Powered By Blogger
ALBERT CAMUS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALBERT CAMUS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2016 Pazartesi

Yeraltından Notlar - Fyodor Dostoyevski

Bazı giriş cümleleri vardır, kitapla özdeşleşen, Gregor Samsa'nın bir sabah kendini böceğe dönüşmüş olarak bulması gibi ya da Anna Karenina'da olduğu gibi: "Mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Yeraltından Notlar da aynı şekilde unutulmaz bir giriş cümlesi sunuyor, bütün kitabı özetleyecek şekilde: Ben hasta bir adamım... Kitap bu hasta adamın yazdığı iki bölümden oluşuyor, birincisi günlük gibi, hayata ve insanlara karşı nefretini, iç çatışmalarını ve hezeyanlarını anlatıyor (burayı çelişkilerle dolu bir monolog gibi düşünebiliriz). İkinci bölümde ise başından geçen kısa olaylar silsilesini anı şeklinde okuyucuya aktarmayı seçiyor. Tabiri caizse hasta ruhlu bir adamın kendisine dışarıdan bakma çabaları, insanlar tarafından fark edilebilmek için verdiği acınası mücadele ve bir fahişe ile yaşadığı nefret dolu bir anı ne kadar aşağılayıcı olabilirin net bir cevabı bu kitap. Karakterin artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış birisi olduğu çok açık çünkü itirafları veya olayları yorumlayışı fazlasıyla içten ve gerçekçi (ölmeden önce yapılan itiraflar kadar açık fikirli ve dürüst). Bununla beraber, romandaki anlatıcının da belirttiği gibi, bir hikayedeki kahramanın erdemli, yakışıklı, hali vakti yerinde ya da çok iyi niyetli birisi olması gibi bir mecburiyet olmamalı değil mi? Kendisini anti-kahraman olarak tanımlayan Yeraltı Adamı'nın anlattıklarına bir kulak vermekte fayda var.


Kitap bana karakterleri ayrı dünyalar olsa da Albert Camus'un Yabancı'sını anımsattı, aslında tarz anlamında çok da farklı sayılmazlar, her iki eser de Varoluşçulu eserlere örnek olacak niteliktedir. Bu düşünceden yola çıkarak olsa gerek, Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filmi Dostoyevski'nin eserinden, Yazgı filmi ise Albert Camus'un eserinden sinemaya uyarlanmıştır (Demizkubuz izleyebiliyorsanız izleyin). Kitap fazla karamsar olsa da, okumanızı tavsiye ederim, kendinize bile ifade edemediğiniz bazı itirafları okuyacaksınız belki de!


"Uzun lafın kısası beyler, hiçbir şey yapmamak en iyisi! Bilinçli tembellik en iyisi! Yaşasın yeraltı! Normal insanları kıskanmaktan çatladığımı söylediysem de şu anda onların bulunduğu yerde bulunmak istemezdim -onları kıskanmaktan hiç vazgeçmem- yo, yo yine de en iyisi yerin altındaki hayat benim için. Orada insan hiç olmazsa... Ah! Şimdi bile yalan söylüyorum! Yalan söylüyorum çünkü iki kere iki dört eder kadar iyi biliyorum ki iyi olan yer altındaki karanlık hücreler değil, bambaşka bir şey, arayıp bulamadığım bir şey..."

21 Mart 2013 Perşembe

Yabancı - Albert Camus

Bu aralar Nobel ödüllü yazarların kitaplarına kafayı taktım niyeyse :). 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Albert Camus, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar. Yabancı aynı zamanda ince bir kitap olması dolayısıyla da yazarın diğer kitapları arasında ilk tercihim oldu. Sonra sevmezsem vakit kaybetmeyeyim diye :). Kitabı beğendim. Cezayir'de yaşayan - ya da bir zamanlar yaşamış - Fransız topluluğundan bir insanın hayatının bir kısmını yine kendi gözünden anlatıyor. Anlatıcı oldukça başarılı ayrıca ne mutluluktu ki kitabın tercümesi de çok iyi yapılmıştı.
Mersault - yani anlatıcımız - kendi halinde yalnız yaşayan, dışarıdan bakıldığından hiçbir vasfı olmayan orta halli bir genç adam. Ancak, o anlatmaya devam ettikçe aslında bu genç adamın toplumun genelinde var olan veya topluma ayak uydurarak yaşayan insanlardan çok farklı yönleri olduğunu keşfediyorsunuz. Nasıl tanımlayacağımı bile bilemiyorum kendisini. Hayata boş vermiş mi, ya da her şeyi kabullenmiş mi? Ama Camus çok başarılı bir sıfat bulmuş: Yabancılaşmış. Yine anlayamadığım bir sebepten bir Arabı öldürdüğünde, yargılama esnasında, hapishanede hissettikleri de Mersault aslında insan değil diye düşünmeme sebep oldu. 
Ancak, karakterin inanılmaz umursamaz oluşu (sanırım en yakın sıfat bu) beni zaman zaman sinirlendirdi. Mesela, sevgilisi (ya da partneri) Marie'nin onunla evlenmek istediğini söylediğinde verdiği cevap:
 
".....Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. "Bence bir, ama istersen evleniriz" dedim. O zaman, kendisini sevip sevmediğimi öğrenmek istedi. Bir başka sefer söylediğim gibi: "Bunun bir anlamı yok ama, her halde sevmiyorumdur" diye cevap verdim."

İlginç bir bakış açısı var bu adamın :). En sevdiğim ve kendisini özetleyen sözü: Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.