Powered By Blogger
FELSEFE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FELSEFE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2018 Salı

Duman Otel - Bülent Çallı

Duman Otel yine tavsiye üzerine alıp okuduğum kitaplardan. Henüz karşılaşmadığımız yazarlar arasında okuyunca çok farklı bulup beğeneceğiniz cevherler var, Bülent Çallı da bunlardan birisi. Yazarın ilk kitabı olan Simsiyah'ı henüz okumadım ama söylenenlere göre ikinci romanı olan Duman Otel ilk kitabına bazı göndermeler yapmaktadır.  Çallı'nın Sultanahmet ve eski İstanbul dediğimiz semtlerdeki sokak, apartman, deniz kenarı vb. mekanları detaylı şekilde anlatması her iki romanının da ortak özelliği olarak belirtiliyor, bununla beraber detaylandırılan eski semtler de okuyucuda ayrıca bir merak uyandırmış. Aslına bakarsanız Duman Oteli'nin hikayesi de merak uyandırıcı, bazı yerlerde neyin gerçek neyin akıl oyunu olduğunu tam kavrayamasanız da yavaş yavaş açılan ve açıldıkça daha da merak ettiren bir kurgusu var. Kitapta olaylar Sultanahmet'te bir otelde gece resepsiyonisti olan Emin'in anlatılarıyla başlıyor. Daha ilk andan itibaren Emin'de normal olmayan bir şeyler hissedilmeye başlanıyor. Bir gece patronu oteli arayıp kayıt alınmadan bir akrabasının otele yerleştirilmesini talep ediyor. Emin bu kadını otele yerleştirip İstanbul'a kocasını aramaya geldiğini öğreniyor ve hoşlandığı bu kadına bu arayışında yardımcı olmayı teklif ediyor. Emin kadının kayıp kocasını ararken aslında asıl aradığı şeyin "hakikat" olduğunu fark etmek de uzun sürmüyor. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında sıkışan hikaye bir sarmal gibi dönüp duruyor. Geriye tek bir soru kalıyor: Dünyada kötülük vardır, ama neden vardır?

Kitaptaki olaylar otel lobisi ve gece karanlığı ile birleşince ortaya insanı huzursuz eden bir hikaye çıkmış yine de gizemli karanlığına rağmen hikayeyi sevdim. İlk anda kitabın bir otel lobisinde resepsiyonistin anlatımıyla başlamasıyla Anayurt Oteli'ni anımsadım, yazarın hemen sonrasında bu romana da selam göndermesi ayrıca hoşuma gitti. Birkaç yerde bazı ontolojik tartışmalar & çıkarımlar olması da yazar hakkında "felsefeci" kimliğine sahip olup olmadığını düşündürdü. Akabinde yazar Bülent Çallı'nın bir ropörtajında İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü öğrencisi olduğunu okuyunca hikayedeki tartışmaları benim için biraz daha anlam kazandı. Kitabın ana karakteri Emin ile birlikte gerçeğin peşinden gitmek beni heyecanlandırdı, okumanızı tavsiye ederim.

"Kadın, siyah saçlarıyla aynı renkte bir atkının süslediği narin boynunu eğmiş, her parçası sağlam ve eksiksiz bir Venüs heykeli gibi karşımda duruyor. Ona baktığımda, oteldeki bütün ışıklar silikleşiyor, sönüyor sanki. Tam altında durduğu spot lambası adeta bir tek ona yöneliyor. Zavallı lobimiz hemen değişiyor görkemli, kırmızı bir müzeye benzemeye başlıyor. Kadın sanki otelin kayıp olan eski bir parçasıymış gibi oteli tamamlıyor..."

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder

"Sofie'nin Dünyası" okurları için yapılan bazı eleştirilere katılmıyorum. Zira bu kitap hakkında felsefeden çok az anlayan insanların bu kitabı okuyarak felsefe konusunda sahip olduğu birtakım bilgiyle uğraşmadan bir yere gelmeye çalıştıkları söylenmiş. Diyeceğim şu ki, en azından 600 sayfalık bir kitabı okuyarak özet de olsa felsefe tarihi öğrenmiş o kişiler. Siz ne yaptınız? Diyorsanız ki, "bütün felsefe tarihini ansiklopedilerden araştırmak ve kütüphanelerde sabahlamak suretiyle kronolojik olarak öğrendim" ha o zaman saygım büyük, pardon! Sofie'nin Dünyası'nın roman kahramanı Sofie'nin bir gün posta kutusunda "Kimsin sen?" yazılı imzasız bir kart bulur ve o gün en temel sorularla başlayarak esrarengiz bir felsefe öğretmeninden felsefe tarihini öğrenir. İlkçağlardan ve mitolojilerden başlayan dersler Antik Yunan ve Doğa filozofları ile devam eder. Akabinde, tahmin ettiğiniz üzere, Demokritos, Sokrates, Platon ve Aristoteles'i felsefi akımlar (Helenizm), kültür etkileşimleri (Ortaçağ ve Rönesans), Barok dönem, Descartes, Spinoza, Locke ve Hume izler. Aydınlanma çağı ve Romantik çağ filozoflarından kısaca bahsedildikten sonra (Kant, Hegel, Kierkegaar, Marx) tam olarak filozof denilemese de, en azından düşünür/bilim adamı diyebileceğimiz Darwin, Sartre ve Freud anlatılarak günümüze gelinir. Tabi bu süreçte Sofie kendi hayatına dair ilginç sırlar da keşfedecektir. Roman içinde roman denilebilecek, her yaştan insanı kendi içine çekebilecek türden bir başyapıt, mistik tarihin felsefe taşı...

Oldukça başarılı bulduğum bir kitaptır. Bu başarıyı kitabın kolay okunması veya mükemmel bir kurgusu olması gibi durumlarla destekleyemeyeceğim ancak öyle tahmin ediyorum ki yıllar süren bir araştırmanın ve çalışmanın  ürünüdür. Kitabın insanlar üzerindeki olumlu bir etkisi de, eğer felsefeye ilgi duyuyorsanız, sizi araştırmaya itmesidir (ki ilgi duymayanların kitabı bitirebileceğini pek sanmıyorum). Sağladığı derin bigiler açısında genel kültürünüzü geliştirecek bir kitaptır. Okunmasını tavsiye ediyorum.

Yine de kitaba dair bazı eleştirilerimi belirtmek isterim: Bir tanesi bazı tarihi bilgilerin yanlış verildiği yönünde ki bu normal olabilir zira 1991 yılında yazılmış br kitaptan söz ediyoruz ve 25 yılda bazı tarihi gerçeklerin aslında öyle olmadığı ortaya çıkmış olabilir. İkinci bir husus da, Hristiyanlık ideolojisinden ve bu ideolojinin felsefeye olan ilhamından uzun uzun söz ederken, İslam felsefesinden oldukça az bahsediyor. İslam felsefesi de büyük bir coğrafyayı etkileyen önemli bir ideoloji olduğu için daha fazla bahsedilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Ayrıca "gizemcilikten" (mistisizm) söz ederken "Ben Tanrı'yım"ı anlatması ancak Hallacı Mansur'dan veya "yaradılanı yaradandan ötürü sevmeyi" anlatırken Yunus Emre'den hiç bahsetmemesi veya Mevlana gerçeğinin göz ardı edilmesi de dikkatimi çeken bir nokta.

"İyi bir filozof olabilmek için gereksindiğimiz tek şeyin hayret etme yeteneğimiz olduğunu söylemiş miydim? Eğer söylemediysem şimdi söylüyorum: İyi bir filozof olma için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir."