Powered By Blogger
OSMANLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OSMANLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2018 Salı

Felatun Bey ile Rakım Efendi - Ahmet Mithat Efendi

Türk Edebiyatının en verimli yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'nin 19. yüzyılın sonlarında (1875) yazmış olduğu "Felatun Bey ile Rakım Efendi" edebi yönden biraz zayıf olsa da konu itibariyle oldukça hareketli ve enteresandır. Ahmet Mithat Efendi'nin Rodos'ta sürgündeyken yazdığı kitabı, dönemin en popüler konularından birisi olan "yanlış batılılaşmayı" konu edinmektedir. Dönemin pek çok yazarı eserlerinde (Araba Sevdası, Mai ve Siyah gibi) batılılaşmanın yanlış anlaşılması sonucu kendi kimliklerine yabancılaşmayı konu edinmiştir. Ahmet Mithat Efendi de bu eserinde Batı uygarlığını yalnızca şekil olarak taklit eden ancak özde anlayamayan zengin bir ailenin oğlu Felatun Bey ile kendi yağında kavrulan ancak kendisini eğitim ve kültür anlamında geliştirmiş bir Osmanlı beyefendisi olan Rakım Efendi'yi karşılaştırır. Lüks yaşamak, Fransız hanımlarla vakit geçirmek, batılı tarzda kılık kıyafet giymek gibi alafranga alışkanlıkların müptelası olan Felatun Bey bu davranışlarını kendi kültürü ile içselleştiremediği için kendisini toplumda küçük düşürür ancak Rakım Efendi mütevazı ve erdemli kişiliğinin etkisiyle kendisini çevresine çok sevdirir. İyi seviyede Fransızca bilmesi ve Batı edebiyatı hakkında geniş bir bilgiye sahip olmasının yardımıyla yabacılara Türkçe dersi vererek gayrimüslim çevrelerin de sevgi ve takdirini kazanır.
 
Romantizm akımından etkilenerek yazdığı bu romanında Ahmet Mithat Efendi kendisiyle konuşur gibi bir teknik izlemiş, hatta konuyu açıklarken bile sık sık araya girerek kendi yorumlarını da belirtme ihtiyacı hissetmiş. Anlatım tekniğinin seriliğinden olsa gerek Ahmet Mithat Efendi hayatı boyunca çok fazla roman, öykü, tiyatro ve gezi yazısı türünde eserler yazmış, konu olarak ise kadın erkek eşitliği, Osmanlıda batılılaşma süreci, kölelik kurumunun geri kalmışlığı ve toplumda değişmesini düşündüğü ahlak değerlerini işlemiştir. Daha doğrusu, 19. yüzyılda bir Osmanlı aydını bu konuları ne kadar eleştirebilirse o kadar eleştirmiştir de diyebiliriz. Netice olarak, bu kitabın 19. yüzyıl İstanbul'u hakkında -detaylı olmasa da- verdiği bilgiler hoşuma gitti, kitabı okurken ben çok keyif aldım. İlgisini çeken herkese tavsiye ederim.
 
"Saman altından su yürütmek ve karda gezip de izini belli etmemek, Rakım kadar aklı başında delikanlıların karı olup bu durumlarında ters bir yan ararsanız, onun örneğini de Felatun Bey'de bulacaksınız.... Zamanımız gençlerinin genel durumlarından işte size iki ahlak örneği. Fikriniz hangi örneği tercih etmekte ise onu onaylamakta özgürdür. Hiçbirisini beğenmemekte yine özgürdür ya!"

17 Eylül 2015 Perşembe

Karanlıkta İki Ceset - Suphi Varım

1880'lerin İzmir'inde geçen bu polisiye kitap tam bir Sherlock Holmes tadındaydı. Hem okuyucuyu sıkmadan rahatlıkla okunabilmesi hem de odak nokta olarak cinayet-katil-dedektif üçlüsünü benimsemesi bende bu izlenimi yarattı. Aslında kitaptaki dedektifin asıl işi ticaret şirketleri hakkında araştırmalar yaparak raporlar hazırlamaktır ancak bölgenin emniyet amiri Cevdet Sami, bir cinayeti çözümlemede herhangi bir ilerleme kaydedemeyince, olayları değerlendirmede başarılı bulduğu arkadaşı Sokratis Eliseos'dan yardım ister. Sokratis Eliseos olayı henüz incelemeye başlamışken, şehirde ikinci bir cinayet işlenir. Maktul dedektifin çocukluk arkadaşı olan bir avukat olunca, Sokratis bu olayları oldukça ciddiye alır. Bundan sonrası hakkında bilgi vermek sizin okuma zevkinizi etkileyebilir o nednele farklı konulara değineceğim. Kitabı pek çok açıdan eleştirsem de, beğendiğim en önemli noktalardan birisi bu dedektifin işleniş tarzıydı. Her ne kadar polisiye bir kitap olsa da, yazar dedektifi şaşırtacak kadar zeki veya üstün nitelikli bir karakter olarak karşımıza çıkarmıyor (zaten asıl işinin araştırmacılık olduğunu söylemiştik). Sokratis kendi halinde bir adam ve her insan gibi bazı hatalar yapıyor. Bu nedenle yazarın bu yaklaşımını biraz sıra dışı buldum ve beğendim. Ancak diğer karakterlerin (birkaç tane Türk karakter vardır) çoğunlukla yabancı olması da eleştirdiğim unsurlardan birisi. İzmir ticaret ve siyaset anlamında ele geçirilmiş gibiydi (avukatlar, doktor ve ticaret adamları, liman çalışanları vb. herkes Rum, Fransız veya farklı millettendi). Belki de doğru bir gözlemdir, bilmiyorum.

Yazar romanda mekanlara önem verdiğini ve İzmir'in eski mekansal yapısı üzerinde durduğunu belirtmiş ancak ben buna pek katılamadım. Kitapta birkaç yer hariç her yer "işhanı", "malikane", "liman", "istasyon", "bağ evi", "Ermeni Mahallesi" vb. olarak geçiyordu ve çok detaylı betimlemeler yapılmamıştı. O nedenle benim aklımda bir şehir silueti oluşmadı okurken ve şu an da İzmir'e dair mekansal bir kazanımım yok maalesef. Konudan bağımsız olarak, kitap bana konu olarak farklı da olsa, eski İzmir'i anlatması dolayısıyla Rum yazar Mara Meimaridi'nin "İzmir Büyücüleri" kitabını anımsattı.

"Sokratis Eliseos özel dedektifti. Avrupa'daki şirketlerin ticaret yapmak istedikleri İzmirli tüccarlar hakkında gizli araştırmalar yapar, borcunu ödemeden ortadan kaybolan işadamlarının peşlerine takılır, sahtekârlık olaylarıyla uğraşırdı. Cevdet Sami'yle beş yıldan beri tanışıyordu. İncelediği esrarengiz olayları çözmek için serkomiserin görev yaptığı karakola sık sık gider, ondan bilgiler alırdı. Polisin de ona danıştığı konular olurdu. Ancak Cevdet Sami, ilk kez bir cinayet olayında yardımını istemişti."