Powered By Blogger
AYŞE KULİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AYŞE KULİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2015 Çarşamba

Tutsak Güneş - Ayşe Kulin

Ayşe Kulin benim gözümde bir biyografi yazarıdır. Tarzının tamamen dışına çıkarak bilim-kurgu/distopya türünde bir eser vermiş olması nedeniyle bu kitabını okumak istemedim zira benim distopya türünde okuduğum kitapların çıtası çok yukarıdaydı, dolayısıyla sevmeyeceğimi düşündüm. Kitap bir şekilde elime geçince okumadan da edemedim. Sonuç itbariyle Ayşe Kulin'i çabasından dolayı tebrik edeceğim ama kitabını okuduğum distopya türündeki eserlere göre çok hafif bulduğumu da belirtmek isterim. Konuya gelince... Kitaptaki olaylar, yakın bir gelecekte ve adı belirtilmeyen bir ülkede geçmektedir (Ramanis Cumhuriyeti olarak bir yer yaratılsa da, günümüzde var olan yer adları kitapta belirtilmemektedir). Ülkeyi yöneten diktatör Uluhan ölünce yerine oğlu Oğulhan geçmiş, ülke ekonomik ve teknolojik olarak ilerlemiş ancak hak ve özgürlükler açısından insanlar baskı altına alınmıştır. İnternet erişimleri kısıtlanmış ve dünyanın diğer ülkeleri ile iletişim neredeyse kopma noktasına getirilmiştir. Bütün bunlara ek olarak nereden geldiğini anlamadıkları bir cisim Güneş ile Dünya arasına girmiş ve hava sıcaklığının da aşırı düşmesiyle insanlar neredeyse tüm yıl kar altında yaşar hale gelmişlerdir. İşte bu koşullarda yaşayan ve ülkesindeki çocuk doğurmaktan başka niteliği olmayan kadınlardan araştırmacı bilim-kadını yönüyle ayrılan Yuna, uykusuzluğuna ve yavaş yavaş baş gösteren hafıza kayıplarına (geçmişine ilişkin) çare aramaktadır. Terapiye gittiği psikiyatrın istemeden söylediği bir rahatsızlık (Ofglen Sendromu) Yuna'nın içinde bir sorgulama isteği uyandıracaktır. Ofglen Sendromunun sebep olduğu küçük bir darbe domino taşları gibi, zihninde yer etmiş kalıpları tek tek yıkmasına sebep olacaktır. Hayatını sorgulamaya başlayan Yuna, aslında nasıl bir hayal dünyasında yaşadığını ve çevresindeki hiç kimseyi yeterince tanıyamamış olduğunu fark edecektir.

Kitabın dili akıcıydı ve hikayenin de insanı sıkmadan ve gerilimi okuyucuya hissettirerek ilerlediğini belirtmek isterim. Ancak kanaatimce yazar kitabın "proof reading" dediğimiz düzeltme okumasını yapmamış, sık sık imla hataları ve yazım yanlışlarıyla karşılaştım, bu bakımdan bende kitabın çok aceleye geldiği izlenimi oluştu. Ayrıca bazı diyaloglarda mantık hataları ve uyumsuzluklar mevcuttu, sonu da temellendirilmeden bir anda bitirilmek istenmiş gibiydi, bu durum da eserin "düzeltme okuması"nın yapılmadığının benim açımdan bir diğer göstergesi. Kitapta en beğendiğim bölüm kahramanlardan birinin Ayşe Kulin'in "Adı: Aylin" biyografik eserindeki Aylin Radomisli'ye atıf yaptığı konuşmaydı (mezar taşındaki sufi kanatları).  Yine de, kitabı vaktiniz varsa okumanızı tavsiye ederim, çünkü hikayeye dikkatli baktığınızda, kendimizden ve çevremizden pek çok şeyi içinde bulacaksınız.

"Her şeyimizi borçlu olduğumuz Uluhan'ımızın tüm vatandaşlarının iyiliğini isteyen adil bir lider olduğundan şüphemiz yoktu. Dünyaya geliş anımızdan itibaren, emdiğimiz sütten yiyip içtiğimize, eğitimimizden hayırlı evlilikler yapmamıza, hatta çocuklarımızın sayısına kadar her şeyimizle canla başla meşgul olurdu..."

9 Temmuz 2013 Salı

Dönüş - Ayşe Kulin

Ayşe Kulin'in son kitabını kendime tatil kitabı yaptım. Okurken fark ettim ki, Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın Kitabı'nın devamı bu kitap. Okunması kolay, kumsalda güneşlenirken rahatça okunabiliyor. ancak okurken ben biraz sıkıldım! Zira hep aynı şeyler tekrar ediliyor gibi geldi, sanki baş karakter olan Derya'nın kelime dağarcığında başka sözcük yok gibi: "Annesi babası boşanan tek çocuk ben miyim? Ne yani ben çocuk muyum? Neden herkes benim iyiliğimi düşünüyor, ben düşünemez miyim?" Ki, önceki kitapları okuduğum için kitapta bahsedilen gizemli olayların benim için açığa çıkacak bir tarafı yoktu, hepsini biliyordum. Dönüş'ün baş karakteri bu kez İlhami Bey veya Bora değil, İlhami Bey'in kızı Derya'ydı. Birinci kitabı okuyanlar anımsarlar, İlhami bey uzun ve güzel evliliğine rağmen cinsel tercihi değişmiş ve hayatı resmen bunalımlara sürüklenmiş bir kişiydi. Eşi kızını da alıp kendisini terk edip gittiğinde acılarıyla baş başa kalmıştı. Bu kitapta, bu olayların devamını Derya'dan öğreniyoruz. Annesiyle beraber Londra'ya giden ve orada üniversiteye başlayarak kendisine yeni bir hayat kuran Derya, babasının neden kendisini arayıp sormadığını merak etmektedir - kendisinin olanlardan haberi yok-. Günün birinde, tesadüfen bulduğu bir mektupla babasının izini sürer ve kendisini Urla yakınlarında bir bağda şarapçılık yaparken bulur ve geçmişte yaşanan olayları kendisiyle yüzleşir. Bu kitapta yeni bir karakter giriyor devreye: Derya'nın babasını bulmasına yardım eden Mimar Hakan. Bir sonraki kitabın bu gizemli karakter Hakan'ı anlatacağını tahmin ediyorum niyeyse. Bu kitaplar böyle dallanıp budaklanacak galiba.
 
Gizli Anların Yolcusu ve Boranın Kitabı'nı okumayanlar için çekici bir kitap olabilir. Ancak ben öğrenilecek herşeyi bildiğimden bana heyecanlı gelmedi okumak.
 
"...tüm eşcinsel arkadaşlarıma gösterdiğim kabullenmeyi, sevgiyi, anlayışı, sessiz kalarak, yüzüne bakmayarak babamdan esirgemekteydim. Londra'da okumaya yollandığım on beş yaşımdan beri bende hiçbir ayrıcalık duygusu yaratmayan, tepki uyandırmayan eşcinsellik, konu babam olunca niye dehşete düşürmüştü beni?...Birden utandım kendimden. İkiyüzlülüğümden, bencilliğimden utandım, rahatsız oldum."