Powered By Blogger
AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2017 Salı

Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Sören Kierkegaard

Felsefe ve teoloji eğitimi alan Danimarkalı yazar Sören Kierkegaard (1813-1855)'ın felsefeci kimliğini kullanarak yazdığı eserlerden birisi "Baştan Çıkarıcının Günlüğü." Bu kitap aslında yazarın Danca "Enten - Eller" adıyla yayınlanan "Ya / Ya da" eserinin bir bölümünü oluşturuyor. Muhtemelen eserin tümü çok uzun ve haddinden fazla didaktik olduğu için bu bölümünün daha çok ilgi çekeceği düşünülerek ayrıca basımı yapılmış. Konuya gelince; kitabın kahramanı kendisini genç bir kadını baştan çıkarmaya adamış bir felsefeci ve bu aktivitesini baştan sona en ince detaylarıyla düşünen birisidir. Hoşlandığı kadına yazdığı mektuplardan adının Johannes olduğunu öğrendiğimiz bu aşk adamı kendisini bir gün yolda tesadüfen karşılaştığı Cordelia isimli genç kadını "baştan çıkarmaya" adar. Johannes'in günlükleri estetiğin görkemi ve kutsallığını överken Cordelia'yla başlayan ve sona eren aşklarını felsefi bir çerçeve içinde kademeler halinde anlatır. Gözlem yeteneği çok yüksek olan ve yaşadığı aşka sistematik bir ilişki gözüyle bakan Johannes'in estetik, etik ve tinsel tanımlamalarıyla dolu anlatımı erkek bakış açısından önemli mesajlar verir nitelikte. Johannes'in bir kadına sahip olmayı çok düz ve fiziksel anlamda sahip olmak şeklinde algılamadığı açık, daha ziyade bir sanat gibi görüyor "baştan çıkarmayı". Hatta kitabın tek cümleyle özetini de bu şekilde veriyor: Bir kadının ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt.

Daha önce Kierkegaard okumadım, diğer kitapları da bu kadar felsefi bir dille ve "etik", "estetik" kavramlarını sorgulayarak yazıyorsa özellikle felsefe ile ilgilenenler dışında çok da okuyucusu olduğunu sanmıyorum :). Açıkçasını söylemek gerekirse ben bu eserden biraz sıkıldım, uzun uzun felsefi güzellemeler içeren cümleler ve sık sık mitoloji/İskandinav Edebiyatına yapılan atıflar bir yerden sonra boğucu gelmeye başladı (Roma/Yunan/İskandinav mitolojisine de çok hakim değilim maalesef). Johannes karakteri ise kanaatimde bir erkeğin olamayacağı kadar derin bir karakterdi, yazar bu role bir kadını yakıştırsaydı daha çok sevebilirdim. Ancak varılan bir sonuca da katılmadan edemiyorum; bir erkeğin nezdinde aşk ilişkisi özgürlüğünden (direnişinden) hiçbir şey kaybetmezse uzun süreli olabilir. Bu tür konulara ilgi duyanlar için başucu kitabı, okumalarını tavsiye ederim.

"Her halükarda kadınlar benim için tükenmez bir araştırma konusu ve öyle de kalacak. Bu ilme ihtiyaç duymadığını sanan insan bana göre bu dinyada ne isterse olabilir, fakat bir tek şu olamaz: bir estet. Estetizmin ihtişamlı ve ilahi yanı yalnızca güzel olanla irtibata geçmesi, yalnızca edebiyatla ve cinsilatifle ilgili olmasıdır."

15 Şubat 2016 Pazartesi

Doktor Yazısıyla Aşk - Dikkatli/Sayar/Herken

Kitap bir psikiyatristin anıları şeklinde hazırlanmış ancak tahmin ettiğimin aksine (ya da piyasada alışık olduğumuz tarzlardan farklı olarak) psikiyatristin ilginç hastalarından derlediği hikayeler şeklinde ilerlemiyor. Kitap sürpriz bir şekilde, kitap kahramanı olan Yasemin Hanımı hem psikiyatrist hem hasta hem de meraklı bir araştırmacı yapıyor. Yasemin Hanımın asistanlık yıllarından flashback (anımsama) şeklinde anlattığı bir anısının ardından, "aşk" konusuna merak salması bir arkadaşının klinik odasında beklerden okuduğu "Aşkın Biyolojisi" dergisi ile oluyor. Aşk ile ilgili makaleleri bir araya getiren dergiyi büyük bir ilgi ile okuyan Yasemin Hanım, bir müddet sonra bu konuya derin bir merak duyduğunu fark ediyor. Bu şekilde eline geçen her türlü kaynaktan aşk ile ilgili yazılar okumaya başlıyor. Burada anlatılan aşk, tahmin ettiğiniz üzere yalnızca tensel aşktan ibaret değil: anne-baba aşkı, arkadaşlık, tensel aşk ve ruhsal aşka ve aşkın fizyolojik süreçlerine değiniliyor. Teorik bilgilerle sık sık açıklanan konular (kitap bu hususta didaktik ilerliyor, sonunda da bir kaynakça var, konuların devamını merak edenler için), kitabın kahramanı Yasemin Hanımın hayatı ile de örnekleniyor. Tabi bu süreçte kendisinin özel hayatı, çocuğuyla ve eşiyle olan ilişkisi ve geçmişinden bazı önemli olaylar hakkında da bilgi sahibi oluyoruz.

