Powered By Blogger
HALK ŞİİRİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HALK ŞİİRİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2016 Cuma

Aşık Nihani / Erzurum'un Yüzleri - Sedat Adıgüzel

Atatürk Üniversitesi Yayınlarından basılan bu kitap hasbelkader elime geçmiş ama nereden temin ettim anımsamıyorum. Kitabı yeni kitap almamak için kütüphanemde okumadığım kitapları ayırırken buldum ve halk şiirlerini okumayı sevdiğim için okudum, zaten yetmiş sayfa olduğundan okuması da kolay oldu. Asıl adı Mustafa (Gedik) olan Aşık Nihani, Erzurum'un Bardız Beldesine bağlı Göreşken Köyünde doğmuş (1884) ve önceleri hafızlığa başlasa da, hafızlığa devam etmeyip badeli aşıklardan olmuştur (Badeli Aşık, düşünde bir pirin elinden aşk badesi içerek saz çalıp söyleyen halk şairine verilen isim). Söylenene göre Aşık Nihani bir şehit mezarı yakınlarında namaza durur ve namaz sırasında (yarı uyanık yarı uyur iken) üç derviş görür. Bu dervişler kendisine hem bade içirip hem de sonraları pek çok şiirinde aşkla söz edeceği kadını gösterirler. Kadının Afgan Emirinin kızı Mihriban Sultan olduğu kendisine malum olur ve dervişler bir anda ortadan kaybolurlar. İşte bu nedenle şair kaybolmak/gizli kalmak anlamına gelen "Nihani" kelimesini mahlas olarak kullanmaktadır. Aşık Sümmani ile aynı dönemde yaşayan Aşık Nihani kendisi ile görüşme şansı da elde ederek aşıklık geleneğini ve inceliklerini Aşık Sümmani ile Anadolu'yu gezerken öğrenir. Bu geziler sayesinde pek çok aşık ile tanışır ve adını Anadolu'da duyurmayı başarır. Aşık Sümmani'yi kendisine örnek aldığı için olsa gerek, şiirlerinde Sümmani etkisinin çokça görüldüğü da söylentiler arasındadır.


Bazı şiirlerinde eski dilden kelimeler kullansa da (yaşadığı dönem itibariyle normal sanırım) ben Aşık Nihani'nin şiirlerini beğendim. Eski dilden kelimeleri bolca kullanmasını kendi adıma eleştiriyorum zira halk şairlerinin en önemli ve sevilen özelliğinin "halk dili" olması gerektiğini düşünüyorum. Şiirlerinde hem ilahi aşk hem de beşeri aşkı anlatan Aşık Nihani'den bazı alıntılarımı da beğeninize sunuyorum:


***********
Bin üç yüz on sekiz tarih bu müddet
Hudam bana bir ihsanı gösterdi
Geldi selam verdi üçbeş dervişan
Bin derdime bir Lokmanı gösterdi
......
Seyredip cemalin gördüm cismini
Yeşil hat üstüne aldım resmini
Dedim bana söylen yarin ismini
Onlar bana Mehruban'ı gösterdi
.....
Sır taşıyan iki gençtir galiba
Üçler beşler kırklar dedi merhaba
Aceb kimdir buna ola müptela
Yara meftun kul Nihan'ı gösterdi
**************
Hatırıma düşüt canan illeri
Bu saat bu dakka orada olaydım
Bahçıvan bağında gonce gülleri
Derer iken ben o yanda olaydım
.....
Canan ben vuruldum veçhin nuruna
Kaldım bu illerde körü körüne
Evde validemin gelir zoruna
Her dedikçe ben Afgan'da olaydım


Nihani'ye kim söz diye kim haber
Sürür kenar durur rast gelir keder
Her daim yastadır bağlı sim kemer
Belen bağlı o gerdanda olaydım.

28 Mart 2016 Pazartesi

Çolak Hacı / Yaşamı ve Şiirleri - Şarkışlalı Aşık Serdari

Sivas'ın aşıklarıyla ünlü ilçesi Şarkışla'dan bir aşığın akılda kalan şekilde derlenmiş şiirleri ve kısaca hayatının yazıldığı bir eser "Şarkışlalı Aşık Serdari". Doğum tarihi tespit edildiği kadarıyla 1834 olan ve asıl adı "Hacı" Aşık Serdari, çocukluğunda geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kolunun birini kaybedinde yaşadığı bölgede "Çolak Hacı" olarak tanınır olmuş. Tahmin edeceğiniz üzere "Aşık Serdari" kendisinin şiirlerinde kullandığı mahlastır ve bir rivayete göre, aşık atışmalarında çevresindeki aşıkları sürekli alt ettiği için, kendisine komutan anlamına gelen Serdari mahlası uygun görülmüştür. Dönemin şartları gereği okula gidemeyen ve okuma yazma öğrenemeyen Aşık Serdari şiirlerini söyledikten sonra unutmamak için ara sıra yapılan arkadaş toplantılarında okurmuş. Hayatı tam olarak bilinemese de, iki evlilik yaptığı ve ondan fazla çocuk sahibi olduğu söylenenler arasındır (çocuk ölümlerinin fazla olduğu bir dönem olduğunu düşünürsek, kaçının hayatta kaldığını söylemek zor). Bu kitapta Aşık Serdari'den derlenen şiirler ve insanların hatırlarında kaldığı kadarıyla şiirlerin bazılarının hikayeleri anlatılmıştır (örneği aşık olduğu kadınlara yazdıkları, fakirliğini anlattığı, doluda kaybettiği bostanına yazdığı kaçırdığı kızın babasına yazdığı şiirler gibi). Dikkatimi çeken bir husus bazı şiirlerde Aşık Serdari mahlasının olmamasıydı, ama muhtemelen bunun sebebi, kendisinin bu mahlası ün kazandıktan sonra kullanmaya başlamasıdır. Tabi sözlü geleneğin bir sonucu olarak, söyleyeni unutulan birkaç şiir de kendisine atfedilmiş olabilir.

Kitap çok detaylı hazırlanmış veya akademik olarak çalışılmış bir eser değil, ama Türk Halk Edebiyatının bir parçası olan ozanların unutulmaya yüz tutan geleneğini anımsatması açısında benim nezdimde değerli bir eser. Önceden beri, halk edebiyatı geleneklerini ve özellikle saz şairlerinin gündelik yaşama dair söyledikleri ezgili şirileri çok severim; yeri gelmişken Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Türküler Dolusu" şiirinin bir kısmını yazmak isterim: "...Şairim/Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası/Ayak seslerinden tanıırm/Ne zaman bir köy türküsü duysam/Şairliğimdem utanırım..."

Dünyada murad almayan,
Arayıp eşin bulmayan,
Kendi kadrini bilmeyen,
Elin kadrini ne bilsin?

Sinemi vurdum kamaya,
Felek ahımı komaya,
Alışmış pancar yemeğe
Narın kadrini ne bilsin?

Gurbete çıkmayan yiğit,
Karın kadrini ne bilsin,
Göz ağrısı bilmeyenler
Körün kadrini ne bilsin?