Powered By Blogger
KUMAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KUMAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2016 Cuma

Bir Kadının Hayatından 24 Saat - Stefan Zweig

Bu kitabı, birkaç gün önce kitabımı iş yerinde unuttuğumu fark edince aldım. Bir arkadaşımı beklemem gerekiyordu ve bu süreyi kitap okuyarak değerlendirmek istediğim için ve eser de çok uzun olmadığından (100 sayfa) tercihimi Stefan Zweig'dan yana kullandım. Kitap mutlu bir evliliği olduğu tahmin edilen iki çocuk annesi bir kadının bir sabah eşini yeni tanıştığı bir adam için terk etmsiyle başlıyor. Monte Carlo yakınlarında olduğunu tahmin ettiğim bir pansiyonda geçen olayda Madam Henriette'nin genç bir Fransız adamla kaçması pansiyonda kalan diğer misafirler için bir anda önemli bir yuvarlak masa tartışmasına dönüşür. Pansiyon sakinlerinin genç bir adamla kaçan kadını adeta taşa tutarak acımasızca eleştirmelerine karşın, olayın anlatıcısı -yazar- bu olayda kadın ile empati kurarak madamı bu küçük topluluğa karşı savunur. Bu hararetli tartışmada yazarın ifadeleri tartışmaya hiç katılmamış olan yaşlı bir İngiliz hanımın -Mrs. C.- dikkatini çeker ve yazar ile özel olarak görüşme talebini iletir. Bütün gece sürecek olan bu özel görüşmede Mrs. C. yıllar önce başından geçen bir yirmi dört saatin hikayesini yazara anlatır ve yalnızca bir gün de sürse, tutkunun insan hayatını nasıl değiştirdiğini ve bir ömür sürecek şekilde nasıl etkileyebileceğini açıklar. Zweig'in bu eserindeki ruh çözümlemeleri ve karakterlerin derinliği o kadar etkileyicidir ki, bu eseri Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yerini almıştır.

Art arda okuduğum iki kitapta kumar konusunun işlenmesi ve kumarbazların anlatılması ilginç bir tesadüf olsa gerek. Dostoyevski ve Stefan Zweig gibi iki dev yazarı karşılaştırmak istemem ancak daha kısa bir kitap olmasına ve ana konusu "kumar tutkusu" olmamasına rağmen Stefan Zweig; kumar bağımlılığını, kumarın insanın gözünü kör eden tutkusunu ve pişmanlığını daha etkileyici vermiş kanaatimce. Stefan Zweig'in eserini okurken gerçekten empati yapabildiğimi hissettim. Tabi sizi etkilemiş gibi olmayayım, ikisi de önemli eserler, okumanızı tavsiye ederim.

"...görünüşe göre kendilerini 'kolayca baştan çıkarılabilenler'den daha güçlül, daha edepli ve daha temiz hissetmek insanların hoşuna gidiyordu. Şahsen ben, bir kadının içgüdülerinin peşinden özgürce ve tutkuyla gitmesini, bilinen örneklerdeki gibi kocasını onun kollarındayken, gözlerini kapayarak aldatmasından daha dürüstçe buluyordum."

30 Haziran 2016 Perşembe

Kumarbaz - Fyodor Dostoyevski

Kumarbaz Dostoyevski'nin en kısa sürede yazdığı eseri bu sanırım. Tam olarak yirmi beş günde tamamlamış. Denir ki, yayınevinin kendisini sıkıştırması sonucu stenograf (hızlı yazım tekniklerinden birisi, araştırabilirsiniz)  bir hanımın yardımı ile yirmi beş günde kendi hikayesini yazıya geçirmiştir. Kitapta bir kumarbazın içine düştüğü çıkmaz ve kumarın insan ruhunu nasıl ele geçirdiği anlatılmaktadır. Roulettenburg'da tatil yapan bir Rus ailesinin (bir zamanlar varlıklı olan Rus General ve ailesi) üzerinden aile ilişkileri, aşk ve tutku sorgulanıyor da denilebilir. Rus ailesinin öğretmenliğini yapan Aleksi Ivanoviç'in ailenin Roulettenburg gezisine sonradan katılmasıyla olaylar başlar. Akıllı bir öğretmen olan Aleksi, General'in yanında sık sık gördüğü bir tefeci Fransızdan sonra General'in nasıl bir borç batağında olduğunu fark eder. Bütün aile Moskova'da yaşayan ve hasta olduğu söylenen büyük halanın ölmesini ve kendilerine büyük bir miras kalmasını beklemektedir. General'in üvey kızı Polina'ya aşık olan Aleksi de bütün olumsuz şartlara rağmen ailenin yanından ayrılmamaktadır. Ailenin kaldığı tatil beldesi aynı zamanda kumarhaneleriyle ünlü olduğu için boş vakitlerini rulet masalarında değerlendiren Aleksi zamanla içinde var olan bambaşka bir tutkuyu keşfeder: kazanma hırsı. Önceleri bunu Polina için yaptığını düşünürken, zamanla aslında tepeden tırnağa kumar hırsına bulandığını fark eder. Maddi durumları kötüleşen General ve ailesiyle arası da bozulan Aleksi'nin bu bağımlılık sonucu her şeyini kaybetmesi an meselesidir.

Kumarbaz eserinde Dostoyevski'nin kendi hayatından esinlendiği söylenmektedir. Gençliğinde Almanya'nın Wiesbaden bölgesinde casinolarda çok para kaybeden ve uzun süre parasızlık çeken yazar, bu şehre atıf yaparak Kumarbaz'da "Roulettenburg" adında farazi bir Alman şehri belirlemiştir. Bu eserinde Suç ve Ceza'daki gibi başarılı bir karakter tahlili yapılmasa da, Aleksi'nin dramatik aşk ve kumar tutkusu sade ve anlaşılır bir şekilde veriliyor. Aslında bu kitapta Dostoyevski'nin asıl sorguladığı şey kumar masasında yalnızca paranın mı yoksa daha fazla şeyin mi kaybedildiği.
 
"...Ve yine kazandım. Siyaha dört yüz koydum...Kazandım. Sekiz yüzün tümünü manque'ya koydum... Yine kazanmıştım. Daha öncekilerle birlikte toplam bin yedi yüz guldenim vardı ve bunlar beş dakikadan daha kısa bir zamanda oluvermişti! Evet, böyle anlarda hayattaki tüm başarısızlıklarını insan bir anda unutuveriyor. Düpedüz yaşamımdan daha da fazlasını ortaya koyarak elde etmiştim bunu; tehlikeyi göze almıştım. Ve şimdi yine insan statüsüne çıkmıştım işte!"