Powered By Blogger
GÜN OLUR ASRA BEDEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜN OLUR ASRA BEDEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2015 Pazartesi

Cengiz Han'a Küsen Bulut - Cengiz Aytmatov

Daha once "Gün Olur Asra Bedel" kitabını anlatırken bu kitabın bir bölümünün dönemin şartları gereği basılamadığını ve yazar Aytmatov'un bu bölümü ayrı bir kitapta ve KGB'nin eski gücünü yitirmesinden sonra bastırdığını belirtmiştim: Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yayınlanabilen Stalinizmin ve totaliterliğin güçlü bir eleştirisi... İşte çıkarılan o bölüm bu kitapta okuyuculara sunulmuştır. Okuyanlar anımsayacaktır, anılarını ve Sarı-Özek efsanelerini yazan öğretmen Abutalip Kuttubayev tesadüfen Boranlı'dan geçen bir müfettişin hırsları sonucu KGB'ye ihbar edilmiş ve tutuklanmıştı. Bu kitapta neden tutuklandığını anlamayan Abutalip Kuttubayev'in sorguda geçirdiği işkenceler ve kaleme aldığı eserlerden söz edilmektedir. Aslında bu kitapta aynı anda iki farklı hikaye de yer alıyor diyebiliriz, birisi Kuttubayev'in sorguda geçirdiği günlerin anlatıldığı bölüm diğeri de Kuttubayev'in unutulmaması için kaleme aldığı Cengiz Han ve bulutunu anlatan efsane. Kuttubayev'i sorgulayan askeri savcı bu Cengiz Han efsanesini birinci derecede suç sayarak Kuttubayev'i (geçmişinin de etkisiyle- Kuttubayev daha once Yugoslavya'da esir düşmüştür) millliyetçiliği övme suretiyle devlete ihanet etmek gibi bir gerekçede toplayabileceğimiz çeşitli sebeplerle suçlar. Aslında işin özünde yine insani hırslar ön plandadır, savcı Tansıkbayev bu şekilde kendi rütbesini de arttıracağını düşünmektedir. Tabi kaderin insanlar için neler planladığı ise ayrı bir konudur.

Kitapta anlatılan Cengiz Han ve bulutunun efsanesi de hikayenin geçtiği Sovyet Dönemi ile inceden ilişkilendirilmiştir. Sefere çıkarken insanların doğal dürtülerini yasaklayan Cengiz Han, yasağa uymayanlar için uygun gördüğü cezayı "otoritesini halk nezdinde kaybetmemek için" vermiştir. Aynı şekilde Tansıkbayev de devletin çıkarları için insanların feda edilebileceği vurgusunu devleti sobaya ve insanları oduna benzeterek her fırsatta yapmaktadır. Aytmatov, Sovyet toplumun içinde yerleşmiş bazı unsurları eleştirirken, herhangi bir rejim ayrımı yapmadan, adalete dayanamayan bir sistemin bedelini her zaman halkın ödediğini bu kısa iç içe geçmiş iki hikaye ile anlatmak istemiştir. Cengiz Aytmatov'un üslubu yalın ve akıcı, konuları oldukça derindir. Yine beni şaşırtmadı, bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

"Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... Ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmeliydiler. Her şey buna bağlı..."

"Gün Olur Asra Bedel" kitabı hakkında:
http://mahrem-i-esrar.blogspot.com.tr/2014/12/gun-olu-asra-bedel-cengiz-aytmatov.html

18 Aralık 2014 Perşembe

Gün Olur Asra Bedel - Cengiz Aytmatov

Sevgili Kırgız yazar Aytmatov'un bu kitabı, en sevdiğim kitaplar arasına girdi. Kitap bittikten sonra (biraz çabuk bitti ama olsun) bir süre kalakaldım ve anladım ki hikaye beni içine almayı başarmış. Kitapta her şey bozkırın ortasındaki sekiz-on haneli (tabir-i caizse Allah'ın bile unuttuğu bir yerde) Boranlı'da yaşlı bir tren istasyonu işçisi Kazangap'ın ölümüyle başlıyor. Baş kahramanımız, aynı istasyonda çalışan diğer bir emektar işçi Yedigey, yıllardır yarenlik ettiği Kazangap'ın ölümünden sonra cenaze için gerekli hazırlıkları yapıyor ve kitabın tümü bu cenaze günü Yedigey'in anımsadığı anılarından (flashbacks) oluşuyor. Aslında kitap bozkırların özeği Sarı-Özek'te yaşayan kendi halinde birkaç insanın öyküsü olacak kadar basit değil: Halk efsaneleri, halk türküleri, "mankurt"laştırmanın tarihsel izdüşümü, bilimkurgu ve ütopyanın da harmanlandığı bir öykü.    Aytmatov'un alışılagelmiş tarzından oldukça farklı olarak kitap bilim-kurgu unsurlar içeriyor -ki bu beni çok şaşırttı. Milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtan Aytmatov, bu farklı denemenin altında hikayesini ustaca Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunların özeleştirisi şeklinde aktarıyor. Geçmişin efsanalerinin ve geleceğin teknolojisinin iç içe geçtiği kitap; farklı karakterler üzerinden gelenekleri yaşatmayı, insanların zamanla dinlerine ve kültürlerine nasıl uzaklaştığını (tıpkı bir mankurt gibi), hırslarımıza nasıl yenik düştüğümüzü ve yaradılışımızda bulunan duygularımızla aslında -temelde- insan olduğumuzu oldukça yalın bir dille anlatıyor.

Mutlaka okunulması gereken bir kitap olduğunu düşüyorum, özellikle bakış açınızı değiştirmek ve ufkunuzu biraz daha genişletmek istiyorsanız! Eminim siz de kuş uçmaz kervan geçmez Boranlı'daki insanların hayatı ile uzaya mekik gönderecek kadar bilimde ilerleyen ancak tarihini unutmaya yüz tutmuş bir toplumun bir yerinde kendinizi bulacaksınız.

Benim bu kitabı okumaya başlamamın en önemli sebeplerinden birisi adı oldu: "Gün Olur Asra Bedel" Neydi acaba bu sehl-i mümteni gibi söylenen bir asra değecek gün? Yeri gelmişken de belirteyim, kitabın başka bir çevirisinin adı da "Gün Uzar Yüzyıl Olur". Hangisinin daha çok kitabı yansıttığına okuyunca karar vermek istersiniz belki. Bu arada kitabın 1980 yılında yazıldığını anımsatmak isterim. Sebebine gelince, Kırgız yazar Aytmatov kitabı yayınlamak istediğinde dönemi itibariyle Sovyet sansürüne takılmış ve kitaptan bazı bölümler (tutuklama ve tutuklunun KGB elinde öldüğü bölüm) çıkarılmış. Ayrıca kitaptaki karakterlerden birinin (öğretmen Kuttubayev) öğrencileri ile ilgili anıları ve bu KGB engeline takılan bölüm "Cengizhan'a Küsen Bulut" adında başka bir kitapta devam ediyormuş (en kısa zamanda okuyacağım).

"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.
Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi..."