Powered By Blogger
HAKAN GÜNDAY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAKAN GÜNDAY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2016 Perşembe

Zargana - Hakan Günday

İlk kitabını 2000 yılında yayınlayan (Kinyas ve Kayra) Hakan Günday, kendine özgü hikayeleriyle kendi okur kitlesini yaratmış bir yazar. Kullandığı dil, oluşturduğu absürd karakterler ve sürpriz hikaye akışı nedeniyle tercih edilen çağdaş yazarlardan olmuştur. Zargana benim Hakan Günday'dan okuduğum ikinci kitap. Daha önce "Az" kitabını okumuştum ve beğendiğimi anımsıyorum. Aslında Zargana'yı hiç sevmedim diyemem ama sanırım diğer kitabını daha çok beğenmiştim. Bu kitabında ana karakter Zargana'nın (kendine neden Zargana dediğini okuyunca anlayacaksınız) on iki yaşındaki yaşamı ve son hali (bugünü) birbirine paralel şekilde anlatılmaktadır. Bu anımsamalar (flashbacks) şeklindeki hikayeyi bir araya getirince tamamlanmış bir yap-boz gibi bütün hikaye karşınıza çıkacaktır. Evlatlık olduğunu öğrenince on iki yaşında evden kaçan ve Berlin'in ara sokaklarında dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, kendini insanlıktan (insan olmaktan) soyutlar. Kendisini insan olmaktan soyutlayarak "hiç"e dönen Zargana, yaşamak için "insan takliti" yapmaktadır. Belki onlarca parçaya bölünmüş olan kişiliğinin de etkisiyle onlarca farklı hayat yaşamakta ve başkalarının oynadığı hayat oyunlarının senaryolarını yazmaktadır. Bu oyunlarda yazarın hayal gücü, zekası, hayata tutunma ve hayatı anlamlandırma çabası sezilmektedir ancak Zargana'nın bilinmeze doğru yola çıktığı düşünülürse, nereye kadar başarılı olduğu da tartışılabilir bir konu.

Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır denilmiş kitabın arka kapağında. Bu cümle Zargana'nın hayattaki seçimlerinin nedenlerini en iyi özetleyen cümle olabilir: yaşamak. Ama nasıl, nerede ve kimlerin hayatlarını yaşamak? Yaşamayı nereye kadar abartmak? İşte bu sorulara cevap bulabilmek için kitabı okumak gerekiyor. Hakan Günday yine sıradışı insanları anlatmayı tercih ettiği bu kitabı vaktiniz varsa ve okuyabilirseniz okumanızı tavsiye ederim ancak belki de başka bir kitabını okumak sizin için daha iyi olabilir.

"Zargana her şeyi seyretti. Üzüntüyü gördü. Hatta kadın yanından geçerken üzüntüye dokundu. Hayran kaldı. Saydam göz yaşlarına, kırışan yüze, abartılı hareketlere, gerçeği kabullenmemek için yapılan bedensel mücadeleye hayran kaldı. Derinden üzülen bir insan, gördüğü en büyü gösteriydi."

2 Mart 2014 Pazar

Kadınlar Arasında - Murathan Mungan (Hikayeler)

Murathan Mungan'ın seçtikleri şeklinde derlenmiş çeşitli kitapların varlığından haberdardım (Ressamın İkinci Sözleşmesi, Yabancı Hayvanlar, Kadınlığın 21 Hikayesi, Erkeklerin Hikayeleri..vb). Ancak bu kitabı fark edince (Kadınlar Arasında) konusu itibariyle ilgimi çekti ve okudum. Çok kısaca kitabın konusu "kadınların kadınlara aşkı" şeklinde özetlenebilir. Murathan Mungan değişik yazarların "lezbiyen hikayelerini" derleyip ortaya bu eseri çıkarmış (araya girip birkaç söz ederek). Yazarların bir kısmını tanıyordum ancak bu kitap sayesinde pek çok yeni ismi öğrenmiş oldum. İlginç bir konu, ayrıca kısa hikayelerden oluştuğu için okumaya ara verip araya başka kitapları da alabilirsiniz (Sandman gibi mesela). Bu arada kitabın arkasında yazan açıklama da beni kitabı okumak için çeken etkenlerden biridir: "......Öte yandan her aşk hikâyesinin aslında kendinden başka şeylerin de hikâyesi olduğunun unutulmaması gerekir. Kadınlar arasında yaşanan adı konmuş konmamış, bir ad konulmasına gerek duyulan ya da duyulmayan gönül bağlarının, duygusal, tensel çekimlerin; kendini gerçekleştiremeyen arzuların ya da sonuçları göze alınıp yaşanan tutkuların; bir ilişkiye dönüşememiş ya da zamanla derin bir dostluk ve himayeden koyu bir çekişme ve rekabete kadar farklı biçimler altında varlığını sürdüren köklü yakınlıkların hikâyesi de olabilir..."

Murathan Mungan'ın kendisi edebiyatın "öteki" dediğinizin hikayesinde kendinizi bulmak olduğunu söylemiş. Bu söze bazı noktalarda katılıyorum. Elbette düşüncem "edebiyat" budur şeklinde değil ancak edebiyat dediğimizin hayatta olan her şeyi (hayal gücü dahil) konu edebilmesi yönünde. Öyle ki, Murathan Mungan'ın dediği gibi sessizliğin ve dilsizliğin her çeşidine itilen, hapsedilen kimlikler üzerindeki toplumsal tehditler, ancak birbirimizin hikâyelerini tanıdıkça, dokundukça, anladıkça ortadan kalkmaya başlar.

En sevdiğim hikaye (belki de şahsını sevdiğim için) Hakan Günday'ın "Gem" hikayesiydi. Bir de Mine Söğüt'ün "Ablamın Cesedi" ve Hakkı İnanç'ın "Dere Boyu Pervin" hikayelerini çok beğendim. Yine de, hiçbir "kadınlar arasında aşk" hikayesi Ömer Seyfettin'in "Eleğimsağma"sı gibi olamaz. 1917 yılında yazılan bu hikayenin okuduğum ilk andan bu yana bendeki etkisi hala geçmedi ki bunca yıllık birikim ile yazılan pek çok hikaye okumama rağmen. Sonuç itibariyle, hikaye okumayı seviyorsanız, bu kitabı tavsiye ederim.

".....Pervin soyunmaya başlıyor. 'Ne yapıyorsun?' diyorum. Bu kadar güzel olunur mu? Bir tabloyu izliyorum: Tanrı fırçasını düşlerime batırmış. 'Gelsene' diyor Pervin. Çıktığı madene dönmüş gibi öyle parıldıyor..." (Dere Boyu Pervin)

"......Anlamıyordum. Senin hayallerinden bahsediyordu. Görüntünden. Giysilerinden. Arzularından. Hayallerinden. Yaptıklarından. annemin haberi olmadan yaptıklarından. Tüm mahallenin bildiğinden. Bir annemin bilmediğinden. Babamın bile her şeyi sezdiğinden. Bir annemin bilmezden geldiğinden..." (Ablamın Cesedi)