Powered By Blogger
MİHRİMAH SULTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİHRİMAH SULTAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2014 Cumartesi

Ustam ve Ben - Elif Şafak

İşte buna tam bir "Osmanlı" kitabı diyebiliriz, içinde entrikalar, yalanlar ve hikayeler barındıran... Bir de aşk var tabi, olmazsa olmaz! Elif Şafak'ın her kitabını merak ederim ve severek okurum (bu şahsını sevdiğim anlamına gelmez). Hakkında söylenen intihal iddialarına (ki mümkün) ve bazı kendini çok aydın sananların "popüler kitap okumam, ben herkesten farklıyım" yorumlarına rağmen ben bu yazara takıntılıyım. Kitabın Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatması sebebiyle, yazarın Türkiye'nin son yıllarda içine düştüğü "Muhteşem Süleyman Dönemi" ilgisini kendi lehine kullanmak istediğini düşünüyorum. Yine de emin değilim, zira kitap dışarıdan da hikaye olarak da bu mesajı pek vermiyor. Kitapta Hint hükümdarı tarafından Osmanlı padişahına hediye edilen ender bulunan bir beyaz filin (Çota) ve onun bakıcısının (filbaz derler adına/inanma sakın lafına) hikayesi anlatılmaktadır. Gayri ihtiyari bir şekilde Mihrimah ile karşılaşan ve ona aşık olan filbaz Cihan'ın Mihrimah'ı etkileyebilmek için anlattığı masallar arasında kayboluyorsunuz. Böylece hikayenin bir bölümünde neyin doğru neyin yanlış olduğu anlaşılamıyor. Mimar Sinan'ın (Usta) dikkatini çeken ve onun çırakları arasına alınan Cihan, hem fil bakıcılığı hem de mimar çıraklığı yaparak İstanbul'da zaman geçirir. Cihan'ın anlatımıyla, zavallı beyaz filin, Mimar Sinan'ın, Sultan Süleyman'ın, Sarı Selim'in ve unutkanlıklar şehri İstanbul'un "off the record" hikayelesini okuyacaksınız. Ancak, sanmayın ki kitap bu tarihi karakterler içindir! Aksine, tanınmayan kimsesiz bir mimar kalfası filbazın ara ara yolunun dönemin ileri gelenleriyle kesiştiği yaşam öyküsüdür bu!

Elif Şafak'ın hikayeleri genelde akıcıdır ve kolay okunur ayrıca ilginç hikayelerden de bahsetmeyi sever. Bu kitabını okuyarak, Mimar Sinan, kalfaları, Takiyeddin, Nurbanu Hatun, Ebussuud Efendi, Mecnun Şeyh Leyli, Sokullu Mehmet Paşa, İlahi Komedya vb. isimlerin veya Mimar Sinan'ın ünlü eserlerinin akılınızda dönemleriyle birlikte kalmasını sağlayabilirsiniz.  Hikayenin en sevdiğim bölümlerinden birisi, Hindistan diyarından gelen (!?) Cihan'ın İstanbul'a olan muhabbeti azaldığında gelmiş geçmiş en muhteşem yapılardan birisi olan Tac Mahal'ı görmeye Agra'ya gitmesiydi: "Bazı şehirlere kendi istediği için gider insan; bazılarına da şehir istediği için. Buraya ayak bastığı an, Agra'nın ta en başından beri onu çağırdığı hissine kapıldı Cihan."

 "Her gün düşünüyorum maziyi. Geride bıraktığım şehri. İsanlar yürüyüp geçiyordur şimdi; görmeden düşünmeden.... İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış. O taşlardan birine bir sır sakladık. Çok zaman geçti züerinden, nice alametler birikti ama hala orada olmalı, bıraktığımız noktada. Bilmem bulan çıkar mı? Bulsa bile anlar mı? Ustamdan geriye kalan yüzlerce ve binlerce taştan bir tanesi var ki; altında gizli Arzın Merkezi."

Bununla beraber, tarihle oynama yaptığını ve tarihi karakterlerden esinlenerek kurgu karakterler yarattığını Elif Şafak sonsözde söylemiş zaten. O nedenle tarihe (kronoloji) ilişkin yapılan eleştirileri yersiz buluyorum. Sonuçta, yazar bir tarih kitabı ortaya koymadığını belirtiyor zaten. Ancak aşağıdaki linkte bulunan eleştiriler bana çok dikkati ve başarılı geldi kendisini tebrik ediyorum:

http://www.arkitera.com/gorus/449

Ancak siz yine de okuyun, okumayı seven biri olarak okuyun: "Ama Simeon'un köhne evinde; mürekkep, kağıt, tirşe, balmumu ve ekmek kokularıyla sarılı halde, bir kitaba burnunu gömerek herkesi ve her şeyi unutmanın, unutabilmenin verdiği hazzı hiçbir şeyden alamayacaktı. Aşk gibiydi okumak da... Neden, nasıl müptelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü."

22 Şubat 2013 Cuma

İki Cami Arasında Aşk - Mürvet Sarıyıldız

Bu kitabı bir günde bitirdim. Ancak söylemek gerekirse müthiş beğendiğimden değil, yalnızca sayfa sayısının azlığından ve kolay okunduğundan çabuk bitti. Bir taraftan da içimden bitsin bu işkence demiş olabilirim :).
 
Kitaptan bahsetmek gerekirse, insan ilişkilerinde sınırları aşkın belirlediğini vurgulamaktadır. Aşkın yaşı ve zamanı olmadığına ve bu yoğun duygunun insan psikoloji üzerinde nasıl değişimler yapabileceğine dair mesajlar verilmeye çalışılmıştır. Ancak, kitabın yoğun bir anlatımı yok ve ara ara düşük cümlelere rastlayabiliyorsunuz. Hikaye, Mimar Sinan'ın Karaboğdan Seferi'nde Sultan Süleyman'ın güzeller güzeli kızı Mihrimah Sultan'ı (Mihrimah Farsçada güneş ve ay anlamına gelmektedir) görerek ona aşık olmasıyla başlıyor ve tarihi sıralamaya göre devam ediyor. Yani, Mihrimah Sultanın Rüstem Paşa ile evlenmesi, Rüstem Paşanın sadrazam olması, Mimar Sinan'ın aşkını yaptığı mimari eserlerde somutlaştırması şeklinde. Tek ilgimi çeken nokta, Üsküdar'a inşa edilen Mihrimah Sultan Cami ile Edirnekapı'ya inşa edilen Mihrimah Sultan Cami arasındaki esrarengiz ilişki. Her yıl 21 Martta (21 Mart gece ve gündüzün eşit olduğu bir gündür ve aynı zamanda Mihrimah Sultanın doğum günüdür) bu iki cami minaresi arasında birinden ay doğarken diğerinden güneş batmaktaymış. Belki de bu olağanüstü görüntü (eğer doğruysa görmek istiyorum) gerçekten tarihte bir mimarın yapabileceği en mükemmel aşk eseridir. Ancak belirtmek gerekir ki, Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultana olan aşkı henüz kanıtlanan bir olay değildir ve ben bunun tarihsel bir fantezi olma ihtimali üzerinde bazı tarihçiler ile hemfikirim.

"...ay ve yıldızlar, geceleri uyuyamayan insanlara sadece ilham verir. Sevgilisinden, ayrı şairlerin şiirlerini yazmasını kolaylaştırır. Aşıkların ise, acısını dindirmek yerien kat be kat arttırır. Gece karanlığıyla aslında insanın kendine itiraf edemediklerini aydınlığa çıkarır..."