekici: Struma. İkinci Dünya Savaşı sırasında Romanya'dan Filistin'e gitmek için yola çıkan Yahudileri taşıyan geminin adı. Trajik sonunu artık hepimiz biliyoruz.
İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler görevinde yer alan Maya Duran bu kez oldukça kibar ve hoş bir misafiri ağırlar: Alman asıllı profesör Maximilian Wagner. Onu tanıdıkça profesörün geçmişinde oldukça hüzünlü bir aşk hikayesi sakladığını öğrenecektir. Bu profesör İstanbul'da geçirdiği birkaç günde Maya'nın tüm hayatını değiştirmiştir desek yanlış olmaz. Maya hem kendisinin aslında kim olduğunu (anneannesinin ve babaannesinin etnik kimliğini) hem de yakın zamanda dünyada yaşanmış üzücü olayları (Struma faciası, Mavi Alay) öğrenir. Tabi profesörle olan samimiyeti dikkatleri üzerine çekecek ve işsiz kalacaktır. Ama hayatında açılan yeni bir ufuk bunun her şeye değer olduğuna ikna edecektir onu.
"Üç ayrı din, üç ayrı kadın ama ortak kaderler" kitapta da bahsedildiği gibi İbn Haldun'un "Coğrafya kaderdir" sözünün doğruluğunu bir kez daha anımsatır bize. Yeni pek çok şey öğretir bu kitap: Franz Schubert'in Serenad'ı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan kaçıp Türkiye'de ders veren Yahudi profesörler, bu topraklarda yazılmış Erich Auerbach'ın Mimesis'i...
Kitap okurken beğendiğim yerlerin altını çizmeyi ve bunu paylaşmayı severim. Serenad'dan yaptığım birkaç alıntı:

"Bilgi ne garip bir şeydi. Şişede hapsedilmiş bir cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu."
"Demek ki bu ülkede zulüm, Türk,Kürt, Ermeni, Kürt, Rum, Yahudi tanımıyordu. Devletler herkese karşı zalimdi."

"Çünkü ancak hikayesi anlatılan insanlar var oluyordu."