Powered By Blogger
SAADET ÖZEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAADET ÖZEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2018 Salı

Benim Küçük Prensesim - Nilüfer Sultan

Hareketli Kitap raflarından aldığım bu kitap uzun süredir benimleydi, bu hafta okumaya fırsat bulabildim. Aslında şimdiye kadar Osmanlı Hanedanından gelen kişilerin neler yaşadıklarını ya da anılarını hiç merak etmmeiştim Nilüfer Sultan'ın bu kitabını okuduktan sonra hanedan üyelerinin sürgünden sonra yaşadıklarına daha ilgi duyduğumu itiraf etmek isterim. Kitabın özgün adı "Pour L'amour de Tatiana"; adından da anlaşıldığı gibi, kitap Fransızca yazılmış. Zaten hikayeyi okurken de birkaç yerde Nilüfer Sultan Türkçesinin çok yetersiz olduğuna değiniyor. Nilüfer Sultan bu kitabı doğuştan genetik bir rahatsızlığı olan (kistik fibroz) kızının ölümünden sonra yazmaya karar vermiş ve böylece hem yaşadığı acıyı azaltmayı hem de çevresine faydalı olmayı hedeflemiştir. Türkiye'den sürgün edildikten sonra dünyanın dört bir tarafına giden Osmanlı Hanedanı üyelerinden Fransa'ya giden Şehzade Burhaneddin Cem'in kızı olan Nilüfer Sultan aynı zamanda Gürcü kraliyet ailesi ile bağlantısı olan Prenses Irina'nın kızıdır. Bu nedenle iyi bir eğitim almış ve geniş bir çevreye sahip olabilmiştir. Bu imkanlarını da kullanarak, kızı Tatiana'nın ölümünden sonra bir yardım derneği kurarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmış topraklarında yaşayan insanlara -özellikle çocuklara- yardım edebilmek için çeşitli organizasyonlar yapmıştır. Bu yardımlarından dolayı Roma'da International Life Award ödülünü de almıştır.

Nilüfer Sultan Osmanlı Hanedan üyelerinin sürgün edildiği dönemleri yaşamış birisi değil ancak en azından aile büyüklerinin anılarından aklına kalanlardan bu kitabında bahsediyor. Dünyada hala geçerliliğini sürdüren hanedan üyeleri ile olan yakın ilişkilerini de anlatan Nilüfer Sultan, kitabın büyük bir bölümünü kızına ve yardım derneği ile beraber yaptığı yardımlara ayırmış. Bu nedenle eğer daha tarihten esintiler bulunduran bir anı kitabı tahayyül ediyorsanız, bu kitap tam anlamıyla beklentilerinizi karşılamayabilir. Yine de hanedan ailesinin yaşamlarına dair bilmediğim pek çok şeyi öğrendim diyebilirim. Okumak isteyenlere iyi okumalar!

"Unvanların inceliklerini anlamak için, sadece şehzadelerin, unvanlarını çocuklarına bırakabildiğini bilmek gerekir. Çocuk erkekse, hem o hem soyundan gelenler şehzade olur. Osmanlı şehzadelerinin kızlarına 'sultan' denir, benim durumumda olduğu gibi. Evlendiklerinde kocaları 'damat' sıfatını bir unvan olarak taşırlardı. ... Sultanlaın kızlarına protokolde 'hanım sultan' diye hitap edilir, fakat kocaları da çocukları da herhangi bir unvana sahip olamazdı, kızım Tatiana bu durumda olacaktı, tabii unvan sahibi biriyle evlenmezse. Sultanların oğullarına protokolde 'beyzade' diye hitap edilir, ama karıları ve çocukları asil biriyle evlenmedikleri sürece hiçbir paye taşıyamazdı."

5 Mayıs 2017 Cuma

Işık Bahçeleri - Amin Maalouf

Amin Maalouf sevdiğim yazarlar arasındadır, her yazarın kendi milletinin çocuğu olduğunu kanıtlarcasına doğup büyüdüğü Ortadoğu'yu kitaplarında sıkça konu eder. Konu açısından kendime yakın bulduğum için kitaplarını fırsat buldukça okumaya çalışırım. "Işık Bahçeleri" en sevdiğim eseri olmadı ama kitabı beğendim. Peygamber Mani'yi ve Maniheizm'in doğuşunu anlatan kitap, arkasında özetlendiği gibi "bir karakterin yaşamı üzerinden dünyaya" açılıyor. Bilindiği üzere Maniheizm üçüncü yüzyılda  Pers topraklarında doğan ve büyük bir hızla bu coğrafyada yayılan bir din ve günümüzde de az da olsa temsilcileri bulunduğu söylenmektedir. Mani yeni bir din ya da bazılarının deyimi ile felsefi akım başlatırken ışıkla karanlığın ya da iyilikle kötülüğün dualist bilinirciliğine dayanmaktadır, bu nedenle İran topraklarında her zaman var olmuş felsefi mirastan da bolca faydalanmaktadır. Mani kendisine her zaman destek olan ve ilişkilerinin boyutunun asla bilinmediği Denag ve etkisi altına aldığı Kral Şahpur sayesinde ışık öğretilerini yayabildiği kadar yayar. Fikirlerinden ve destekçilerinin sayılarının hızla artmasından olsa gerek sevmeyenlerinin sayısı da artmaktadır. Kral Şahpur'un ölümünden  sonra eskisi kadar desteklenmeyen Mani için tehlike çanları da yavaş yavaş çalmaya başlamıştır.

Bu kitabı okumadna önce açıkçası Maniheizm dini hakkında herhangi bir bilgim yoktu, halihazırda da "kurgu roman" gibi bir eseri okuduğum için öğretileri hakkında detaylı bilgi edindiğim söylenemez ancak temelde bir ışık/karanlık çatışmasının bulunduğunu ve çok barışçıl bir din olduğunu söyleyebilirim. Belki de bu sebepten dolayı bu coğrafyada fazla tutunamamıştır. Ancak Alevi/Bektaşilik geleneğinin Mani dininden etkiler barındırdığı da bazı kaynaklarda iddia edilmektedir. Tabi bir teolog bu durumu daha iyi açıklayabilir, ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.

"...Mani yerden kurumaya yüz tutmuş ama hala yeşil kesik bir dal alıp havada döndürmeye, kırbaç gibi şaklatmaya koyuldu. 'Şu ıslığı dinle! Hava inliyor, çünkü saldırdım ona. Dinlemeyi bilsen ne dediğini duyardın: Şu dünyada daha hafif ol, ayağını vurmadan yürü, sert hareketlerden kaçın, ağaçları da çiçekleri de öldürme. Toprağı işler gibi yap, ama incitme onu, okşa sadece. Ve ötekiler avaz avaz bağırırken dudaklarını oynat, sakın bağırma.'"