Kitabı twitter adındaki sosyal platformdan takip ettiğim bir doktor aracılığıyla öğrendim (Semih Dikkatli- yazarlardan birisidir). Takdir edersiniz ki, yayınlanmış binlerce kitap varken hasbelkader bir yerde karşılaşmadan (tanıtım veya referans olmadan) pek çok güzel kitap da gözümüzden kaçabiliyor. Fakat kısa anımsatıcı notlar almayı sevdiğim için, bu kitabı da okuyacaklar listesine eklemeyi ihmal etmedim ve internet aracılığıyla edindim (kitabevlerinde bulmanız zor olabilir). Farklı şairlerden şiirlerin ve değişik kaynaklardan bir araya getirilen kısa hap bilgilerin bir arada olduğu bu kitabı, bu konulara ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

"Bir sürü cerrahi dergisini can sıkıntısıyla inceledi ama okuyacak bir şey bulamadı. Dergileri yerine bırakırken, biraz altlarda kalmış başka birinin kapağı dikkatini çekti. Kapakta, bir kadın ve bir erkek silueti birbirine hasretle kavuşur halde resmedilmiş ve üzerine iri puntolarla "Aşkın Biyolojisi" yazılmıştı. Dergiyi eline alıp biraz daha dikkatli incelediğinde, makalelerin tamamının aşkla ilgili olduğunu, bunun özel bir aşk sayısı olduğunu fark etti."

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Aşk - Toni Morrison

1993 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Toni Morrison bu romanında siyah kadınların yaşantısını ve hayata bakışlarını irdelemiş. Duyduğum kadarıyla diğer romanları da benzer konulara sahip (Katran Bebek veya Sula romanları). Nedense kitaptan çok fazla bir beklentim yoktu :). Öyle de oldu, çok beğenmedim. Nedenini bilmiyorum, belki olayların biraz yavaş akması veya pek çok sorumun cevapsız kalması yüzünden. Sonuçta beklentim yüksek olmadığı için kitap bittiğinde hayal kırıklığına uğramadım ancak kitabın sonunu sevdim. Kitap, Silk adı verilen ve siyahların yaşadığı bir sahil kasabasında hayatlarını aynı evde ancak birbirlerinden nefret ederek sürdüren iki yaşlı bayanın hikayesini anlatıyor. Sık sık anımsamalar şeklinde (flashback) ilerliyor ve böylece kitabın sonuna yaklaştığımızda bu kadınların neden birbirlerinden nefret ettiğini ve yaşamları boyunca başlarından neler geçtiğini öğreniyoruz. Kanaatimce kitabın adının tercümesi doğru yapılmadı (İngilizcesi Love ve "Aşk"tan ziyade, "Sevgi" adıyla tercümes edilmesi daha uygun olurdu). Aşktan bahsediliyor evet ama özellikle kadınların ilişkilerine yoğunlaşıldığı için bu kitap bir "Sevgi" kitabı. iki kadın üzerinden temiz bir çocukluk sevgisi ile başlayan ilişkilerin nasıl olup da katı bir nefrete ve kör bir hırsa dönüştüğünün hikayesi anlatılırken, çevrelerinde yer alan diğer kadınların da hikayelerine yer veriliyor. Kitabın jönü ve Silk'te otel sahibi olan Bay Cosey'in kendi karısı ile ilişkisi başlıyor önce, ve gelini May, torunu Christine, oteli çekip çeviren aşçı L. ve ikinci eşi Heed'in aileye dahil olması, Heed'in yaşlılığında ona hizmet eden genç ve güzel Junior'ın hayata karşı hırsı biraz yavan bir dille anlatılıyor. En çok sevdiğim yer bir dedenin torununa kadınlar hakkında yaptığı tavsiye, bu dede kadınları ve hayatı doğru gözlemlemiş kanaatimce. Kolay kolay karşılaşamayacağımız bir anlatım şekline sahip kitap. Bu nedenle okunabilir düşüncesindeyim ancak yine de beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor.
 
"......tabutunun sağında, öteki solunda, öylece dikilirken aslında balla kurum kadar farklı olan yüzleri tıpatıp aynı görünüyordu: nefret yüzünden. Nefret, kendinden başka her şeyi yakıp yıkar, böylece çektiğin acının nedeni ne olursa olsun, yüzün tıpkı düşmanının yüzüne benzer.