Powered By Blogger
PRENSES SÜREYYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PRENSES SÜREYYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2016 Salı

Sürgündeki Prenses Süreyya - Süreyya İsfendiyari

Geçtiğimiz haftalarda Süreyya İsfendiyari'nin annesinin kızını anlattığı "Kızım Süreyya" kitabını okumuştum ve kitap hakkındaki fikirlerimi belirtmiştim (birkaç entry geriye giderseniz görebilirsiniz). Prenses Süreyya'nın hayatı hakkındaki merak ettiklerim açısından kitabın çok yetersiz olduğunu ve beni tatmin etmediğini de belirtmiştim. Bu nedenle bu kez Süreyya İsfendiyari'nin kendisinin kaleme aldığı hatıralarından oluşan bu kitabı tatilde okudum. Kitabın üç bölümden oluştuğunu söylemek mümkün: Süreyya'nın boşandıktan sonra anılarını anlatığı bölüm ("Hayatım"), anıları yayınlandıktan sonra okurlarının mektuplarına verdiği yanıtların anlatıldığı bölüm ("Unuttuklarım") ve Şah'ın anılarından derlenen bölüm ("Şah Anlatıyor" - Şah'ın hayatı hakkında kısa bir özet mevcut), eserin sonunda da bir fotoğraf albümü bulunuyor. Kitapta Süreyya evliliğine giden süreç ile beraber İran saraylarında geçirdiği yedi yılı, saray hayatının iç yüzünü, kendi gözlemlerini ve bu süreçte İran'ı etkileyen siyasi olayları kendi açısından anlatmıştır (1951-1958). Şah'tn boşandıktan sonra Avrupa'daki hayatını, nasıl sosyeteye girdiğini ve magazin basınının nasıl kendisini adım adım takip edip hakkında yalan haber yaptığını da arada anlatmayı ihmal etmiyor. Bir önceki kitaba göre Prenses Süreyya'nın hayatı hakkında daha fazla bilgi ediniyoruz ancak benim kitapta anlatılanlardan hissettiğim kadarıyla Süreyya oldukça politik davranıyor. Hiç kimseyi özellikle Şah'ı incitmeyecek ifadeler seçerek anılarını anlatmayı seçiyor ki bunu da diplomasiyle geçirdiği yedi yılın bir sonucu olarak görüyorum.

Prenses Süreyya'nın anıları ile anladım ki Avrupa'da (en azından 20. yy'da) magazin basınının ünlü insanların hayatlarına yaptığı psikolojik baskı çok yüksek boyutta. Prenses Diana'dan anımsayacağınız gibi magazin basınının tacizlerinden kurtulmaya çalışırken trafik kazasında vefat etmişti. Tabi yalnızca bu tür konulardan bahsedilmiyor kitapta, İran'da kadınların yaşamı, evlilik prosedürleri, kraliçe konumundaki kadınların hayat tarzları gibi daha ilginç konulara da değiniliyor. Benim merak ettiğim bir diğer husus da Prenses Süreyya'nın manevi çöküşünün nasıl olduğu; buna değinilmiyor. Anılarını 1961 yılında yazan Süreyya, anılarını yazarken henüz çok genç (30 yaşında), halbuki 2001 yılında vefat ettiği için kırk yıl daha hayatta kalıyor. Bu kırk yıllık süreçteki yalnızlığı, sevgilileri, çevirdiği filmler, İran devrimi hakkındaki düşünceleri, yavaş yavaş popülaritesini kaybetmesi ve bu süreçte neler hissettiği şu an tam bir muamma. Bununla beraber, kitabı okumanızı tavsiye ederim.

