Powered By Blogger
RUBAİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RUBAİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2020 Salı

Duvar - Attila İlhan

Bu aralar dünyayı etkisi altına alan Pandemi nedeniyle içinde bulunduğumuz ruh halinin de etkisiyle kitap okumak veya daha farklı bir aktivite ile oyalanmak eskisinden de zor geliyor bana. Aslında tam tersinin olacağını tahmin ederdim zira uzun zamandır evden çalışıyorum ve bu durum çalışma saatlerim dışında bana eskisinden daha fazla boş zaman kazandırıyor. Sanırım karamsar ruh halim bir kitaba odaklanmamı zorlaştırıyor, şimdilik başka bir açıklama bulamıyorum :). Bu nedenle bana iyi geleceğini umarak bu kez Attila İlhan'ın ilk şiir kitabı olan Duvar'ı okumayı tercih ettim (seçtiğim kitabın adı çok manidar). Şiir okumayı severim, uzun zamandır da fırsat bulup okuyamıyordum, bu nedenle Duvar'ı sevdim. Attila İlhan'ın bu kitabındaki her bir şiirinde bir özlem, bir yalnızlık, bir yardım çığlığı, bir emek, bir sosyal mücadele var gibiydi. Diğer kitaplarından farklı olarak bu eserindeki şiirlerinde Anadolu kokusu ve Halk edebiyatı etkisi de vardı. Bu şiir kitabı yayınlandığında, daha doğrusu bu kitaptaki şiirlerini yazdığında Attila İlhan'ın çok genç olduğunu düşünürsek, belki de bunun nedenini arayış içinde olmasıydı. Ya da İkinci Dünya Savaşının toplumlar üzerinde yarattığı travma düşünüldüğünde, bu travmayı hisseden genç bir şairin gelgitleri şiirlerine bu şekilde yansımıştı, kim bilir.

Aslında bu kitaptaki en sevdiğim şiiri buraya hem uzun olduğu için hem de merak edip kitaptan okumanız için alıntılamadım, en sevdiğim şiir kitaba adını veren "Duvar." Özellikle bu şiirin ikinci dünya savaşı içinde kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmış olması beni bu aralar etkiledi. Bu konunun Pandemi nedeniyle duvarlar arasında kapalı kalmış olmamızla da ilgisi olduğunu düşünüyorum: Ben bir duvarım hiç güneş görmedim / sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar. Şiir okumaktan herkes hoşlanmaz ama seviyorsanız ve henüz okumadıysanız, bu kitabı mutlaka tavsiye ederim!

----
sen ve ben
realist şairle sevgilisi
birbirimizin gözlerine bakarak
yaşıyoruz bulutlar gibi
şimdilik
hayal kurarak
----
karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
bu gece dağ başları kadar yalnızım

çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
dudaklarımda eski bir mektep türküsü
karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
gözlerim gözlerini arıyor durmadan
neredesin
---
sarı baş örtülü bir kadın bir türkü yakmaktadır
buğday yıkamış güneşte kurutmaktadır
uzaktaki sevgilimi hatırlatırsınız bana
ah benim memleketimin dokunaklı şarkıları

11 Ocak 2017 Çarşamba

Rubailer - Mevlana (Hasan Ali Yücel çevirisi)

Mevlevi tarikatının kurucusu olan Mevlana Celaleddin Rumi Belh şehrinde doğmuş ve Konya'da yaşamış şair ve düşünce adamıdır (1207-1273). Mevlana düşünce adamlığının yanında edebi yönüyle de tanınan bir mutasavvıftır. Yaklaşık yirmi altı bin beyitten oluşan Mesnevi'si, Divan-ı Kebir'i, Vaazları (Mecalis-i Seba'a) ve Mektubat'ları (Mektuplar) ile tanınır. Pek çok şairin mesnevisi olmasına rağmen bu tür ile tanınan, diğer bir deyişle Mesnevi denince akla gelen kişidir Bununla beraber Mevlana'nın aynı zamanda yine Farsça yazmış olduğu Rubaileri de vardır. Tabi rubai denince ilk akla Ömer Hayyam gelmektedir ancak Mevlana'nın rubailerinin de en az Hayyam'ınkiler kadar iyi olduğunu söylemek mümkündür. Cumhuriyet döneminde Yahya Kemal Beyatlı veya Arif Nihat Asya gibi rubai türünde şiirler yazmaya devam eden şairler de olmuştur. Yeri gelmişken belirteyim, "rubai" aruz ölçüsü ile yazılan ve dört dizeden oluşan bir divan edebiyatı nazım biçimidir. Lisede edebiyat derslerinde aruz ölçüsü ile yazılan nazımların genelde beyitten (iki dizeden) oluştuğunu öğrenmiştik anımsarsanız, rubai bu biçime istisna teşkil eden bir türdür. Genelde mahlas olmadan yazılır ve çıkışı İran Edebiyatı'dır. Bu nedenle olsa gerek, gördüğüm tüm rubailerin özgün dili Farsçadır. Mevlana'nın bu eserde bulunan rubaileri de Farsça yazılmıştır ancak bu ülkenin gördüğü en aydın kişilerden birisi olan ve telif ve çevirileriyle de son derece nitelikli bir kültür insanı olan Hasan Ali Yücel tarafından Türkçeye çevrilmiştir (rubailerin Farsçaları da eserde yer alıyor bilenler veya öğrenmek isteyenler için). 

Rubailerde, aşk, şarap, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf gibi konular işlenir. İlk iki dize fikrin hazırlayıcısı olup, üçüncü veya dördüncü dizede de verilmek istenen asıl düşünce verilir. Mevlana'nın rubailerinden aldığım örnekler aşağıdadır, yanınıza bu kitabı alın ve canınız sıkıldığında birer dörtlük okuyun derim. İyi okumalar!

Başımı koyduğum her yerde secde edilen odur
Dört köşe ve altı bucakta tapılan hep odur
Bağ, gül, bülbül, sema, sevgili...
Bunlar hep bahanedir; yalnız ve asıl masut odur

Ben göklerin her birinde birtakım insanlar
Ve onların üzerinde de melekler görüyorum
Ey şaşı, eğer sen biri iki görüyorsan,
Ben de senin aksine ikiyi bir görüyorum

Ey can, haberin var mı ki cananın kimdir?
En gönül farkında mısın kin mihmanın kimdir?
En ten, türlü hile ile kaçmak yolunu arıyorsun;
Halbuki o seni çekiyor, dikkat et seni arayan kimdir?