Powered By Blogger
METİS YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
METİS YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2015 Çarşamba

Barbarın Kahkahası - Sema Kaygusuz

Yazarın da dediği gibi, hem öfkeli hem de alaycı bir kitap var karşınızda! Sema Kaygusuz okuyan herkesin rahatça tespit edebileceği üzere bir motelde yaşananlar üzerinden bir ülkeyi anlatıyor. Ancak bir husus gerçekten sorgu gerektiriyor: Hangi ülke? Yaşayanlar ve anlatıcı Türk diye anlatılan ülkenin Türkiye olması bile tartışılabilir zira yazarınn da dediği gibi, hiçbir kara parçası gerçek anlamda bir kültür oluşturmaya yetmeyecektir, yani dünya yalnızca "kendi ülkemizden ibaret" değildir.  Kaldı ki, lokasyon bile bunu kanıtlar nitelikte: Mavi Kumru Moteli. Motelin benzerlerinden ne farkı var ne de artısı, yalnızca içinde yaşayan tatilcilerle bir varlık ifade ediyor. Tatilciler ise yaşadıkları bireysel huzursuzlukları değişen "koku" üzerinden tüm motele yansıtarak toplumsal kırılma noktaları hakkında bir fikir veriyor okuyucuya (her birinin profili yan yana gelince bir ülke tablosu oluşturuyor aslında).  Olaylar tatilcilerden birinin, Turgay'ın gecenin bir yarısı tüm sıkıntısını üzerinden atmak istercesine denize işemesiyle başlıyor. Okey oynayan hanımların bu olaya tanık olup, içlerinden birinin olayı büyütmesinin ardından, bu "çiş hadisesi" boyut değiştiriyor. Turgay'ın yarattığı dalganın bazı kişilerce bir tepki yöntemi olarak görülmesi sonucu, faili meçhul çiş hadiseleri görülmeye başlanıyor (çarşaflara, havlulara, minderlere çiş yapan kişi veya kişiler). İlk bakışta yaşananlar oldukça basit olaylar, ancak bu hadisenin görünmeyen tarafında toplumun farklı kesimlerini temsil eden kişiler var. Herkesin bir yorumu ve tespiti var ama bir soruya cevap yok: Herkes ne kadar temiz acaba?

Kitap anlaşılır bir dille ve heyecanlı ilerliyor, ancak yazarın hangi sembole hangi anlamı yüklediğinin tespiti o kadar kolay değil (belki de ben abartmışımdır). Ancak benim küçük bir eleştirim artık bu konulardan biraz sıkılmış olmam Bu kitabın iyi bir kitap olduğu gerçeğini değiştirmiyor, okunmasını da tavsiye ediyorum (ayrıca yeni kelimeler de öğreniyorsunuz: ışgın, ufunet, kolyoz, kalvados vb). Ben sadece yaşananların ve bu ülkenin travmatik geçmişinin sürekli karşımıza çıkarılmasından kendi adıma rahatsız olmaya başladım, ya da kitapta her yerde karşıma çıkan "sidik kokusu"dur bu düşüncemin sebebi (kitap bu yönüyle bana Sineklerin Tanrısı'nı anımsattı). Bu arada kitaptaki reçetelerden birisine ülke olarak ihtiyacımız var gibi:

"Her gün ağzına bir karanfil tanesi koysa, kahvaltıdan sonra mesela, şu Serpil Hanımın önce kanı temizlenir sonra niyeti. Eski Çin İmparatorluğu'nda diplomatik münasebetler sırasında devlet adamları dillerinin altına karanfil tanesi koyar; karanfilin soğutucu tesiriyle konuşurlarmış... Sabah çayına veya sıcak suya atılan tek bir karanfilin fesatlığa nasıl iyi geldiğini idrak edebilmek çok önemli."

5 Mart 2015 Perşembe

Hasretinden Prangalar Eskittim - Ahmed Arif

Uzun zamandır Ahmed Arif'i okumak istiyordum, özel basım şiir kitabını görünce hemen aldım. Kitap Ahmed Arif'in ilk ve tek şiir kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" kitabındaki şiirlerin tümü ile kendisi için yazılan şiirlerden, çeşitli dergilerde yayınlanmış ancak bir araya toplanmamış şiirlerden, röportajından ve kendisi için yazılan inceleme/yazılardan oluşuyor. 1927 diyarbakır doğumlu olan Ahmed Arif'in şiirleri 1944-1955 yıllarında çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanmış, 1968 yılında ise şiir kitabının ilk basımı yapılmıştır. O günden bu yana geniş bir okur kitlesi tarafından beğenilerek okunan Ahmed Arif hakkında her türlü yazı bu kitabına bulunabilir. Şiirlerinin büyük kısmı yaşadıklarından ve gözlemlerinden oluşmuşve yalın bir dil kullanılmıştır (hatta yer yer kendi yöresinde kullanılan kelimelre de yer verilmiştir). 1970 yılında Veysel Öngören ile yaptığı bir röportajda Ahmed Arif bu konuda şu şekilde bir açıklama da bulunmuştur: "...benim şiirim ile konuşmam arasındaki özdeşlik hemen hemen hiçbir şairde yoktur. Kısacası, halkımın canlı, elvan ve gürül gürül dilinden hiç kopmadım ki şiirimde kopayım, yozlaşıp yabancılığa boğulayım." Bir şari yiğitse ve üstelik bir de devrimciyse elbette yaşadığını yazar ancak Ahmed Arif'i iki konuda eleştiriyorum: Birincisi Orhan Veli'yi "şehir burjuvası" olarak tanımlaması ve kendisini övmesi (Bre neyin kibri bu?).

Ahmed Arif'in şiirlerini ve kendine özgü tarzını beğendim, yaşadığını yazmaktan kastının salt hayat değil de yaşama kavgası, sevdası, acıları ve ağıtlarını bir türkü gibi şiirlerine aktarmak olmasını da sevdim. Şiir okumayı seven kişilere Ahmed Arif'e de bir şans vermelerini tavsiye ediyorum (ki şirii gerçekten seviyorsa zaten çoktan vermiştir) :).

"Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları, asi dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. 'Daha deniz görmemiş' çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir." (Cemal Süreya, Papirüs Ocak 1969).

Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terk etmedi sevdan beni...
----------------------------------
.......
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana,
Bir bu yana...

Seni, bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusunen ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
.........
Seni, anlatabilsem seni...
Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...