"Bir prenses de milyonlarca kadının yaptıklarını hiç kimseye konu olmadan yapabilmek ister. Bir dostla sohbet etmeye, bir bardak şarap içemey, bir kahvede oturmaya, dükkan dükkan dolaşmaya, tiyatroya veya sinemaya gitmeye hasrettir. Ender de olsa kabuğundan sıyrılıp tatil yapmaya, sıcak kumların üzerinde mayo ile yatmaya, top oynamaya, koşup zıplamaya, sahilde dalgaların arasında oynamaya ve bu arada mutlu ve sadece kendisi olmaya, kimse tarafından dürbünle tetkik edilmediğini bilmeye hasrettir."

4 Eylül 2016 Pazar

Kızım Süreyya - Eva İsfendiyari

O dönemleri yaşamadığımız için 1950'li yılların dünyasını ve yüksek sosyetesinde rol almış, dünyanın takip ettiği kişileri bilmiyoruz (belki en son anımsadığımız Prenses Diana'dır). Bir açıdan bakarsak 20. yy aristokrasi ve yüksek sosyete alışkanlıklarının son demlerinin yaşandığı dönem olabilir. Konuşmaya ve anlatmaya değer pek çok kişi olsa da, bu sefer ölümünden on beş yıl sonra dahi dünya gündemini meşgul edebilen Prenses Süreyya'yı tercih ettim. Süreyya İsfendiyari (Soraya Asfandiyari-Bakhtiyari) son İran şahı (devrik şah) Muhammed Rıza Pehlevi'nin 1951 yılında evlendiği ikinci eşidir, ayrıca Sabık Prenses veya Sürgündeki Prenses olarak da tanınmaktadır. Batı Almanya'nın İran Büyükelçisi'nin kızı olan Süreyya, henüz on sekiz yaşındayken İran Şahı ile evlenmeyi kabul etmiş ve yedi yıl süren evliliğin ardından şaha bir çocuk veremediği çin saraydan uzaklaştırılmıştır. Şahtan boşandıktan sonra Avrupa sosyetesinde tekrar eski yerini alan Süreyya, tekrar evlilik yapmamasına rağmen adı çeşitli aşk dedikodularına karışmış ve sürekli paparazziler tarafından takip edilen birisi olmuştur. Bu kitapta Süreyyâ'nın geçmişine kısaca değinerek boşandıktan sonraki sürecine ve hayata tutunma çabalarına yer verilmiştir denilebilir. Süreyya'nın "Bir Kadının Üç Yüzü" filminin çekimlerinden önce ve çekimler sırasında yaşadıkları ve annesiyle beraberken nelerle meşgul olduğu anlatılmaktadır.


Kitap, Süreyya İsfendiyari'nin annesi Eva İsfendiyari tarafından kaleme alınmıştır ancak kitabın sonunda Hayat Mecmuasında yayınlanan ve İStanbul sosyetesinin on güzel kadını ile güzellik üzerine yapılan uzun bir röportaj yer almaktadır, ilginizi çeker diye düşünüyorum. Bu kitapta Prenses Süreyya ve hayatı ile ilgili detaylı bilgiler edinemiyoruz maalesef, özellikle İran'da geçirdiği yedi yıl hakkında (muhtemelen annesi yanında olmadığı için) neredeyse hiç bilgi yok. Bu nedenle yakın bir zamanda, Prenses Süreyya'nın hayatının bu dönemini öğrenmek için kendi anılarından yayına hazırlanan "Sürgündeki Prenses"i okumak istiyorum. İyi okumalar!


"Bazı anneler, hayallerinde oğullarının bir imparatoriçe, kızlarının bir kral veya prensle evlenişini canlandırır ve kızlarını halktan bir adama verseler bile hayatlarının sonuna kadar aynı hülyalar içinde yaşar. Ben hiçbir zaman böyle hafifliklere kendimi kaptırmadım. Üstelik bu imkansız bir şeydi. Fakat bir mucize oldu ve tarihte Leatitia Bonaparte'dan beri, Avrupa'da ilk defa halktan bir kadın, kızının imparatoriçelik tahtına çıktığını gördü."